Hayrullah Mahmud cezaevinde geçirdiği 10 günün ardından yaşadıklarını anlattı.
Mahmud'a Süperpoligon olarak tekrar geçmiş olsun diyoruz.
30 Aralık 2006 15:29 Cumartesi
HAYRULLAH MAHMUD CEZAEVİNE GİDEN YOLU YAZDI...
PARDON / 2007 ERDOĞAN’IN HAKİKATLE YÜZLEŞECEĞİ YIL OLACAK YA DA DEVLETTEN 10 GÜN ALACAĞIM VAR?!
Pardon?!
Hocam Öcal Uluç çiçeği burnunda bir “Gazeteci” adayı iken, iki kulağıma küpe, şöylesi bir öğütte bulunmuştu:
“Habere giderken dikkat et, sen haber olma!”
Nitekim…
20 yıla yaklaşan meslek hayatımda bu öğüdü hiç kulak arkası etmedim.
Hocamın diğer öğütleri gibi harfiyen uydum, tuttum.
Yetiştirdiğim, yetişmesine katkıda bulunduğum genç meslektaşlarımla da bu öğütleri hep paylaştım.
Ne var ki, AKP’nin baskıcı ve zorba zihniyetinin bir ürünü olarak, 2006 Aralık ayının ortasında bir kısım medyada, içinde bulunduğum şartlar nedeniyle, bir kez daha “haber” oldum.
Daha doğrusu “haber” olmak zorunda kaldım.
Neden?!
Niçin?!
Niye?!
İşte bu ve benzeri sorulara cevap olabilecek birkaç satır…
“Ayaş Kapalı Cezaevi”nde 10 gün yatmama neden olan, bir dönemin kısa özeti:
MADALYONUN TERSİ
1-2002 yılında Lale Manço, Moda’daki evi müze yapacağım diyerek, Türk Milleti’nden para toplamak istedi. Özetle, Türk halkının Barış Manço’ya olan sevgisini istismar etmek istedi. Ben de buna karşı çıktım. Sadece ben mi?! Hayır! Fatih Altaylı, Hıncal Uluç da o dönemde köşelerinde Lale Manço’yu çok ağır olarak eleştirdiler. Dönemin Devlet Bakanı Yüksel Yalova da, Lale Manço’yu güvenilmez bulduğunu belirterek, para toplama işine destek vermedi. Lale Manço da medyadaki dostları üzerinden yürüttüğü operasyon çökünce, bunun hıncını almak için bana dava açtı. Konuyu incelemeden, benden savunma dahi istemeden dönemin Basın Konseyi beni kınadı. Bende bunun üzerine, bu haksız kararı protesto ettim.
2- Sabah’ın yaşadığı tatsız dönem sona erdikten sonra, benim içinde bulunduğum şartlar da düzelmeyince, sigortasız çalıştığım işyerimden ayrıldım. Lale Manço’nun hakkımda açtığı dava ile ilgili tüm belgeleri de Sabah Hukuk Bürosu’na teslim ettim. Sabah Bilgin Yayıncılık’tan Merkez Holding’e geçince hukuk bürolarını da ayırmışlar. Benim teslim ettiğim belgeleri de kaybetmişler. Avukat olmadan ve sağlıklı bir savunma yapılamadan devam eden davanın neticesinde tazminata mahkum oldum. Yargıtay’a yapılan itiraz da, günü geçtiği gerekçesi ile reddedildi. Yani, yargılamadaki eksiklikten dolayı davayı Lale Manço kazanmış oldu! Fakat aradan geçen süre içinde, yazımda ileri sürdüğüm tüm iddialar da gün yüzüne çıkmış oldu. Bu anlamda, yeniden yargılama yapılması için Adalet Bakanlığı’na itirazda bulunacağız.
3-Sabah sonrası kısa bir süre Habertürk ardından da star’da çalıştım. 14 Şubat 2004’te TMSF star’ın yönetimine el koyunca, “Müesseseye sadakatsizlik” suçlaması ile hukuksuzca işimden atıldım. Beni arayan çalışma arkadaşlarımı da işten attılar. Bu yüzden Ankara’dan ayrılmadım. Cem Uzan’ın, Can Ataklı’nın yapılanları görmezden, duymazdan gelmeyi tercih ettiği bir ortamda, sevgili dostum, arkadaşım, bir basın gazisi Emre Aygen’in Başkanlığında “Star Mağdurları Komitesi” kurduk! Bu komite (Emre Aygen, Hazal Ateş, Mustafa Altunay, Cemal Doğan, Tülay Ünal Öçten, Fatin Dağıstanlı) yaptığı temaslar ile TMSF’nin mağdur ettiği “star çalışanları”nın yasal haklarını almalarının önünü açtılar. Şu anda benim dava dosyam hariç, tüm işe iade davaları sonuçlandı. Kaldı ki, star’ın başında da şimdi Erdoğan’ın dünürünün oğlu Serhat Albayrak var; CEO’luk yapıyor. Star da sonunda “AKP bülteni” oldu. Başka söze ne hacet!
4-BOP sürecinde Ankara’da kişisel birikimim ile ayakta durmaya çalıştım. Kredi kartlarımın limiti ile bir yıl kadar daha dayandım. Daha sonra davamın sonuçlanmaması ve de başlayacağım işe başlayamamam nedeniyle ekonomik olarak çöktüm. Kaldı ki, prensipte el sıkıştığım medya patronunu “Elimde dosyanız var” diye şantaj yollu tehdit eden Erdoğan izin vermese de mücadeleme devam ettim. (SESAR’ın sahibi dostum İsmail Yıldız’ın ofisinde, emrime tahsis ettiği bir bilgisayar aracılığı ile günlük yazılarımı yazabildim. Çünkü bu sırada evdeki telefon hattım borcu nedeniyle kesilmişti. Yıldız, bana kucak açtığı için onun da üzerine geldiler, o da çok sıkıntılı günler yaşadı.) Ezcümle, Lale Manço vb davalar için de mal beyanında bulundum; fakat netice ortada! Sevgili dostum avukat Dursun Yassıkaya’nın açıklaması çok net! Hülasa AKP Türkiyesi’nde, Erdoğan’ın badem gözlerine övgü düzmeyene ya da üç maymunu oynamayı kabul etmeyene hayat hakkı yok! Her nedense Erdoğan, yaptığı yanlışlar ile idam sehpasına doğru yürüyen Menderes’in mokasenleri içinde yürümekte, benzer yanlışları tekrarlamakta ısrarlı! Ne diyelim, Allah akıl fikir versin!
5- Ankara’da devam eden günlerimde hem ülkesel, hem ilkesel hem de kişisel bir mücadele verdim. Ülkesel bir mücadele verdim, çünkü; BOP’u hayata geçirmeye çalışan güçler Türkiye’yi parçalamak istediler. Bu yüzden de devletin dörtbir köşesini baskı ve şantaj ile ele geçirmeye çalıştılar. Ben de kalemimle, nefesim yettiğince bu “şerefsizce çaba”ya karşı durdum, direndim. BOP Eş Başkanı Erdoğan da, BOP’un Türkiye’de amacına ulaşması için elinden gelen her şeyi yaptı. Benim, bizim gibi vatan adına mücadele edenlerle yanyana durmak, resim vermek yerine, Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyenlerden yana saf tuttu! O hala kabul etmek istemese de, yola çıktığı tüm BOP’çular gibi kaybetti! İlkesel bir mücadele verdim, çünkü; tüm medya organları artık neredeyse bir holdingin parçası olmuşlardı. O medyalardan bir kısmı her ne kadar “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” demeyi tercih etmek zorunda kalmış olsalar da, sistem bozuk olduğu için netice ortada! Şimdi yılan sırayla hepsine tek tek dokunuyor! Ben ise sanal ortamda devam eden mücadelem, ortak mücadelemiz sırasında, her ne pahasına olursa olsun, medyanın görevini doğru ve eksiksiz yapması gerektiğini savundum. Kim ne derse desin, doğru bir iş yaptığıma da inanıyorum. Kişisel bir mücadele verdim, çünkü; Erdoğan ve perde arkasındaki güçler hem benim hem de çalışma arkadaşlarımın ekmeği ile oynadılar. Aşımıza, işimize göz koydular. Özetle kul hakkı yediler. Bu yüzden de, kendilerine “İslamcı” diyen bu “rantçı kafa”lara, bulduğum her platformda ayna tuttum, yanlış yaptınız dedim. Ezcümle, ayıplarını yüzlerine vurdum.
6-Çok zor koşullar altında geçen iki buçuk yıllık “Direniş” süresi içinde BOP operasyonunu yürüten güçler ve onların Türkiye’deki sözcüleri, geçmişimi didik didik ettiler. Dörtbir koldan araştırma yaptılar. Hiçbir şey bulamayınca da, iftira atmayı denediler. O da tutmadı. Bu sefer de Lale Manço’nun açtığı ve tamamıyla haksız olduğu bir dava dosyasının arkasına saklanarak, intikam almayı denediler. Mahkemenin verdiği 10 günlük disiplin cezası sonrası beklediler ki, gidip kapılarını çalacağım ve onlardan merhamet dileneceğim. Onlar aval aval beklerken, ben gidip Ayaş Kapalı’da 10 gün paşa paşa yattım. Ferhan Şensoy’un “Pardon” filminde olduğu gibi şimdi devletten 10 gün alacaklıyım. Neticede dava dosyası da, içinde bulunduğum durum da ortada! (Ki, onlar kabul etmese de mal beyanı verdiğimin kaydı da ortada!)
7-Vatanıma, mesleğime, arkadaşlarıma, onuruma, namusuma laf ettirmediğim için bazıları “Hayrullah Mahmud bu cezayı hak etti, daha da beter olsun” dese de, ben inandığım yolda yürümeye devam edeceğim. Hocam Öcal Uluç’tan da böyle gördüm, böyle öğrendim. Haklı olduğun davada, geri adım atmadan, korkmadan, ürkmeden, tüm zorluğuna rağmen yürü demişti, ben de öyle yaptım. Bu mücadeleye saygı duyan destek veren herkese teşekkürler. Neticede bu benim kişisel bir mücadelem değil; vatan hepimizin vatanı! Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Olmuş ile ölmüşe çare yok” der. Ezcümle, Ayaş Kapalı’da 10 gün hapis ile üstüne tüy dikilen serüvenin kısa özeti budur!
AYNAYA BAKMAK
Ve…
Son olarak…
Daha önceki yazılarımdan ve bu satırlarımdan ikna olmamakta kararlı BOP’çular, yeminli AKP’liler, Erdoğan sevdalıları için “hususi” birkaç satır daha...
Benim hakkımda vicdansızca iddiada bulunanlardan herhangi biri, Eş Başbakan Erdoğan’ı malvarlığını açıklamaya davet edebilir mi?!
Misal bana “Neden ölmedin hala yaşıyorsun?” diye hesap soranlar, gecekonduda oturup, sponsorla çocuk okutuyorken, Başbakan olduğunda maaşı yetmediği için yakınan o zat’tan, Boğaz kıyısında nasıl 5 villa sahibi olduğunun hesabını sorabilirler mi?!
Ya da Erdoğan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan’ın “servet”ini nasıl oluşturduğunu sorgulayabilirler mi?!
Veyahut, bunların hiçbirini yapamıyorlarsa, bu vatan adına samimi mücadele eden ve tüm özelinden vazgeçmiş, bu yüzden BOP’çular ve BOP Eş Başkanı Erdoğan tarafından mağdur edilmiş Hayrullah Mahmud’dan “Pardon” deyip özür dileyebilirler mi?!
Ezcümle, hem hukuk karşısında hem de Allah’ın huzurunda hesabını veremeyecek, utanılacak hiçbir şey yapmadım.
Ya Erdoğan ve tayfası?!
Onlar için de aynı şey geçerli mi?!
Ne dersiniz?!
Hülasa, usta şair Can Yücel’in bir dönem açıkladığı gibi benim de malvarlığım ortada!
Ya onlarınki?!
Bu arada yeri gelmişken birkaç dostuma da teşekkürü borç bilirim.
Bu sıkıntılı günlerimde beni yalnız bırakmayan Hocam Öcal Uluç’a, SESAR Başkanı İsmail Yıldız’a, Avukat Dursun Yassıkaya’ya, genç ve yetenekli meslektaşım Emre Kulcanay’a, kalemleri ile desteklerini esirgemeyen sevgili dostum Haber 1’den Emre Aygen’e, Tercüman’dan Kenan Sönmezler’e, Anayurt’tan Hasan Hüseyin Memiş’e, Gerçek Gündem’den Barış Yarkadaş’a çok teşekkür ederim.
SESAR, Milliyet, Medyafaresi, Süperpoligon, Medyatava’ya, İnternethaber ve adını sayamadığım birçok “İnternet gazetesi”ne de, bu sıkıntılı anımı paylaştıkları için tekrar tekrar teşekkürler.
E-Mail kutuma “Geçmiş olsun, yanındayız” diye destek mesajı gönderen herkese çok teşekkür ediyorum.
Sağolun, varolun.
Hepinize iyi yıllar!
Tüm İslam aleminin Kurban Bayramı kutlu olsun.
2007’de buluşmak üzere…
Ezcümle, mevzu-u bahis vatan ise gerisi teferruattır!
Sevgiler
Hayrullah Mahmud
NOT: Basın Konseyi'nin haksız kınamasına ve mahkemeye sunduğum savunmanın kısa bir özeti aşağıdadır. İlgilenenlerin bilgisine:
HAKARET ETMEDİM, GERÇEKLERE AYNA TUTUM, GÖREVİMİ YAPTIM!
Barış Manço halka malolmuş bir sanatçıdır.
Cenazesine milyonlar katılmıştır.
Bu yüzden kamuoyu ve medya Barış Manço ile ilgili haberlere duyarlıdır.
Lale Hanım’la dava konusu olan yazıma gelince...
Davaya konu olan yazıları yazdığımda, gündemde Lale Manço’nun “köşkü” satın almak için düzenlediği bir yardım kampanyası vardı. Ben bir gazeteci olarak, bu yardım kampanyasını düzenleyen kişinin “gerçek niyet”ini ortaya koymak için bu yazıları yazdım.
Yazdığım yazılar sayesinde yardım kampanyası durdu.
Vatandaşın parası cebinde kaldı.
Yani yazılar amacına ulaştı.
Davaya konu olan ve küfrettiğim iddia edilen “kocası hayattayken başka erkeklerle birlikte olan” ile “karanlıklara gömülmüş kadın” ifadelerine gelince, en özet haliyle ifade etmeye çalışayım.
Bu yazılar yayınlanmadan önce medyada, Barış Manço’nun daha hayattayken bir başka hanımla birlikte olduğuna dair haberler yer aldı. Hatta bu hanımın evinde öldüğü iddia edildi. Lale Hanım’ın da Sulhi Aksüt’le ilişkisi olduğu söylendi.
...............
Ben bu anlatılanların hiçbir yerinde değilim.
Dedikodu yazarı değilim...
Magazin gazetecisi de değilim...
Kim kiminle ne yapmış benim ilgi alanımda değil.
Lale Hanım ya da bir başkası özel hayatını legal anlamda istediği gibi yaşayabilir.
Ama...
Bu hanım kamuoyunun karşısına çıkıp, hakkın rahmetine kavuşmuş milyonların sevgilisi Barış Manço’nun adını kullanarak para toplamaya kalkarsa, işte o zaman özel hayatı didik didik edilir.
Gerçekten bahsettiği gibi bir yaşam sürüp sürmediği araştırılır!
Gazeteci olarak burada benim görevim, bu yardım kampanyasını düzenleyen kişinin gerçekten böyle bir yardıma ihtiyacı olup olmadığını ortaya koymaktır.
Bende davaya konu olan yazılarda bu görevimi yerine getirmiş, para toplanmasının engellenmesinde diğer meslektaşlarımla birlikte ciddi katkı sağlamışımdır.
Kampanya bu yazılar sayesinde amacına ulaşmamıştır.
Vatandaşın parası cebinde kalmıştır.
Şöyle ki:
1-“Kocası hayattayken başka erkeklerle birlikte olan” tanımlaması küfür niyetine kullanılmamıştır. Bu cümle ile durum saptaması yapılmıştır. Yardım kampanyası düzenleyen Lale Hanım’ın “Eski eş” olduğunun altı çizilmiştir. Bu bir küfür değildir. Ölen kocasının adını kullanarak para yardımı toplamaya çalışan bir hanımı tüm çıplaklığı ile kamuoyuna tanıtmaktır. Benim yazım da mevcut haberlerden yola çıkarak kaleme alınmış bir eleştiri yazısıdır.
2-“Karanlılara gömülmüş kadın” ifadesine gelince; bu cümleyi kullanmama gerekçe olarak Ziraat Bankası’ndan imza taklit ederek kredi çekmekden tutun da, önce mallarını çok cuzi rakama sattığı Serdar Ahıskalı ile daha sonra evlenmeye dek varan bir sürü hadiseyi sıralaayabilirm. Bu deyimin içinde Sulhi Aksüt’le hala devam eden dava dosyasına göz atılacak daha bir sürü sebep sıraalanabilir. Nuriş çetesine dek uzanan bir sürü karanlık olay var bu ifaadenin içinde. Zaten aile içinde neredeyse herkes birbiriyle davalı. Barış Manço’nun kardeşlerinin ve Kurtalan Ekspres üyelerinin Lale Manço hakkında anlattıkları ve benim yazmadığım daha birçok şey var bu ifaade içinde. Bu ifade de konuyla ilgili eleştiri yazısı kaleme alırken, durum saptaması yapmak için kullanılmıştır. Bir hakaret değil, Barış Manço’nun eski eşi olarak içine düştüğü duruma dikkat çekilmiştir.
Nitekim...
Ben bir gazeteciyim.
Bir gazeteci olarak “hakaret” değil “eleştiri”, kamuoyunu “kirli bir para toplama operasyonu” karşısında bilgilendirme görevimi yaptım.
Üslubum sert olabilir ama o günkü oluşturulan kamuoyu hatırlanacak olursa, “Kral çıplak” demek için malesefki bu seviyeden ses vermek gerekiyordu.
Ki, o günlerde bu anlamda sadece ben eleştiri yazısı yazmadım.
Hıncal Uluç’tan Fatih Altaylı’ya dek birçok isim bu konuyla ilgili benzer içerikte yazı kaleme aldılar.
Lale Hanım’ın cevap ve düzeltme hakkına da saygı duydum.
Ama o “Cevap Hakkı”nı, tartışmayı kendisi lehinde bitirmem olarak algıladı.Yanıldı!..
Lale Hanım’ın gönderdiği her cevabı köşemde yayınladım.
Ekte sunduğum ve bana gönderdiği e-mail’de de hakkındaki iddialara cevap vermeyeceğini dava açacağını belirtiyordu.
Anladığım kadarıyla bozulan yardım kampanyasının intikamını böyle bir dava açarak almayı
tercih etti.
Sadece dönemin Devlet Bakanı Yüksel Yalova’nın 20.07.2002 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki beyanatını okumanız, neden bu yazıları yazdığımın anlaşılması için yeterli olacaktır sanırım:
YÜKSEL YALOVA: Barış Manço'nun evinin bankaya satılmaması için bağış kampanyası açılmasını, 5 milyar lira vereceğimi söylemiştim. Daha sonra Halk Bankası Genel Müdürü Emel Çabukoğlu'yla görüştüm. Öğrendiklerimden sonra kendimi sorguladım. Keşke o lafı etmemiş olsaydım. Çok pişman oldum. İstemihan Talay'ın bana söylediğine göre haczedilen kuyruklu piyanoyu üç kere satın alıp, alıp, Lale Manço'ya vermişler. Kamuya ait bir bankanın zararı pahasına böyle bir şey olmaz. Lale Hanım'ın bu bankaya borcu var. Kültür Bakanlığı, bankayı zarara uğratmayacak bir kirayla evi müzeye dönüştürür. Bileti alan gidip gezer. Para da devlete kalır. Ben de o vaat ettiğim 5 milyar lirayı müzeye vereceğim.
Lale Hanım’la ilgili medyada çıkan birkaç yazıyı da ekte bilginize sunuyorum.
Hakkımdaki kararın bozulmasını talep ediyorum.
Saygılarımla..
Hayrullah Mahmud