Metni Büyüt Metni Küçült
6 Eylül 2009

Kadın Fotomuhabirler Eleni Küreman'ın açtığı yolda ilerliyor

Türkiye'nin ilk kadın foto muhabiri Eleni Küreman, 1947 yılında Associated Press haber ajansında işe başladığında bir mesleğin kapıları daha Türk kadınlarına açılmış oldu.
Kadın Fotomuhabirler Eleni Küreman'ın açtığı yolda ilerliyor Son Posta, Yeni Şafak, Vakit, Son Dakika gibi gazetelerde çalışan Küreman, mesleğini 25 yıl sürdürdü.

Mesleğinin ilki olan Küreman, kaza, patlama, doğal afet, siyasi olay, spor müsabakası ayrımı yapmadan her haberde erkek meslektaşlarıyla aynı platformu paylaştı. Elbette kolay olması onun için; çoğu zaman azarlandı, eleştirildi. Erkek meslektaşlarından hak ettiği saygıyı göremedi. Hatta bu nedenle mesleğini biraz da küserek bıraktı.

2001 yılında hayatını kaybeden Küreman’ın en büyük desteği kendisi gibi gazeteci olan eşi Kayhan Küreman, eşinin mesleğini bırakmasıyla sonuçlanan talihsiz olayı şöyle anlatıyor, "Hayatını adadığı bu meslek, ona büyük bir vefasızlık yaptı. İstanbul'da hipodromda büyük bir yangın çıkmış ve panik yaşanmıştı.

Şans eseri orada bulunan Eleni, çok iyi fotoğraflar çekmiş ve filmleri yıkamak için Taksim yakınlarındaki küçük depoya getirmişti. Filmleri yıkamış ancak depoyu kilitleyip gazeteyle görüşmek için binadan ayrılmıştı.

O zamanlar isimlerini sır gibi sakladığı bazı meslektaşları, deponun kilidini kırıp neredeyse Eleni'ye ait bütün arşivini yağmalamış ve hipodrom fotoğraflarını da yanlarında götürmüşlerdi. Eleni, bu kötü olay sonrası meslekten oldukça soğumuş ve bir süre sonra da bırakmıştı."

Eleni Küreman, ilk kadın savaş pilotumuz Sabiha Gökçen, ilk kadın milletvekilimiz Satı Kadın gibi ülkemizde bir ilki gerçekleştirdi. Fakat Küreman meslekten elini eteğini çektikten sonra yıllarca bu alan yetim kaldı.

Yıllar sonra Küreman’ın çektiği sıkıntılara yeniden talip olan cesur kadınlar ellerinde fotoğraf makineleriyle haberlerde görülmeye başlandı. Mine Tuduk, Bahar Mandan, Ayten Kaya, Gamze Kutluk, Ceylan Çetin gibi isimler bu işe dört elle sarıldı.

Zaman'daki meslek hayatını fotoğraf çekerek sürdüren Ayten Kaya, 7 yıldır fotoğraf ile ilgileniyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf Bölümü mezunu Kaya, ülke içinde gerçekleştirilen hiçbir spor müsabakasını kaçırmıyor.

"Sporu fotoğraflamanın en güzel tarafı, başladığı ve bittiği zaman bellidir." diyerek söze başlayan Ayten Kaya, "Maç başlamadan yarım saat öncesinden stada gidiyoruz. Burada en favori takımın gol atacağı kalesinin arkasında kalmak daha avantajlı. Nedeni de gazetenin bu fotoğraflara daha çok önem vermesi. Kullandığım malzemeler de çok ağır. Ben 43 kiloyum. Malzemelerim 17 kilo. Düşünün, şimdi bu koşuşturmada başıma neler geliyor. En zoru da rüzgârlı ve yağmurlu havada çalışmak. Allah'tan makinelerim ağır da, rüzgârdan etkilenmiyorum. Bütün bunlara bakınca 'Spor fotoğrafı çekmenin nesi güzel?' diye düşünebilirsiniz. Ama stada girip seyircinin sesiyle heyecanlanıp, bunun yanında güzel bir enstantane yakalayınca bütün yorgunluğum sevince dönüşüyor." diyor.

Çalışırken meslektaşlarının kendisine biraz söylendiğini ifade etse de kendisine yönelik bir tepki almadığını sözlerine ekliyor. Kaya'nın taraftarlara da birkaç sözü var: "Taraftarlar bazen kızıp sahaya yabancı maddeler atıyor ve bunlar genellikle saha kenarında görev yapan foto muhabirlerine isabet ediyor, arada bir çiçek de atsalar fena olmaz."

Kendinden yaşça büyük arkadaşları sayesinde fotoğrafla tanışan Mine Tuduk, Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf bölümünden mezun olduktan sonra iş hayatına atıldı. Şimdilerde Referans Gazetesi'nde çalışan Tuduk, Milliyet ve Hürriyet'in çeşitli dergi gruplarında çalışarak iş tecrübesini artırdı. Fotoğraf çekmeyi çok sevdiğini söyleyen Tuduk, fotoğraf çekmenin özgürlük olduğunu söylüyor.

Bu meslekte kadın olmanın çok ayrıcalıklı olduğunu dile getiren Tuduk, başından geçen trajikomik bir olayı şöyle anlatıyor: "Meslekte kadın olarak bazen zor, zaman zaman da çok keyifli anlar yaşadım. İlk yıllarda özellikle aksiyon fotoğraflarında zorlanıyordum. Bir keresinde gerilimli bir gösterinin tam ortasında boynumda makine, elimde objektifle ayağım takılarak düştüm. Ben ne olduğunu anlamadan bir kolumdan göstericilerden biri, diğer kolumdan da Çevik Kuvvet'ten bir polis beni hızla yerden kaldırdı. Arkadan gelen öfkeli kalabalığın ayakları altında ezilmekten kurtardılar. Sonra gösterici önden, polis arkadan birbirlerini kovalamaya devam etti." Bütün bu olaylara rağmen Tuduk'un, Doğu'ya ait unsurları fotoğraflamak hoşuma gidiyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf bölümünden mezun olan Bahar Mandan ise bu alanda daha çok siyaset ile uğraşıyor. Aksiyon Dergisi ile başlayan, şimdilerde Zaman'da mesleğine devam eden Mandan, daha çok Başbakan'ı takip ediyor. Erkek meslektaşları tarafından yadırganmadığını söyleyen Mandan, "Özellikle toplumsal olaylarda insanlar bana sıcak davranıyor. Fotoğraf çekerken meslektaşlarımdan daha rahat hareket ediyorum." diyor. 2007 yılında Başbakan takibinde fotoğraf çekebilmek için Gebze Belediyesi'nin bahçe duvarından atlayarak belini inciten ve olaydan sonra ameliyat olan Mandan, mesleğini çok seven bir foto muhabiri. Yukarıda hatırlarına yer verdiğimiz fotoğraf emektarlarının yanı sıra Vatan Gazetesi'nden Gamze Kutluk ve spor gazetesi olan Fanatik Gazetesi'nde çalışan Ceylan Çetin de Türk basın fotoğrafçılığının daha ileriye gitmesi için emek harcıyor.

Kayhan Küreman: (Eleni Küreman’ın eşi)

AP ajansının foto muhabiri olarak mesleğe başlayan Eleni, Leica marka bir fotoğraf makinesiyle flaşsız fotoğraf çekebiliyordu. Bu diğer foto muhabirlerini şaşırttırdı. Eleni fotoğraf âşığıydı. Siyaset ve günlük olaylar dışında futbolla da yakından ilgiliydi. Maçlara giderken diğer foto muhabirlerinden farkı, her zaman kale arkasından deklanşöre basmasıydı.

Özellikle de Fenerbahçe maçlarında. Nedeni de dönemin Fenerbahçe kalecisi Cihat Arman'ın izleyenlerin beğenisini kazanan güzel plonjonlarını ve kurtarışlarını fotoğraflamaktı. Bazen taraftarlar kaleci Cihat gol yediğinde 'Uğursuz kadın, çekil kalenin arkasından.' diyerek Eleni'ye kızıyordu. Ama yine de arı kovanında uçuşan bir kelebek gibiydi. Eleni, sürekli basın kartını da dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in elinden almıştı.”

Onur Çoban / Celil Kırnapçı CİHAN DERGİ