Savaş Ay Şansal Büyüka ile Celalettin Cerrah arasında gelişen polemiği yorumladı. Yazı için tıklayın.
25 Aralık 2007 14:50 Salı
"GAZETECİ-POLİS MARATONUNDA İKİ MÜDÜR DE DOĞRU OLANI YAPTI!"

Savaş Ay'ın yazısı
 
Gazeteci- Polis ‘Maraton'unda
İki müdür de doğru olanı yaptı
 
Önce gözlerim dolarak Şansal Büyüka'yı dinledim Maraton programında.

"Kameraman arkadaşlarımız maç sonrası gözaltına alındı. İki polis, arkadaşımızın koluna giriyor ve ağzına biber gazı sıkıyor. Bu ülkenin vatandaşı olarak polisten dayak yemeye tepki koyuyorum. Daha fazlasını söylemek istemiyorum çünkü vatanımı, bayrağımı seviyorum" diyordu.
 
Şansal abiyi neredeyse çocuk yaşımdan beri tanırım. Ben stajyerliği yeni bitmiş bir polis muhabiriydim, o aynı gazetede, Milliyet'te yıldız spor muhabirlerinden, efsane Spor Müdürü Namık Sevik üstadın prenslerindendi. 35 yıla yakındır tanıdığım bu insanı ilk kez bu kadar hüzünlü, sitemli, acılı gördüm. Sesi titriyor, gerçek bir beyefendi olmasına karşın hiç rastlamadığım sert bir üslupla konuşuyordu.
 
Ardından İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah bağlandı. "Acaba geçmiş olsun mu diyecek. 'Yanlışlık oldu' deyip öz eleştiri mi verecek. Bayramın son gününde bu tatsız iş tatlıya mı bağlanacak?" diye beklerken ummadığım bir tarzda konuştu canlı bağlantıda.
 
Onun da sinirli ve neredeyse isyan eden sesi, titrek ama sert sert geliyordu.
 
"Olaylar sizin anlattığınız gibi değil. Dün siz olaydan sonra karakola gidip benim karakol görevlilerimi tehdit etmediniz mi? Koridor, vali ve bütün protokolün kullandığı bir koridordur. Nasıl oradan herkes geçerken biber gazı sıkılsın.

Sizin görevliler, 'Lütfen biraz geriye çekilin' dendiği zaman benim polisime ve memuruma tekme atmıyor mu? Polis görevini yapmıştır ve görevini yapmaya devam edecek. Hiç kimse kimseyi dövemez. Benim polisim de dövemez. Benim polisim kanunsuz işlem yaparsa, kanuni işlem yapılır. Tek taraflı konuşmayın" dedi ve kapattı.

Bize de bu olayı analiz edip yorumlamak kaldı.

Gazeteci ve polis ilişkisi günlük, aylık, yıllık değil ilelebet sürecek bir ilişki maratonudur.

Bazı etaplarda ortam sıcacıktır, ısıtır.

Bazen aralar soğur, iki taraf da üşür.

Neticede mevsimler gibi o özel atmosferli anlar da döner, ilişkiler normaline rücu eder.

Unutmayın; dün, belki de bizim, sizin geçiş yolu üzerinde,
Mecidiyeköy'de ele geçirilen bombacıyı derdest eden, bombayı canı pahasına inceleyen, düzeneğini bozan, kendi hayati tehlikesini unutup "Çevreyi boşaltın" diye bağıranlar da polisler.

Bu cesurca, kahramanca tavrı milyonlarca kişiye anlatabilmek adına sayfalara, sütunlara, ekranlara taşıyan da gazetecilerdir.

"Her iki müdür de doğru olanı yaptı" sözüne gelince.

"İki taraf da doğruysa ortadaki çelişkili anlatımlar ne?" diyebilirisiniz.
Ama olduğu-olmadığı söylenenlere değil, tavırlarına "doğru" demekteyim.

Şansal Büyüka, ekibinde çalışan kameramanlar itilip kakılmış, karakolluk olmuşsa tabii ki sahip çıkacaktır onlara.

O arkadaşların anlattıkları diyelim ki doğru değil, abartılı, yanlış, hatalı olsa bile Şansal abi önce onlara sahip çıkıp detayları sonra çözmek durumundadır yaptığı da aynen budur.

Kaldı ki onun esas söylemek istediği de budur.

"Hatalı bir davranış varsa yasal sınırlar içinde gerekeni yapın. Önce adalet, kanunların gerektirdiğini yapar sonra da biz kurumsal refleksimizi gösteririz. Ama şiddet niye?" demektir meramı.

Cerrah Müdüre gelince.

Aynı korumacı kollamacı tavrı onun da sergilemesi normaldi.
Çünkü maiyetinden 2-3 polis özelinde konuşulurken genel olarak emniyet teşkilatını töhmet altına alıcı sözlerdi sarf edilen.

Kaldı ki teşkilat geleneğinde yazılı olmayan bir kaide vardır:

"Silah arkadaşını önce tüm dış etkilerden koru sonra gerekirse en büyük cezayı alacağı yasal ortamı yine sen yarat" kaidesidir bu.
Nitekim Cerrah Müdür de böyle yaptı.

Alttan almadı.

En iyi savunma hücumdur diyerek yüksek perdeden verdi yanıtlarını.
Olayın kendisiyle ilgili yorum yapmak ise mahkemeye ayıp olur.
Sadece şunu söyleyebilirim ki; "Masum değiliz hiç birimiz"...