"Göz göze geliyoruz", "Uzaktan selamlaşıp gitmek ile iki dakika takılmak" arasında gidip geldiğini hissediyorum". Peki selamlaştılar, sonra ne oldu?
27 Aralık 2006 11:34 Çarşamba
AHMET HAKAN, ORHAN PAMUK'A SELAM VERİNCE!

GEÇEN gün akşamüzeri...
 
Birkaç arkadaş Nişantaşı Starbucks’ın her zaman dolu, her zaman soğuk ve her zaman kaotik ön bölümünde zar zor kaptığımız bir masada oturmuş kahve yudumluyoruz.
 
Gündem: Beş para etmez, sıkıcı medya dedikoduları.
Benim gözüm dışarıda...
Gelen geçeni kesiyorum:
Bali çekmiş yapışkan mı yapışkan kirli bir adamın tehdit dolu dilenciliği...
Bir Nişantaşı kadınının elinde alışveriş torbaları, gözleri vitrinlerde süzülüşü...
Yandaki apartmanın kapıcısının çocuklarını paylaması...
Kravatları iyice gevşetmiş birkaç liselinin etrafa bulaşmaya temayüllü geçişi...
 
Ve bu çelişki tablosunun ortasına tanıdık bir sima düşüveriyor:
İşte paltosunun yakalarını kaldırmış, hızlı adımlarla yürüyen anlı şanlı ve Nobelli yazarımız Orhan Pamuk...
 
Göz göze geliyoruz.
"Uzaktan selamlaşıp gitmek" ile "iki dakika takılmak" arasında gidip geldiğini hissediyorum.
"Buyurmaz mısınız?" diyoruz.
"Hadi biraz takılayım" diye yanıt veriyor.
Ve masaya bir "Küçük latte" daha ekliyoruz.
* * *
Muhabbet başlıyor.
Tabii tahmin edebileceğiniz gibi ne söylesek klişe kaçıyor.
Birimiz "Orhan Bey tebrik ederiz, vallahi çok sevindik" diyor.
Birimiz "Nobel konuşmanız on numaraydı. Acayip etkilendik" diyor.
Orhan Pamuk ise kim bilir kaç kez işittiği bu komplimanları hayli alışkın bir edayla karşılayıp geçiştiriyor.
Starbucks’ın bazı müşterileri de fark ediyorlar Nobelli yazarı.
Uzaktan Pamuk’u gösterip gülümseyenler, masaya gelip tebrik edecek cesareti gösterenler falan.
Orhan Pamuk, son zamanlarda geliştirdiği Denktaşvari geleneğini burada da bozmuyor:
O küçük dijital fotoğraf makinesiyle fotoğraflarımızı çekiyor.
Sonu hep kontrollü esprilerle ve çekingen gülümsemelerle biten bir geyik çeviriyoruz.
Ve Nobelli yazarımız, "Hadi bana eyvallah" diyerek hızlı bir şekilde masamızı terk ediyor.
* * *
Nobel ödülünü aldıktan sonra Orhan Pamuk ile ilk söyleşiyi Hürriyet yazarı Hadi Uluengin patlatmıştı.
Büyük merak ve keyifle okuduğum o söyleşide Orhan Pamuk, Nobel’i aldıktan sonra New York’ta yaşadığı bir olayı anlatmıştı:
 
"Geçenlerde, bir şeyler atıştırdığım küçük ve pis bir lokantada yanımda oturan adam birden ’İşte New York öyle bir yerdir ki, bitişiğinizdeki adam Nobel ödüllü çıkar’ diye bütün lokantaya nutuk attı."
 
Starbucks’ta çevirdiğimiz geyiğin ardından...
İşte bu cümleyi anımsadım.
Ve içimden şöyle dedim:
 
"İstanbul öyle bir yerdir ki, sıradan bir kafede takılırken karşınıza Nobelli bir yazar çıkar. Kendisiyle oturup kahve içip geyik çevirebilirsiniz."