Metni Büyüt Metni Küçült
25 Şubat 2008

Ekrem Dumanlı: " Her yayıncı 'yayınlamıyorum' deme hakkına sahiptir"

Alev Alatlı'nın yazısını yayınlamadığı için ağır şekilde eleştirilen Zaman Genel Yayın Yönettmeni Ekrem Dumanlı bugünkü yazısında bu konuya değindi: " Her yayıncı 'yayınlamıyorum' deme hakkına sahiptir"
Ekrem Dumanlı: " Her yayıncı 'yayınlamıyorum' deme hakkına sahiptir" Ekrem Dumanlı yazısında Superpoligon'u da kastederek; "
yazıyı okuma ve değerlendirme fırsatı bulamadan bir internet sitesinde yayınlanmış. Üzüldüm; en çok da Alev Hanım'a kırıldım.! yazdı. İşte Dumanlı'nın yazısı...

Ekrem Dumanlı'nın yazısı

Sansür dediğiniz bu mu?

Bir haftadır bazı insanlar, Alev Alatlı'ya Zaman Gazetesi'nin sansür yaptığı iddiasını tekrar edip duruyor. Yapılan tenkitlerden anladığım çok net bir şey var: Sansürün ne demek olduğunu insanlar bilmiyor. En acısı da bazı gazeteciler bilmiyor ya da bilmezden geliyor. En temel soru şudur: Her yazıyı gazete yöneticileri basmak zorunda mıdır? Bunu defalarca ve açıkça yazdım: Hayır! Dileyen 14 Ocak 2006 (Gazetecilik adına kritik bir muhasebe) tarihli yazıma bakabilir. O dönemde ne Alatlı meselesi vardı ortada ne de sansür suçlaması. Kural şudur: Gazete, bir yazıyı çeşitli açılardan incelemek zorundadır. Editörler, kendilerine ulaşan bir yazıda genel yayın ilkeleri açısından mahzur görmüyorsa ve makalede hukuki bir problem yoksa yayınlayabilir. Aksi takdirde yayıncı sorumluluğunu hiçe saymak gerekir. Dünyanın her yerinde kural budur; bunun ötesini söylemek bilgi eksikliğidir.

Gelelim Alev Alatlı meselesine. Önce şu gerçeğin altını çizmek lazım: Sayın Alatlı haftada üç-beş yazı kaleme alan periyodik bir yazarımız değil; ancak kaleme aldığı yazılar beş seneyi aşkın bir süredir bu gazetede neşrediliyor. Bu süre içinde çok kritik yazılar kaleme aldı ve herhangi bir problem yaşanmadı. Alev Alatlı denince köşe bucak kaçanların bile Alev Hanım'a bir anda tutkulu bir şekilde sahip çıkıyormuş gibi yapmalarını hayretle karşıladım. Şimdi Alatlı'yı savunuyormuş gibi yapanların bu insana iki satır yer vermediklerini, yok saydıklarını unutmak bu işi bilenlere çok acı veriyor olmalı. En çok da Alev Alatlı çekiyor olmalı bu acıyı.

Bahsi geçen yazıya gelince. Yazı eline ulaştığında editör arkadaşımız bazı itirazlarda bulunmuş. Olabilir; bir yorum editörünün görevi arasında bu tür değerlendirme yapmak da vardır. Sebebini izah ederken de yayın ilkemizden bahsetmiş. Her neyse. Konu bana intikal ettiğinde Alev Hanım'a yazıyı görmediğimi; gerçekten sıkıntılı bir durum yoksa yazıyı basabileceğimi söyledim. Akşamüstü yapılan bir konuşmaydı bu ve yazıyı basma kararı versek bile ancak bir gün sonrasında uygulayabileceğimiz bir durum söz konusuydu. Biz yazıyı okuma ve değerlendirme fırsatı bulamadan bir internet sitesinde yayınlanmış. Üzüldüm; en çok da Alev Hanım'a kırıldım. İnanıyordum ki aramızda bir yazı yüzünden kopmayacak kadar köklü bir sevgi ve saygı var. Yanılmışım. Daha kararımızı vermeden yazıya 'sansür yapıldı' diye jurnallendik. Bunca yıl bastığımız ve bazılarına 'aykırı' gelen yazıları bilmeden Alatlı üzerinden kampanya yapıldı. Tekrar söylüyorum; sorumlu bir yayıncı dışarıdan yazı kabul ederken 'bu yazıyı yayınlamıyorum' deme hakkına da sahiptir; bunun aksini söylemek köşe yazılarını ilahi metinler derecesinde görmek anlamına gelir ki 'tabulara karşı çıkan' yazıların ta kendisi tabu olur çıkar...

Lütfen elimizi vicdanımıza koyalım ve manzaraya şöyle bir bakalım: Zaman gazetesi Türkiye'nin en sesli gazetesidir. Bu kadar birbirinden farklı, bu kadar birbirine zıt dünya görüşünün toplandığı bir başka gazete var mı bu ülkede? Yöneticilik dönemi sansürcülükle geçmiş birileri, en kritik dönemde yazarlarını feda etmiş birileri, televizyonunda çalıştırdığı yazarının köşesini olaylarla kapatan birileri, yazarını ofisboylarına kovduran birileri vs. şimdi kalkmış bizi sansürcülükle suçluyor. İnsan önce oturur Zaman yazarının listesine bir göz atar; bu kadar zengin bir kadronun bir gazetede yer almasından kıvanç duyar ve eleştirilerini ona göre yapar. Ali Bulaç, Şahin Alpay, Elif Şafak, Ahmet Selim, Ahmet Turan Alkan, Hilmi Yavuz, Hüseyin Gülerce, Mümtaz'er Türköne, İhsan Dağı, Nedim Hazar, Selim İleri, Ahmet Şahin, Bejan Matur, Nihal Bengisu Karaca, Eser Karakaş... Liste uzayıp gidiyor. Allah aşkına bu çeşitliliğin topuğuna erememiş bazı yayınlara ne oluyor ki yukarıda macerasını kısaca özetlediğim bir tanecik yazı üzerinden fırtına koparılıyor...

ALEV ALATLI'NIN YAYINLANMAYAN VE POLEMİĞE NEDEN OLAN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

Yorum Ekle

Yorumlar

Memduh Bayraktaroğlu | 25 Şubat 2008 16:20
Dünyada, en büyük sansür dinde vardır. Zaman Gazetesi yayıma başladığı ilk günden bu güne, "Dinci" bir gazete olarak tanımlanmıştır çünkü finansmanı bir dini cemat tarafından karşılanmaktadır, yayın politikaları, Fethullah Gülen cemaatinin çıkarları doğrultusunda olmak zorundadır.
Ben, Zaman yönetiminin bir yazıyı yayımlamamasını değil; yayımlamama gerekçelerini ayıplıyorum.
Çünkü Alatlı'nın makalesinin yayımlanmaması, ağızlarını her açışta "Temel hak ve özgürlük!" çığlıkları atanların aslında ne kadar vahşi birer "Yasakçı" olduklarının da kanıtıdır ama...
Yıllarca, en büyük yasakçıların dinciler olduğunu anlatamadım giti...
Memduh Bayraktaroğlu
25.02.2008
benben | 25 Şubat 2008 16:43
sahte demokratların gerçek yüzü budur arkadaşlar !! Fetullah Gülen'in çıkarttığı gazetede demokrasi ne arar!
kerem | 25 Şubat 2008 17:08
bence de. sonuçta sayın ALATLI bir çalışan sayılır; ve her dediği kabul edilmek zorunda değil. Ayrıca ayıp etmiştir kendisi; ona her yazı yazdığında TAM SAYFA ayıracak bir gazete var mı? fikirlerine bu kadar saygı duyacak birileri ??? ama bizim milletimizi alıştırdılar önyargıya; inşallah düzeliriz birgün..
cemk | 25 Şubat 2008 23:16
sevsinler çok sesli listesini. hepsi Kemalizm düşmanı, hepsi Atatürk'ümüzün cumhuriyetiyle sorunlu. çok sesliymiş. düşmanım düşmanı dostumdur mantığıyla oluşturulmuş, şeriatçı, 2. cumhuriyetçi . aksini söyleyecek babayiğit var mı?
semih gunesli | 25 Şubat 2008 23:29
Benben den Aydin Dogana, Ertugrul Ozkoke Cumhuriyet gazetesine yonelik benzer elestiriler bekliyoruz.
SAZ EKİBİ | 26 Şubat 2008 04:29
Ekremin bahsettiği konu farklı seslerin bir araya gelmesinden oluşan bir senfoni değil zaten. O demek istiyorki, aynı entrümandan 50 tane koyarsan aynı yere bu çok seslilik olur. Ama Ekrem daha dahiyane bir söz de beklenmez ki!
AKER EŞARPLARI | 26 Şubat 2008 04:32
Yahu bu Ekrem Dumanlı'nın Aker'le bir bağlantısı mı var. Ne zaman gazeteyi tıklasam, Aker eşarplarının reklamı çıkıyor. Acaba bundan dolayı mı türbanı bu kadar savunuyordu?
Mert Kara | 26 Şubat 2008 04:58
Adama her türlü lafı edeceksin yazarını ve okuyucunu aptal yerine koyacaksın, ondan sonra da elimizi vicdanımıza koyalım oyle mi? Ayıptır ayıp.
SABAHA MI GECİYOR | 26 Şubat 2008 05:21
Ekrem Dumanlı'nın Sabah gazetesinde geçeceği söylentisi doğru mu acaba?
ömer dag | 26 Şubat 2008 09:19
Aynı mantık çamur at izi kalsın. Burada Demokratlığı öğreten arkadaşların hepsi faşist bir mantıkla başörtüsü ve din düşmanı yazılar yazmışlar sonrada kalkıp başkalarını suçluyorlar.Siz kim oluyorsunuz da herkesi aşağılayıp kendinizi sütten çıkmış ak kaşık gibi gösteriyorsunuz.Ayıptır ayıp
Sizi gidi sansürcüler! | 26 Şubat 2008 10:33
Nasıl olsa Sn. Gülen'in gözleri, gazetede yazanları seçemiyor. Onlar da, Zaman gazetesini babalarının çiftliği gibi yönetmekteler. En masum yorumları bile makaslarken, Mahçupyan'a köşe açmazlar mı!
ALATLINI YAZISI | 26 Şubat 2008 23:31
Sayın Dumanlı,"...Alatlı/nın/kaleme aldığı yazılar beş seneyi aşkın bir süredir bu gazetede neşrediliyor. Bu süre içinde çok kritik yazılar kaleme aldı ve herhangi bir problem yaşanmadı" derken, sonuna kadar haklısınız. Nitekim, Zaman'a ilişkin her türlü tezvirata rağmen gazetede yazmayı sürdürmemin nedeni de budur. "Her yazıyı gazete yöneticileri basmak zorunda mıdır?" derken de sonuna kadar haklısınız. Gazetelerin yayın politikaları vardır; her yazıyı basmakla yükümlüdürler diye bir anlayış olamaz. Bu çerçevede, "İçerden Mırıldanmalar"ın sayfa editörü arkadaşımızı rahatsız etmiş olması anlaşılmaz bir durum değildir. Aynı şekilde, sizin bizzat başkanlık ettiğiniz yayın kurulunun metni yayımlamama kararının da yine aynı nedenlerle saygıyla karşılanması gerekir. Ancak, "Biz yazıyı okuma ve değerlendirme fırsatı bulamadan bir internet sitesinde yayınlanmış" şeklindeki ifadenizin doğru olmadığını bile bile, sırf zevahiri kurtarmak için ve beni töhmet altında bırakacak şekilde dillendirmiş olmanız ayıptır. "İçerden Mırıldanmalar”ı okuma fırsatı bulmuş olduğunuz, benden türban olayına değinmeyen bir başka konuda yazı talep etmiş olmanızın ayrıca tastikindedir. Saniyen, söz konusu metnin yayımlandığı ortam herhangi "bir internet sitesi" değil, başta ZAMAN için kaleme aldıklarım olmak üzere, tüm yazılarımı, söyleşilerimi, hakkımda çıkan yazıları, ve diğer görsel malzemeyi yaklaşık 2000 yılından beri paylaştığım grubumdur. Bana ait ürünler bu grubun üyeleri tarafından gıyabımda da otomatik olarak yayımlanır, Kaldı ki, sayfa editörünüz diğerleri gibi bu metnin de grupta değerlendirileceğinden haberdardır. "Daha kararımızı vermeden yazıya 'sansür yapıldı' diye jurnallendik" ifadenizle bizzat beni "jurnalcilik"le itham ederken, söz konusu metni diğer medya organlarına servis yapan zatın kimliğini okurlarınızdan saklama gayretinizi neye yormam gerektiğini bilemiyorum. Cemaat mülâhazalarıyla, kol kırılır yen içinde şeklinde bir tutum içindeyseniz bile, bunu benim üstümden yapmamalıydınız. Sizinle şahsi bir meselesi olduğu anlaşılan bu zatla yaptığınız o şaşırtıcı yazışmaları yoksayıyor, buna karşın "en çok da" bana “kırıldığınızı” ifade ediyor olmanızı etik dışı bir hedef saptırma gayreti olarak değerlendirdiğimi bilmenizi isterim. Neticeyi kelam, Sayın Dumanlı, ne siz "yazarını ofisboylarına kovduran birileri" kadar nadan olabilirsiniz, ne de ben kendime bu terbiyesizliği yaptırırım. ZAMAN’la ilişkim sizden çok öncelere 1980’lere uzanmakla birlikte, sizin de altını çizdiğiniz gibi bordrolu yazarınız da hiç olmadım. Aramdaki ilişki, ülkemizde hasretini duyduğumuz kalitede, şeffaf olduğu kadar da yazdığında dürüst bir gazetenin varolmasına katkıda bulunmak çabasından ibarettir. İşbu açıklamanızla beni bir kez daha düş kırıklığına uğrattınız, vesselâm.
Allah'a emanet olunuz.
Ekrem Dumanlı Yazısı | 26 Şubat 2008 23:36
Gazetecilik, hata yapmaya müsait bir meslek. Zaman dar, bilgi edinme imkânı kısıtlı, yanıltıcı faktörler çok... Bazen yanlışa, rekabet sebep olur, bazen haber kaynağınız.
Kimi zaman dikkatsizlik büyük bir hataya vesile olur; kimi zaman da doğru farz ettiğiniz genel bilgiler sizi yanlış yapmaya zorlar... Önemli olan, yapılan hatadan kamuoyu huzurunda dönebilmek, yayınınızdan dolayı mağdur duruma düşmüş, en azından hakkı yenmiş kişilerden özür dilemenizdir. Basın kuruluşları için özür dilemek bir kusur değil; tam aksine bir fazilettir. Daha da ilerisi; gazete okuruna karşı duyulan saygının ifadesidir ve özür dilemek, 'Ey okurum (ey seyircim) ben sana yanlış bilgi verdim, işin doğrusu daha önce söylediğim gibi değilmiş, bundan dolayı hem yanlışımı tashih ediyorum hem de senden affımı istiyorum' anlamına gelmektedir.
Dünyaca ünlü gazeteler her gün özür diliyor. Evet, yanlış okumadınız; dünya markası haline gelmiş gazeteler düzeltme işlemini her gün yapıyor. Yazılan yanlış isimlerden, kullanılan hatalı sıfatlar ya da unvanlardan, yer isimlerindeki hatalardan, bilgi eksikliğinden kaynaklanan yanlış anlaşılmalardan vs. dolayı sürekli özür diliyorlar. Üstelik bu özür, ikinci sayfa gibi hemen herkesin çok kolay ulaşabileceği ve rahatlıkla okuyabileceği sayfalarda yapılıyor. Özür dilediği için okur nezdinde küçülmüyor gazeteler; tam tersine saygınlıkları artıyor, güvenilirlikleri tazeleniyor...
Özür dilemek veya dilememek...
Okurdan özür dileme geleneği bizde de önemli mesafeler aldı, alıyor; almak zorunda. Hatta daha ötesini söyleyeyim: Okurdan, daha doğrusu başta habere konu edilen kişi olmak üzere kamuoyundan özür dilemesini bilmeyenler çok zor günler yaşayacak. Tüketici hakları konusunda hukukî zeminin güçlenmesi ve bireyin medyaya karşı korunmasını sağlayan yasaların yaptırımları bir yana; medya organlarının marka haline gelme mecburiyetleri de özür geleneğini güçlendirecek. Bu geleneği görmezden gelenler, saplantılı bir ideolojik kurum görüntüsünden çıkamayacak ve bir zaman sonra kendi meczuplarının cûş u hurûşla okuduğu; ancak hiç kimsenin muhatap kabul etmediği yayınlar haline gelecek.
Onca olumsuz tarafına rağmen neyse ki Türk medyası doğru bir istikamet üzerinde yoluna devam ediyor. Okura karşı daha sorumlu, daha saygılı olmak; tarihe karşı daha namuslu, daha dürüst olmak anlamına geliyor. O yüzden de özür dilemek önemli; bir bilginin tarih kayıtlarına yanlış geçmemesi gerekiyor. Örnekleri çoğalta çoğalta ulaşacağımız özür dileme geleneği, meslekî bir disiplin içinde gazetecilik erdemine dönüştüğü an Türk medyası bayram yapabilir. Zira, hâlâ yalan haberleriyle, çarpıtma bilgileriyle, manipüle eden yaklaşımıyla, abartılı tutumuyla Türk gazeteciliği bin bir çeşit hatanın etrafında tavaf edip duruyor... Her şeye rağmen güzel örnekler üzerinde durmak, hatta onları alkışlamak gerekiyor. Bu nedenle son günlerde yaşanan çok ilginç özür dileme örneklerine dikkatinizi çekmek, tarihe küçük bir not düşmek isterim.
Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, harika bir yöneticilik erdemi ortaya koyarak okurundan, aynen şu başlıkla özür diledi: 'Yüzümüzü kızartan hata'. Devecioğlu yazısında önce yapılan hatayı naklediyor okuruna. Bir kız yetiştirme yurdu ile ilgili bir iddianın yazı işlerine nasıl geldiğini, nasıl tartışıldığını orada rahatlıkla görebiliyorsunuz. Sonuçta yazı işleri, haberden kuşkulanmış ve birinci sayfaya haberi taşımamış. Ancak genel yayın yönetmeni aynen şöyle özetliyor yaşadıklarını, "Haberi iç sayfalarda en küçük bir hassasiyet bile göstermeden yayınladık, nefret ettiğim bir tabiri kullanarak 'ele geçirdik' diye yazdık. Doğruluğu kanıtlanmamış birtakım iddialara, sanki bir araştırmanın bulgularıymış gibi 'rapor' dedik." Haber yayınlandıktan sonra Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun aradığını, sitemlerini ilettiğini ve kendisinin bu sitemlere hak verdiğini uzun uzun anlatıyor Vatan Genel Yayın Yönetmeni. 'Vahim bir hata yaptık' dediği haberde konu edilen kişilere yönelik şu cümleyi de ekliyor: 'Hiçbir mazerete sığınmadan, rencide ettiğimiz tüm kızlardan özür dilerim.' Kim ne derse desin, Devecioğlu'nun dilediği özür doğrudur ve alkışlanacak bir yayıncı davranışıdır. Bu tür yürekli davranışlar olmalı ki; herkes hata yapmaktan sakınabilsin; hatanın mağdurları da önlerinde müspet örnekler bulabilsin.
Bir başka ilginç özür dileme Taraf Gazetesi'nden geldi. Ahmet Kaya'nın ölüm yıldönümü nedeniyle 16 Kasım'da haber yapan Taraf, Reha Muhtar ve Ercan Saatçi'nin Ahmet Kaya ve eşine (o malum gecede) fiilî saldırıda bulunduğunu yazmıştı. Oysa 'çatal bıçak fırlatarak saldırdığı' iddia edilen Ercan Saatçi, olay gecesi orada olmadığını daha önce bir başka yayın aracılığıyla duyurmuş, Reha Muhtar da bu suçlamayla ilgili daha önce iki kez köşe yazısı yazmıştı. Ancak ilk alıntıları dikkate alan, daha doğrusu sonraki açıklamalara ulaşamayan Taraf Gazetesi yetkilileri, hatalı bir bilgiyi okuruyla paylaşmış oldu. Sonrasında 'Taraf'tan özür ve düzeltme' başlığıyla geniş bir habere yer verildi. 'Gerek Reha Muhtar'ı gerekse Ercan Saatçi'yi töhmet altında bırakan, onların kişilik haklarını gözetmeyen tutum nedeniyle hatamız büyüktür.' diyen gazete, doğru bir karar vererek yanlışını tashih ediyordu. Nitelikli gazetenin yapacağı da bundan başka bir şey değildir...
Mazeretim var, fanatiğim ben!
Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan'ın 'Başbakan'ın yalanladığı gazete' başlığıyla kaleme aldığı yazıda oldukça önemli bir hassasiyeti ortaya koyuyor. Kızılcahamam'da kamp yapan AK Parti ile ilgili bir kulis haberine yer vermişti gazete. Başbakan'ın Washington görüşmesine atıf yapan bu haber, iki kez yalanlandı. Bunun üzerine haberin gelişim ve yayın safhasını okuruyla paylaşan Berkan, 'Lafı hiç uzatmaya gerek yok; hata tamamen benimdir.' diyor. 'Onlarca mazereti art arda sıralayabilirim.' diyen Radikal Genel Yayın Yönetmeni, yayıncı erdemiyle mazeretlere sığınmıyor ve aynen şu cümlelerle noktalıyor yazısını: 'En önce pazar günü bu gazeteyi satın alan okurlarımızdan özür dilemem gerek. Ardından da, elbette haberin konusu olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan ve AKP'den özür dilerim.' Doğrusu, alkışlanacak bir yürekliliktir bu.
Ortada hata varsa özür de olmalıdır; herkes için geçerlidir bu. Ne var ki hâlâ bazı gazete ve gazetecilerin hatasını itiraf etme yerine, ona mazeret bulma gibi bir alışkanlığı var. Mesela Amasya'daki öğrenci yurdunda dinî baskı yapıldığı için okuldan ayrılanlar olduğuna dair eksik ve yanlış haberi manşet yapanlar, olayın aydınlanması karşısında özür dileme yerine yanlışta ısrar etme yolunu seçti. Kör fanatiklik buna denir. Olay, pek çok açıdan aydınlığa kavuşmuş, yanlış bilgiler tek tek ortaya çıkarılmış vs., buna rağmen adamlar hâlâ sosyal ahengi bozacak kışkırtıcı yayınlara devam ediyor. Bir hatayı örtbas edebilmek için daha vahim bir hataya girerek aslında meselenin Alevî-Sünnî ayrışımına dayandığını ispat etmek için anlamsız bir inada bindiriyor işi. Gazetecilik bu değil ki!
Aslında her bir ferdin ya da yöneticinin tek tek özrü gerekmiyor gazetelerde. Önemli ve kalıcı olan, düzeltme bölümlerinin var olması ve bu bölümün belli prensipler doğrultusunda işletilmesidir. Bu yolda alınan mesafe, gazetecilerin samimiyet sınavıdır. Bu çetin imtihanda apışıp kalanların demokrasi iddiası da boşluktadır, insan haklarına saygı pozları da. Çünkü gazete(ci) dediğin özür dilemesini bilir; çünkü yapılan iş, sosyal bir sorumluluk ve duyarlılık gerektiriyor...
EKREM DUMANLI
kabardey | 27 Şubat 2008 18:52
sayın alev alatlıya ait bahsi geçen yazıya,zaman gazetesi genel yayın yönetmeni sayın ekrem dumanlı beyefendilerinin bir nevi sansür uygulamasını haddinden fazla abartmak çok da doğru bir yaklaşım değil,,içeriği neye ilişkin olursa olsun harcanan bir emek vardır ve bedeli o emeğin sergilenmesi ile ancak ödenebilir,,lakin bu yapılmamıştır,,yayınlamama kararı alanlar için olumsuz etkileri mutlak surette olacaktır,,,durum bundan ibaretken,,olayı derinleştirmek,,yanlış adreslere fatura göndermek hiç de şık olmamıştır,,zaman gazetesi mazisi pak bir gazetedir,,tertemiz ve seçkin yazarlara köşelerini açmıştır,,farklı farklı dünya görüşlerine eşit mesafede olmasından dolayıda,,kimselerin düşüncelerine bugüne dek sansür uygulamamıştır,,bu en son olay bir istisnadır,,telafisi mümkün olan küçük bir hatadır,,bu hatadan yola çıkarak bütün bir gazeteyi ve onun çaılşanlarını töhmet altında bırakacak ifadeleri ve imaları kullanmaktan çekinmeyenleri şiddetle kınıyorum,,,,,hele hele,,,ak partinin kapanmasını telaffuz eden emekli olmuş fakat kemale erememiş savcıların uzatılan her mikrofona görüşlerini deşifre ettiği şu günlerde,,yani bir nevi ak partiye sansür uygulanmasını isteyenlerin meydan meydan gezdiği şu zaman diliminde,,başörtülü özgür bayanların erkeklerin gölgesinden(!) kurtulmasını empoze eden bir yazıya zaman gazetesinin yer vermemesini bu denli abartmak iyi niyetle bağdaşacak bir durum değildir,,,ekrem dumanlı ve metin boşnak arasında geçen ağaz dalaşı onların itibar hanelerine geçecek not olmaktan öte bir şey olmasa gerek,,,