akreditasyon
Beni Genelkurmay Başkanlığı nezdinde 'akreditasyonu olmayan gazeteci' statüsüne neden indirgediklerini sonunda anladım. O kapıdan girebilenler arasında ben de bulunsaydım, hiç tereddütsüz, o günlerde olan-bitenleri burada çoktan okumuş olurdunuz.
Keşke dışarıdan müdahale olmasa da, medya kendi içinde öz-eleştirisini yaparak, yanlışlarını düzeltme yolunda adım atabilse... Dışarıdan gelen müdahaleler, çoğu yanlış ve yanlı olduğu için, medya-içi eleştirileri de etkisiz bırakıyor.
Geçen hafta “bazı gazeteler”in kendisi haber oldular... Kâh, “Ergenekon Terör Örgütü tutuklusu generaller”in bir “gazete patronu”yla görüşmeleri, kâh, yine bir “Ergenekon tutuklusu”nun iddialarından dolayı bir başka gazetenin “akreditasyon”unun Genelkurma
Madem, akreditasyon meselesi konuşuluyor. Herhalde, bana da, bir çift kelam etmek düşer. Hatta biliyorum, beklersiniz de. Öyle ya, masanın bu tarafına geçtim.
Milliyet muhabiri Abdullah Karakuş, Başbakanlık’ın akreditasyon iptaline karşı açtığı yürütmeyi durdurma davasını kazandı. Mahkemenin iptal kararında adeta basın özgürlüğü dersi verildi.
Genelkurmay Başkanlığı'nın Zafer Bayramı resepsiyonu için internet medyasından da bazı temsilcileri davetmesi yeni bir tartışma doğurdu.
"Andıç mı dediniz, bu dünyanın başka ordularında da yaygın bir uygulamadır" diyenler haklı çıktı. Doğruymuş, yapıyormuş... Afganistan'da Taliban'a karşı savaşan Amerikan ordusu da oradaki gazetecilerin eğilimlerini tespit ettirmiş...