TV programında makarnadan kolye, kola kutusundan mumluk yapan Derya Baykal kadınlara sürekli aynı şeyi tekrarlıyor: ‘Hiçbir şeyinizi atmayın, değerlendirin.’ Kendisi de evinde kullanılmış poşet çaydan kahve telvesine kadar hiçbir şeyi atmıyor, gülerek ‘Yanlışlıkla eski kocam Ferhan Şensoy’u attım galiba’ diyor.
23 Aralık 2007 11:49 Pazar
DERYA BAYKAL'DAN İLGİNÇ AÇIKLAMA: "EVDEN HİÇ BİR ŞEY ATMADIM KOCAM FERHAN HARİÇ''

Derya Baykal ‘eskimiş’ ve ‘atmayın’ kelimelerini bıkmadan, usanmadan üç yıldır her gün tekrarlıyor. Öğleden sonralarının vazgeçilmez kadın programlarından birinin sunuculuğunu yapıyor: Deryalı Günler... Makarnadan kolye, karton kutulardan sehpa ve ampulden abajura kadar bir evin içinde bulunan ‘her şeyden’ her şey yapıyor. Kısacası programda evde kolaylıkla yapabileceğiniz ilginç dekorasyon, güzellik, boya, örgü, nakış, dikiş ve takılarla ilgili püf noktalarını kadınlarla paylaşıyor. Bunu da o kadar iyi beceriyor ki milyonlarca kadını ekrana kilitliyor adeta. ABD’den tutun da İngiltere’ye kadar bir hayran kitlesi oluşmuş durumda. Baykal’a İranlı kadınların taktığı bir lakap bile var: Hüner Perver.

Derya Baykal yıllardır evli olduğu Ferhan Şensoy’dan boşandıktan sonra yıllarca yaptığı tiyatroyu bir kenara bırakarak daha çok sevdiği işi yapıyor şu an. ‘Televizyonda her gün gösteriye çıkıyorum’ diyor. Fulya’da kendi adıyla açtığı dükkanda evden taşıdığı ve programda yaptığı tasarımları sergiliyor ve satıyor. Sağ kolu olarak nitelediği Sibel ve Çiğdem adlı asistanları da eski seyircileriymiş, şimdi Fulya’daki dükkanda birlikte çalışıyorlar. Ekrandaki seyircilerini cumartesi günleri dükkanda kabul ediyor.

GECELERİ BONCUK YAPARIM

Biz hep Derya Baykal’ı Ferhan Şensoy’un eşi olarak bilirdik. Ta ki üç yıl öncesine kadar. Silkindiniz ve karşımıza çıktınız. Bu nasıl oldu?

Aslında üç yıl önce de beni bilen biliyordu. Her şeyimi dışa dönük yapan biri değilim. İçe dönük bir insanım. Ferhan Bey ile çalıştığımız dönemlerde o dekoru yapardı, ben ise kostümleri. Evde sabahlara kadar boncuk dizen biriydim. Kızlarıma oyuncaklar yapardım. Benim çocukluğum da böyleydi. Hep kartondan evler, bez bebekler yapardım. Daha 13 yaşında örgü örmeye başladım. Annenize, anneannenize bakın... Eskiden bu kadar çok ‘hazır’ yoktu. Eskiden bizler yapardık, dikerdik ve giyerdik. Ayrıca çocukların kendi başlarına bir şey yapacak duruma gelince hareket etme imkanım oldu. Zaten evde beni bekleyen biri yoktu, bağımsız ve özgürdüm. Hayatımı da bu programda yapacaklarım üzerine kurdum.

Evliliğiniz devam ederken de evde el işleriyle ilgilendiğinizi söylediniz. Bazı erkekler için evde sürekli boncuklarla uğraşan bir kadın katlanılmaz olabilir. Ferhan Şensoy rahatsız oluyor muydu bu durumdan?

Elbette bugünkü gibi evde bu kadar yoğun çalışmıyordum. Başlangıçta Ferhan Bey’in hoşuna gidiyordu bu durum. Örgüyle ve boncuklarla dalga geçerdi çünkü boş olduğunu düşünürdü yaptıklarımın. Tarzı öyleydi. Bu programa başladığımda ilk programın konuğu Ferhan Şensoy’du. O benim neyi yapabileceğimi bilen bir insan zaten. Sadece kitap konusunda bana güvenmiyordu onu da yaptım. Ferhan Bey de meraklıdır aslında. Çok güzel resim, heykel yapardı. Gece gelirdim o yazardı ben boncuk yapardım. Oğlum ABD’ye gittikten sonra onun odasını boncuk odası yaptım. Küçük bir atölye haline geldi. Orada kolye, bilezik yapardım. Bir seyahate giderken yanımda hep küçük bir çanta olurdu. Çantanın içinde boncuklar vardı. Uçakta yapılabilecek işler bile vardı. Yaptıklarımı sevdiklerime hediye ederdim. Zaten o kadar çok şey yaptım ki eve sığamaz oldum ve bu dükkanı kurdum. Her şeyi bu dükkana taşıdım.

Bu el işleri için sadece sevgiyle açıklanmayacak bir durum var sanki. Bu sevginin altında yatan başka bir şey var mı sizde?

Bende yarattığı bir his var: Mutluluk. Şu duvarda gördüğünüz bebeği yaptığım zaman çok mut-lu o-lu-yo-rum! Bana büyük bir terapi. Bütün dikkatimi oraya veriyorum çünkü. Her şeyden uzaklaşıyorum. Bugün bütün akıl hastanelerinde psikiyatristlerin hastalarına uyguladığı metodu uyguluyorum bir şekilde kendime. Buradan deli olduğum sonucu çıkıyor ama olsun. Bir şeyler ortaya çıkaran insanların yarı deli olduğu söylenir hep. Bir çılgınlığın, içteki coşkunluğun neticesi olarak düşünüyorum.

Hayat karşısındaki problemlerinizi bu şekilde mi çözüyorsunuz?

Doktorlar bugün özellikle kadın hastalarına terapi için örgü örmeyi tavsiye ediyor. Sadece kadınlar değil ABD’de erkeler de örgü kulüplerine gidiyor. Bu bir terapi şekli. Ay yeşili mi koydum, ay bir ters bir düz mü yaptım derken aklını tamamen oraya veriyorsun ve rahatlıyorsun.

Programınızda satın almak yerine evde kullanılmayan eşyalardan yeni tasarımlar yapıyorsunuz. Bir anlamda kitleleri peşinizden sürükleyerek tüketim çılgınlığının önüne de geçiyorsunuz, değil mi?

Şapkadan tavşan çıkarmıyorum. Evinde eski bir şeyi bozarak güzel şeyler yapılabileceğini gösteriyorum. Biraz devrimcilik bu elbette. İnsanların çok basit, ucuz bir şeyden üretim yapabileceğini anlatıyorum. Sokaktaki taşın üstüne bir şeyler yapıyorum kolye oluyor. Burada önemli olan insanların kafasında bir şimşek çaktırmak. Kızımın fanilasından ona bebek yapabilirim, yeleğinden ise çanta. Çocuklar annesiyle yapılmış bir bebeği vitrinden alınmış bebeğe tercih eder. Onun manevi değeri daha büyüktür.

Tüketim çılgınlığının önünde bir Don Kişot gibisiniz o halde?

Evet kesinlikle. Bazıları benimle dalga geçse de yola devam edeceğim.

Evinizden ‘yanlışlıkla’ attığınız bir şey oldu mu?

Yanlışlıkla Ferhan Bey’i attım galiba (gülüyor). Hayır atmıyorum bir şeyi. İnsanlara da atmamasını öğütlüyorum. Misal çay poşeti. Kullanmışsınız. Atmayın, gözünüze kompres yapın veya bir sürü para vererek alacağınız peeling yerine kahve telvesi kullanın diyorum. İyi de ediyorum...


Süt için! Kemik erimesine dur deyin


Derya Baykal menopoz döneminde her üç kadından birinde ortaya çıkan osteoporoza (kemik erimesi) karşı Tetra Pak’ın Sağlık Bakanlığı ile ortaklaşa yürüttüğü kampanyada yer alıyor.

Baykal kampanyaya katılma nedenini şöyle anlatıyor: ‘Hayatımın her döneminde gerek bir anne gerekse bir kadın olarak, her zaman kadınlara daha fazla ne katabileceğimle ilgili destek çalışmalarında bulundum. Bu projeyi duyduğum zaman ve en önemlisi osteoporozun kadınları ne kadar etkilediğini, her üç kadından birinde görüldüğünü öğrendiğimde yine aynı fikirle hareket ettim. Kadınlarımız 30 -35 yaşından sonra veya bir kadın için aynı zamanda en zor dönemlerden biri olan menopoz döneminde kemik sağlıklarını kaybediyorlar. Buna dur demek için süt içmek yeterli. Bunu kadınlara anlatabileceğimi ve onlara bir nebze olsun yardım edebileceğimi düşündüm.’

Derya Baykal bu hastalıkla mücadeleyi bir yaşam biçimi haline getirdiğini belirterek ‘Her gün süt içmeye başladım. Doğal olarak programımda ve çalışmalarımda da izleyicilerimle bunu paylaşıyorum. Onlar için de etkili olduğu kanısındayım. Ayrıca afişler, broşürler gibi birçok bilgilendirme çalışmasında da yer alıyorum’ diyor. Kampanya kapsamında Ankara, Kütahya, Hatay, Nevşehir, Çankırı, Afyon, Isparta, Mersin, Şanlıurfa, Kayseri ve Tokat’ta sağlık ocaklarına gelen kişilere ‘1 Dakikalık Risk Testi’ uygulanacağını belirten Baykal böylece ‘Türkiye’nin Osteoporoz Eğim Haritası’nın çıkarılacağını söylüyor. Baykal ‘www.osteoporozsuzyasam.com sitesinde de yakında bu test yapılabilecek’ diye konuşuyor.


Aç kalırsam yaptıklarımı pazarda satarım


Bu televizyon programı olmasaydı ne yapardınız?

Hayalimde hep böyle bir program vardı. Ya da bir yer açarım diyordum. El işlerini sergileyeceğim bir yer olsun isterdim. Çok parasız sıkıntılı günlerim oldu özellikle boşandıktan sonra. Ben hiçbir zaman aç kalmam diyordum. Diyelim ki tiyatro yapamadım ama bu tarafıma hep güvendim. Giderim pazarda bile satarım diyordum.

Gerçekten pazarda satar mıydınız?

Neden olmasın ki, ayıp değil ki bu. Aç kalırsam elbette yapardım.