Metni Büyüt Metni Küçült
23 Kasım 2009

Yılmaz Özdil'den çok farklı gözlükle bakıyorum dünyaya, ama...

"Özetlersem gazetecilerin sosyal ve içtimai durumu düzenleyen yeni karar hakkında yazmıştı Yılmaz Özdil... "
Yılmaz Özdil'den çok farklı gözlükle bakıyorum dünyaya, ama... Kendin Pişir Kendin Ye Gazetecileri!..

Biz onlara torbacı diyoruz. Çok sinsi ve korkak olurlar. Ama her naneyi de yerler...

"Patronu soyanlar belli. Torbacılar nasıl teşhir edilecek?"

Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil'den çok farklı gözlükle bakıyorum dünyaya. Anlatım dilimiz de çok farklı. Hürriyet ve Sabah gazetelerinde farklı zamanlarda çalıştığımız için de hiç 'Yarasın' diyemedik. Bu yüzden muhabbetini de bilmiyorum. Bana uzaktan Karşıyakalı Godel İsmet'i anımsatıyor. Bazen yazılarını okurken 80'li yıllarda fuardaki Kübana'ya gidiyorum. Hani Adnan Şenses, Zeki-Metin'li, sahneyi Sezen Aksu'nun açtığı geceler... Ergun Babahan, Korcan Karar gibi olmadığına eminim.

Özdil, geçen gün bir yazı yazdı. Çok hoşuma gitti. Kesip sakladım. Gazetecilerde avanta-lavanta konusunun gündeme geldiği, bahşiş gibi bazı kıyakların yapılması düşünüldüğü günlerde yazmıştı. Konu ancak bu kadar güzel özetlenir.

Lafın gelişi hani 'Gazeteci yoğurt alınca yüzde on indirim, domates ise yüzde 40... Düğün yaptırdın salon avanta, konuk assolistler avanta (Hediye getirmesi de gerekiyor) ama gelini sen bulacaksın.' Nereden bulursan artık. Düğünde geline takılacak altın durumu da tarife ile tespit edilmiş. Damat muhabir ise; geline 5 adet Cumhuriyet altını... Damat gazetede müdür veya şef ise, geline kocaman Trabzon bileziği... Beyaz eşyalar da öyle. Muhabirlere 102 ekrana kadar plazma TV, müdürlere en az 106 ekran LCD TV... Karı-koca da gazeteci olursa tarife farklı oluyor tabii... O zaman düğünün olduğu gazinonun kapısına TIR çağrılıyor.

Gülmeyin yakın zamanlarda bunların çok örneğini gördük. Arkadaşlarımız gelen hediyeleri evlerine TIR ile taşıyabildi. Ben de saf saf "Ya o çocuk ne maaş alıyor ki, birinci sınıf gazinoda düğün yapıyor" diye sormuştum. Meğerse düğün iyi bir yatırımmış. Bir daha evlenirsem kesin Hilton'da düğün yapacağım. Hele bir radyocu var. Bu yüzden Türk medya tarihine geçmiştir. Şu yazdıklarımı da kâinat biliyor. Hiç işsiz kalmadı. Aynı göreve devam ediyor. Duydum ki o eşinden ayrılmış. Peki, o TIR dolusu hediye ne oldu? Verenlere iade edilecek mi?

Özetlersem gazetecilerin sosyal ve içtimai durumu düzenleyen yeni karar hakkında yazmıştı Yılmaz Özdil... Dediğim gibi şayet karşılaşırsak şak diye öpeceğim yanaklarından. İstemese de yumruk atacak değil ya...

Ancaaaak... Sadece bir satırına karşı çıkıyorum.


"El alemin patronunu neden bu işe karıştırıyorsunuz? Herkes kendi patronunu soysun birader" demiş ya...


Hatırlatmaya ve patronları uyandırmaya ne gerek vardı. Medyanın baronları kimler, servetleri biliniyor. Yalılar, köşkler, uçsuz-bucaksız tarlalar kimlerde var? Ah bir de şimdiye dek ne kadar vergi verdiler, onu da bir öğrensek. Hani bir yerden başka bir yere geçerken, zarf içinde verilen transfer paraları var ya. Kemiksiz milyon dolarlar... Biri de çıkıp "Ben şu TV'den buna geçerken bu kadar para aldım, şu kadar vergi verdim" desin ya...

Özdil bakın neler demiş:


"Sen gazetecilerin hepsini fakir fukara mı sandın? Gazetecileri, sadece, belediye otobüsüyle evine giden, üç kuruş maaşla evini geçindirmek zorunda olan, kaynakları yazarlar tarafından sömürülen muhabirlerden mi ibaret zannediyorsun? Otelleri yazıp otellerde kalan, restoranları yazıp restoranlarda ağırlanan, bayramda-yılbaşında 'Benim hediyem niye hâlâ gelmedi" diye telefon edip hesap soran, komisyon aldığı dizileri-filmleri öven, bilet göndermeyen tiyatrocuyu yerden yere vuran, yabancı şirketlerin gezileri sayesinde THY pilotlarından fazla uçan, müdürüyle yatan, iyi yattığı için transfer olan... TIR'cı gazeteci var, hamburgerci gazeteci var, müteahhit gazeteci var, artist gazeteci var, manken gazeteci var, şeyh gazeteci var, şeyh... Adamın eteğini öpen, bir dediğini iki etmeyen cemaati var, sen hâlâ indirimli ceket filan vermeye kalkıyorsun. Allah'tan gazeteci değilim... Ama yine de gazeteciler adına üzülüyor insan."

Not: Bu düğün-dernek, bayram-yılbaşı hediyesi, avanta dış geziler, övgü dolu hediyesi içinde yazıların kahramanları ile patronlarla hiç ilgisi yok. Bunlar 'kendin pişir kendin ye' yaparlar. Biz onlara torbacı diyoruz. Çok sinsi ve korkak olurlar. Ama her naneyi de yerler. Demek bir çeşit hastalık.

Bugün, Aykut Işıklar