Metni Büyüt Metni Küçült
20 Mayıs 2009

Pelin Batu köşe yazarı oldu, ilk yazısında kimlere gönderme yaptı?

Batu HABERTURK.COM'da yazmaya başladı. "Şahsa saldırmayacağım, bir tane daha polemikçi kurbağaya ihtiyaç yoktur bu bataklıkta."
Pelin Batu köşe yazarı oldu, ilk yazısında kimlere gönderme yaptı? Başkaları için yazmaya başladığınızda, kim ne der, ne anlardan çok, ben ne anlatmak istiyorum, bu değerli yeri ne aktararak işgal etmek istiyorum sorusunu düşündüm.
Uzun süre yazamadım. Kavga etmek istemiyorum ama kızgınım, edebiyat yapmak istemiyorum, onu şiirlere saklıyorum, “değerli” görüşlerimle aydınlatmak hiç istemiyorum! Haşa. Peki, ben ne yapıyorum? Niye yazıyorum?

Köşe yazısı yazmanın ne kadar elverişli olduğunun farkındayım. Hatta işbu “köşenin” bir poligon ve platform mahiyetinde kullanıldığını düşünürseniz, yazar için iyi bir terapi işlevi bile görebilir. Tabii terapiden terapiye fark var; kum torbası yumruklamak ya da köpüklü banyo yapmak gibi farklı terapiler olduğu gibi, (alttan) kroşe vuran ya da romantik takılan pek çok yazar köşesi görüyoruz. Bu yazarlar içlerini döküp, kendilerini ifade etmenin dayanılmaz hafifliği içinde süzülürken, okur, kendi düşüncesine tercüman olmuş bir zatın varlığından dolayı “rahatlayabiliyor.” Farklı bir bakış açısı görmek açısından yararlanıyor. Ya da küfür etmek için bir merci yakalamış oluyor. Kısacası, köşelerin her iki parti için de yararlı olduğuna inanıyorum. Kendini ifade edebilmek, çok büyük bir lütuftur. Bunu daha sık, avaz avaz ama terbiyeli bir şekilde yaptığımız takdirde, çok şeyin sarsılacağına inanmaktayım. Çok mu idealistim? Belki. Ama çok şeye inancımızı kaybettiğimiz ve çok şeye körü körüne inanmaya
yeltendiğimiz zamanlarda, bu gibi masum inanç ve itikatlar, can simidi işlevi görebiliyor.

Yeni “köşemde” tam olarak ne yapacağımı bilmiyorum aslında. Ama ne yapmak istemediğimi çok iyi biliyorum. “Yeni başlayanlar için köşecilik” adlı oyunumun kurallarını koyarsam, hayatım kolaylaşır diye düşünerek bir liste
hazırladım. Bu liste, köşemin ne OLMAYACAĞINA dair:


1)Polemik Köşesi: Kurbağalar
Köşecilik, birbirine laf atma sanatına dönüşmüş vaziyette. Burada, birbirinin üstüne basarak yükselenleri küçümsemenin bir alemi yok; Darwinistik bir gerçek olmanın ötesinde, sosyal bir olgunun yansıması olarak niteleyebileceğimiz bu yaklaşım, insan insan olduğu sürece haşmetli “kariyerine” devam edecektir. Ayrıca, basmak var, basmak var.
Ne tür “basmayı” kastetiğimi anlatmama gerek yok herhalde.
Milletimiz kavga seyretmekten bu kadar zevk alırken, polemiksiz bir “köşe” aptallık olabilir, doğru. Ne yazık ki(!) bu tür yazılara tahammül edemez hale geldim. Bir gazeteci arkadaşa laf sok, sonra hiç bir şey olmamış gibi,
yüzsüzce, “Abi, iş böyle icap etti, yanlış anlamadın değil mi?” de. Kimsenin inanmadığı, ama artık umursamadığı bahanelerle sıvış... Biyolojide “amfibik” denilen “hem karada hem suda” hareket edebilen cinslerin insan karşılığı olan bu tipler, “gazetecilik” adına, satarlar, sataşırlar, ama işlevleri boş sayfayı doldurmanın ötesinde değildir.

Kararım şudur: Bana sataşanlar olsa bile, isimlerini kullanmayacağım. Fikir ayrılığı pek tabii ki olacaktır, ama şahsa saldırmayacağım. Köşecilik açısından zayıf, insani açıdan naif olabilir. Heyhat, bir tane daha polemikçi kurbağaya ihtiyaç yoktur bu bataklıkta.

2)Aşk Köşesi: Kelebekler
Şimdi, beni soğuk hatta kalpsiz bulabilirsiniz ama itiraf etmeliyim ki bir diğer tahammül edemediğim şey, aşk kokan, karısını/kocasını anlatan, yemek dedikodularını, bebek problemlerini paylaşan “samimi” köşelerdir. Kimi
lale edalı kadınları anlatır, ve bunları belki çok şiirsel ve narin bir dille anlatır ama o kadar ağdalıdır ki çok tatlı olduğundan yiyemeyiverirsiniz. Kimi Modern zamanların zıpırlığıyla yazılmış köşeler, “yalnızlıkları” ve “yaralarıyla” benim gibi bir okuyucuya, “Allahım, evet, ne kadar patetik, ne kadar bedbahtım ki, böyle şeyleri okumaya başladım!” dedirtir. Hadi bu köşeci türlerine "Kelebekler" diyelim. Kelebekler,
kendi hayatlarını anlatmayı severler. Evet, bir şeyler paylaşmak gerek, korkmamak gerek, kendinle dalga geçebilmek gerek. Ama ben kimsenin mum ışığı altındaki yemeğini veyahut bilmemne marka şarabını merak etmem. Aşka dair birşey okumak istersem, okuyacak binlerce şiir ve roman, dinlenecek şarkı,seyredecek film var.

Karar II. Bu köşe, sisler bulvarından yazılmayacak, duygu bulutlarıyla uçurmayacaktır. Üzgünüm.

3)Kıraathane Köşesi: (Kitap) Kurtları

Nerede yazdığınız, ne yazdığınız kadar önemlidir. Bu yer, bir gazete ise, ona göre yazmam gerekiyor diyerek çoğu insana antipatik, bazılarına anlaşılmaz, kimilerine de zorlama gelen “entellektüel” referanslarımı ve göndermelerimi asgariye indireceğim. Bu ilk etapta şöyle bir sorun teşkil
ediyor, ben “ben” olacaksam, Rilke’den bahsetmek, Schubert lied’leriyle raks etmek, Benjamin’in öngördüğü dünya düzenine isyan etmek isterim.(Şimdiden boğuldunuz, öyle değil mi!?) Ama bunu akademik makalelerime saklamam hepimiz için daha hayırlı olur diyerek, orta yolu yakalamaya koyulmalıyım. Hele şükür, kaygım hiçbir zaman şöyle ya da böyle görünmek olmadı. Dolayısıyla, kendim gibi görünebildiğimi düşünüyorum. Ama bu “kendimin” bir anlaşılma derdi varsa, anlaşılamamamın çoğu zaman lisandan kaynaklandığını düşünmekteyim.

Karar III. Şiirlerimi kitaplarımda, resimlerimi tuvallerde tutacağım. Sizleri, normal hayatımda sık sık gittiğim yazarlar ve feylozoflar diyarına götürmemeye gayret edeceğim. Yanlış anlamayın, anlamayacağınızdan değil. Ama her şeyin bir yeri, zamanı ve kıvamı var. Bir Dante cehenneminin donmuş havuzunda boğmayayım, sıkmayım istiyorum sizi. Budur, dakika bir, gol bir!

pbatu@haberturk.com