Dinç Bilgin, Zafer Mutlu ve Güngör Mengi'nin birlikte çalıştığı dönemde Sabah Gazetesi'nin Hüsamettin Özkan'ı nasıl savunduğunu anlatan Ilıcak, "Geçtiğimiz dönem iktidar ile menfaat ilişkisi içinde bulunan bir kısım medya, yolsuzluklara gözünü kapamasaydı, Türkiye boğazına kadar pisliğe batmazdı" dedi.
29 Aralık 2004 20:17 Çarşamba
"TÜRKİYE'DE YOLSUZLUKLAR MEDYA İŞBİRLİĞİ İLE GERÇEKLEŞTİ"
YOLSUZLUĞA MEDYA DESTEĞİ / 30.12.2004 Geçtiğimiz dönem iktidar ile menfaat ilişkisi içinde bulunan bir kısım medya, yolsuzluklara gözünü kapamasaydı, Türkiye boğazına kadar pisliğe batmazdı. Halk Bankası ve Özkan ile ilgili soruşturma önergesinin tartışıldığı gün, Dinç Bilgin, Zafer Mutlu ve Güngör Mengi'nin yönettiği Sabah gazetesi, "Hüsamettin Özkan'dan tokat gibi cevap" diye yazıyordu. O gün haklı olduğumuz davanın Yüce Divan'a taşınmasından belli değil mi? Türkiye, bir dönem geniş çaplı yolsuzlukların kurbanı olduysa, bunda medya desteğini küçümsememek gerekir. Bir kupür Arşivimi karıştırırken, gözüme, 11 Nisan 2001 tarihli Sabah gazetesinin kupürü ilişti. Hüsamettin Özkan hakkında Fazilet Partisi soruşturma önergesi vermişti. Bu önergenin başını ben çekiyordum. Özkan, hem Recai Kutan'ı, hem de Abdullah Gül'ü arayarak, önergenin verilmemesini istemişti. Doğrusu, Kutan'ın da, Gül'ün de hakkını teslim etmek lâzım. Kutan, "Acaba geri çekebilir misiniz?" diye sordu. "Hayır, çekmem doğru olmaz" sözüm üzerine, bana hak verdi. Çünkü o da, özellikle Halk Bankası meselesinde Özkan'ın sorumlu olduğunu düşünüyordu. Özkan, Fazilet Partisi içindeki "Yenilikçilerin" başkanı olan Abdullah Gül'e de telefon etmişti. Abdullah Gül, beni haklı gördüğünü söyledi, hatta önergeye imzasını bile koydu. Hüsamettin Özkan ile yakınlığı olduğunu, aynı zamanda Kayseri kökenli olmaları sebebiyle aralarında hemşehrilik bağı bulunduğunu bildiğim için hayret etmiştim. O da benim hayretimi şaşkınlıkla karşıladı ve "Nazlı Hanım, benden farklı bir davranış mı bekliyordunuz yoksa?" diye sordu. Soruşturma önergesi 10 Nisan 2001 tarihinde Özkan hakkındaki soruşturma önergesi dolayısıyla kürsüde bir konuşma yaptım. Hüsamettin Özkan ise, asıl suçlamalarıma cevap vermek yerine, önergedeki teferruata ilişkin konulara değindi. Buna rağmen, kupürünü de sütunlarımda yayınladığım gibi, Sabah gazetesi (O tarihte sahibi Dinç Bilgin'di ve bugün Vatan'ı çıkarıp yolsuzlukların üzerine gittiğini söyleyen ekip, Zafer Mutlu, Güngör Mengi ve arkadaşları Sabah'ta çalışıyorlardı.) haberi şu başlıkla kullandı: "FP'li Ilıcak'ın iddialarına Özkan'dan tokat gibi cevap geldi. Ilıcak'ın dayanaksız iddialarla verdiği soruşturma önergesini DYP bile desteklemedi." O gün Hüsamettin Özkan, "İlgili bakan olduğum dönemde tarafımdan hiç kimseye kredi açılması talimatı verilmemiştir. Bu tür işlemler ve kredi açılması talimatı bizden önceki hükûmet döneminde yapılmıştır. Halk Bankası'na ilişkin denetim raporları doğrudan savcılığa gönderildi; ancak yasal prosedüre uygun olmadığı için bu raporlar geri döndü. Prosedür tamamlandıktan sonra yeniden savcılığa intikal ettirildi. Teftiş Kurullarınca da soruşturma açıldı" demişti. Menfaat ilişkisi Hüsamettin Özkan doğru konuşmuyordu. Ama, o günlerde medya menfaat ilişkileri dolayısıyla Özkan'a sahip çıkmıştı. Halk Bankası Dinç Bilgin'e ait Medya Holding'e, Atel Televizyonculuk, Sabah Yayıncılık ve Sabah Dış Ticaret AŞ'ye yüklü miktarda kredi kullandırmıştı. Bu yüzden, Sabah, "Özkan'dan tokat gibi cevap" başlığını atıyordu. Kasım 2002 seçimlerinden sonra kurulan, Azmi Ateş başkanlığındaki Meclis Araştırma Komisyonu'nun raporu, Hüsamettin Özkan'ı sorumlu buldu ve eski bakan hakkında bir soruşturma komisyonu oluşturulmasını tavsiye etti. Kredilerin büyük çoğunluğu Özkan döneminden önce açılmakla birlikte, Özkan'ın görevli olduğu dönemde bu firmalar daha önce almış olduğu kredileri ödememelerine ve diğer olumsuzluklara rağmen, sürekli ve artan oranda yeni kredilerden yararlanmışlardı. Özkan, "Halk Bankası'nda yeni kredi açılmamıştır" diye kendini savunuyordu ama, mevcut kredilerin arttığı, gecikmelerin takibinin yapılmadığı konularına hiç temas etmiyordu. Ayrıca, denetim raporlarının savcılığa intikal ettirildiği hususunda da, "İki yıl gecikildiğini" saklıyordu. Kısa tarihçe Olaylar şöyle gelişmişti: Halk Bankası'nın 1996 yılı işlemlerine ilişkin Bankalar Yeminli Murakıp raporları, 4 Mart 1998 tarihinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'a gönderildi. Özkan bu raporları cevaplandırılması için Halk Bankası'na yolladı. Halk Bankası'nın cevapları 27 Nisan 1998'de Hazine Müsteşarlığı'na iletildi. Özkan, Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner'e bir yazı göndererek, Murakıplar Kurulu Başkanı İlkay Karakoç'un, Halk Bankası Genel Müdürü Yenal Ansen'e husumet duyduğunu belirtti, dolayısıyla, raporun, Hazine Müsteşarlığı tarafından yeniden değerlendirilmesini istedi. (4 Mayıs 1998) Yılmaz Hükûmeti düşüp, Güneş Taner bakanlıktan ayrılınca, Hazine Müsteşarlığı Mesut Yılmaz'a bağlandı. 15 Aralık 1998'de Özkan, Yılmaz'dan murakıp raporlarının Başbakanlık Müfettişlerince incelenmesini talep etti. Özkan'ın talebi üzerine Yeminli Murakıpların raporları, Başbakanlık Müfettişlerince incelendi; müfettişler 16 Temmuz 1999'da incelemeyi tamamladı ve Murakıp raporlarının haklılığını tescil etti. Buna rağmen Özkan, 1 Şubat 2000'de, başbakandan yeni bir onay alıp, Başbakanlık Müfettişlerine ikinci bir inceleme yaptırttı. O sırada Halk Bankası'nın alt düzeydeki memurları yargılanıyordu. İddialar yoğun bir şekilde gazetelere yansıyınca, Özkan'dan ancak Ekim 2000'de Yenal Ansen için soruşturma izni çıktı. Hüsamettin Özkan, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun Halk Bankası'nın 1997 ve 1998 yıllarına ilişkin faaliyetlerini kapsayan raporlarını ise işleme koymadı. Özkan'ın yerine gelen Kemal Derviş soruşturma izni verdi. * * * Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca düzenlenen rapora göre, "Yıllardır ağır suçlamaların muhatabı olan sorumlular, görevlerine devam etmiştir. Haklarında bu kadar iddia bulunan banka yöneticilerinin uzun süre ısrarla görevde tutulmasıyla, tahsil edilemeyen kredi tutarları ve korunup kollanan kredi borçları arasında ilişki bulunduğu sonucuna varılmıştır." .............................. Türkiye'de yolsuzluklar, medya işbirliği ile gerçekleşti. Sütunumuzda yayınladığımız kupür bunun en belirgin delilini teşkil ediyor.