SÜPERPOLİGON ÖZEL ANALİZ
Saddam Hüseyin’in idamının perde arkası
BİLGE İSA SEYRAN
Irak’ın devrik lideri Saddam idam edildi. Irak Milli Güvenlik Danışmanı Muvaffak El Rubai’ye göre, elinde Kuran ile darağacına yaklaşan Saddam’in son sözleri “Korkma” olmuş. Saddam’in asıldığı haberini CNN televizyonuna bağlanarak çocukça bir neşe içinde anlatan Rubai, “Yüzünün maske ile kapanmasını istemeyen Saddam, bana döndü ve korkma dedi” diyor.
Amerika tarafından kurulan kukla Irak rejiminin Milli Güvenlik Danışmanı , ayrıca CNN televizyonuna “ idamı gerçekleşmesinde katkısı olan bütün ekibimle gurur duyuyorum. Başından sonuna kadar Islami şeriat harfiyen uygulandı, hiçbir sorun çıkmadı” dedi.
CNN’in tecrübeli habercisi Anderson Cooper, bu fırsatı kaçırmadı ve hemen sorusunu yapıştırdı:
“Ama bize gelen haberlere göre idamdan sonra cesedin etrafında danslar edilmiş, Şii sloganları atılmış, el çırpılmış, şarkılar söylenmiş. Bunlar doğru mu?”
“Evet doğru, bunlar oldu” dedi Rubai ve ekledi: “Ama bunu doğal karşılamak gerekiyor. Zira el çırpan ve şarkı söyleyenlerin arasında Saddam yönetimi sırasında ailelerini kaybedenler vardı”
Ne yazık ki, Iraklı Muvaffak El Rubai’nin ve Saddam’ın cesedinin etrafında dans eden eblehlerin bilmesi gereken İslam’da cenazeye ve ölene saygı, CNN sunucusu Anderson Cooper tarafından dile getiriliyor ve bu olay bize bakin neyi hatırlatıyor:
İtalyan işgaline karşı yirmi küsür yıl savaşarak karşı koyan Libya’nın efsane komutanı Ömer Muhtar, 1931 yılında idam edildiğinde karsısında İtalyan subaylar selama durmuşlardı. Elbette Ömer Muhtar gibi bir kahramanı, Saddam gibi bir cellatla kıyaslamak istemiyorum ama gayr-ı müslim İtalyanların Müslüman bir cesede gösterdiği saygıyı Şii Müslümanlardan görmemek, saygı bir kenara bir de el çırpıp şarkı söylemek insanı düşündürüyor.
Saddam’in, Şii Müslümanların elinden idamı, Amerikan hükümetinin Sünni ve Şii Müslümanları karşı karsıya getirmek için uygulamaya koyduğu planın son aşaması. Kim bilir belki de “medeniyetler çatışması kopacak" diye haykırılırken aslında kastedilen ya da içten içe tezgahlanan bir İslam-Hıristiyan değil, Şii-Sünni çatışması idi. Ve de Amerika bunda maalesef basarili oldu. Zira devrik Sünni bir liderin, Şiilerin elinden Kurban Bayram’inin ilk günü alelacele darağacına gönderilmesini, etrafında Şii sloganları atılması ve marşları söylenmesini ve gizli kalması gereken bu densizliğin basına sızdırılarak tüm dünyaya duyurulmasını nasıl izah edebiliriz.
”The Shia Revival” adli kitabi ile Orta Dogu’da Şii Aydınlanması’nın entelektüel taşlarını dizen Veli Nasr, idamdan hemen sonra CNN televizyonundan zafer gülücükleri atarken çok önemli bir cümle saffetti: "Saddam’in idamı ile Irak, bir daha bir araya gelmemek üzere parçalara ayrılmıştır”
Buna benzer bir tespiti Uluslararası Stratejik Araştırmalar think-tank’inde Orta Doğu uzmanı olan Jon Alterman yapıyor: "Saddam, zor kullanarak, şiddet uygulayarak Irak’I bir arada tutan bir çimento görevi görüyordu. Şimdi aynı görevi demokratik yollarla hangi babayiğit yapacak, esas merak ettiğim bu”
Amerika’da asıl sorulan sorulardan biri de neden Saddam’ın idamının bu kadar aceleye getirildiği. Hakkında devam eden o kadar çok dava varken, binlerce insanin ölümünden sorumlu tutulup suçluluğu dünya kamuoyunda kesinlik kazanıp bu isi daha geniş bir zamana yaymak varken, Saddam sadece 148 Şii’nin ölümünden sorumlu tutuldu. Neden?
8 temmuz 1982 yılında Duceyl’e giden Saddam, kendisine yapılan suikast girişimine 148 kişiyi katlederek cevap verir. İste Saddam’in idam kararının dayandırıldığı katliam bu. Oysa Saddam, Kuzey Irak’ta binlerce Iraklı Kurdu katletti ve bununla ilgili soykırım davası devam ediyor. Amerikan televizyonuna konuşan avukatlar ve hukuk profesörleri, şaşkınlıklarını dile getirdiler ve “ idamın neden bu kadar aceleye getirildiği ve diğer davaların sonucunun beklenmediğini anlamakta güçlük çektiklerini” ifade ettiler.
CNN televizyonun hukuk analisti David Scheffer ise ileri giderek,”Saddam davasının adil olduğunun iddia edilemiyecegini” iddia etti. Scheffer’e göre, Amerika davanın her aşamasında mevcuttu ve mahkemenin masrafları dahil birçok ihtiyaç Amerikan hükümeti tarafından giderildi. Mahkemenin birçok usul hatası yaptığını iddia eden Scheffer, “Kutsal bayram gününde Amerikan hükümetinin Saddam’ı asılmak üzere Irak hükümetine teslim edilmesi, çok anlamsız” dedi.
Amacımız, halkına zulme eden Saddam gibi bir liderin ardından ağıt yakmak değil elbette. Ama Türkiye, hemen yanibasinda oynanan oyunlardan haberdar olmalı ve kendini ona göre ayarlamalı. Amerika, Saddam’ı, Şii’leri ya da Kürt’leri katlettiği için idam etmedi. Amerika, kendi halkına işkence eden, katleden diktatörlerle sorunu olsaydı Sili diktatörü Pinochet ile hesaplaşırdı herkesten önce. 1973 yılında secimle işbasına gelen Allende hükümetini, Amerika desteği ile deviren general Pinochet, 3000 vatandaşını oldurdu, 30.000’inine ise işkence etti. Kendisine suikast girişimde bulundular diye 148 Şii Irak’lıyı öldüren Saddam’I ipe gönderen Amerika, Pinochet’ı neden görmezden geldi?
Bütün bati dünyasının “ bir diktatörden kurtulduk “ diye sevinç çığlıkları attığı şu anda asıl sorulması gereken soru şu: Sözde Saddam’ı ipe göndermek için Irak’ı işgal eden Bush hükümeti, yaklaşık 600 bin Irak’lının ve 3 bin kendi askerinin hayatini kaybetmesine sebep oldu. Bu hayatların hesabini Bush’tan kim soracak?