Metni Büyüt Metni Küçült
31 Aralık 2009

Umur Talu'dan muhteşem bir "yeni yıl" yazısı : Vicdan!

Ne yapıp edip hep koltukta kalmakla... Bir dolu kişisel veya kurumsal rakip batırmakla... Şirin kakarakikiriler ve tabii ki insani nice geyik, bol laklakla... Haberciliği öldürdüğünü sanıp sitcom ittirmekle övünsün...
Umur Talu'dan muhteşem bir "yeni yıl" yazısı : Vicdan! Kovalar, rahat bırakmaz!

“KADERİN bana oyunu” şöyleydi.
Bu mesleğin içine doğdum; babam ve halam ve dedem de öyle doğmuştu.
Bu mesleğin içine doğduktan kısa süre sonra, babam bu mesleğin içinde öldü.
Babası gibi.
Karnım ilk bu meslekle doydu.
Belki karnım ilk kez; babam ölüp beş kuruş maaş bağlanamadığı günlerde, Bağlarbaşı’nda Rum ev sahibimizin evinde, yine bu meslekte aç kaldı.
SSK Samatya Hastanesi’nde ölüme yatmış babamın, eniştemin eline tutuşturduğu el yazması vasiyette, onca meslek sevgisine rağmen, o günlerdeki vefasızlıklar hastalıktan beter vurmuş olmalı ki, “Gazeteci olmasın” yazıyordu. Üç gün daha yaşasaydı, az ayağa kalksaydı, hem beni İtalya milli
maçına götürecekti, hem belki o satırları silecekti.
Ben sonra da, ilk, orta, lise, üniversite... bu meslekle büyüdüm. Çok iyi gazetecilere, çok iyi yazarlara, çok iyi insanlara komşu dedim, abi dedim, amca dedim, teyze dedim, kardeş dedim.
Büyüdüm ya, tam askeri darbe ertesi, elimde diploma, kursağımda akademik kariyer, geçmişimde sendika filan... bu meslekte terledim, koşturdum, durdum, yoruldum, mutlu oldum, hüzün duydum, ayakta kaldım, iyilik buldum, kötülük gördüm, öğrendim, unuttum, yanlış yaptım, doğru yaptım, bilendim, yaşlandım.
“İyi bir gazete” hazırlayabildiğim, şöhretsiz bir mutfakta iyi bir sayfa, doğru bir manşet, harika bir fotoğraf, mağdur insanlara dair bir ses çıkmasına ama küçük, ama büyük katkı yapabildiğim her an, beni “iyi bir köşe” yazmaktan daha mutlu etti.
O yüzden, gazete mutfağının pek bilinmeyen gazetecilerini, hakiki haber peşindeki muhabirleri, yazıdan, köşeden hep daha önemli buldum.
O yüzden, bir gazete veya haber yayını için asli olanın, onların meslek sevgisi, onların nitelikli emeği, onların fazla mesaisi, onların katma değeri, onların
namusu, onların vicdanı olduğunu hep kabul ettim.
O yüzden, hâlâ içimi en çok acıtan, (tabii kimsenin canını yakmamışsa) bir yazıda yaptığım yanlış, kötü yazılar, hatalı bakış açılarım değildi... İçimi hâlâ, en çok, mutfakta çalışırken, bir haber değerlendirirken, yazı işlerinde bir fotoğraf koyarken, genel yayın yönetmeni iken yaptığım yanlışlar, kırdığım insanlar acıtır.
O yüzden, o vicdan hâlâ kovalar...
Onca rahatlığına rağmen!
İçine doğduğumdan beri aldığım birinci ders budur.
****
Kusura bakmayın...
Bir şey söyleyebilmek için, kendimle de yeniden biraz hesaplaşarak şu satırlara gelebildim.
Diyeceğim şuydu asıl:
Bir insan, onca zaman elinde iyi, doğru, adil, hakkaniyetli, insani değerlere saygılı, haberin harbisine ve hakikisine sevdalı, sansüre öfkeli, başı dik, boynu dik, vicdanı hep tetikte bir gazetecilik yapma mekânı bulup da...
Meslektaş canını bile yakan, belki epey parlatan ama çok hayat da karartan yöneticilik ve gazetecilik tarzını oportünizminin medcezirleri arasına katmışsa...
Cezaevinde savunmasız insanların topluca katledilmesinden kimilerinin tek tek hedef haline gelmesine kadar, sonuçları açıkça istemeden de olsa, ille vesile olmuşsa...
Gazetesini, gazeteciliği sık sık iktidar oyunları parçası; sivil veya askeri, ekonomik veya küresel kimi güçlerin senaryolarına kâtip veya aktör kılmışsa...
Yalan, manipülasyon, sansür, otosansür, haber gizleme, manşet yamultma, iş takibi, kuyu kazma, ihbar etme, tuzak kurma, meslektaş satma, rakip
batırma gibi günahları, birer kaza veya gündelik hata olmaktan çıkarıp adeta “yeni gazetecilik kitabı” gibi yazmış, “piyasa bu” diye böbürlenmişse...
Bir gün dahi kurumsal, patronsal, kişisel ihtiraslar karşısında dur bırak demeden, tam tersine, dur durak bilmeden boyun eğmiş, itiraz katletmiş ve
ihtiras coşturmuşsa...
İstediği kadar...
Bir zamanlar, daha küçük ölçeklerle daha az nüfuslu bir ülkede bile promosyonsuz 600 binden fazla satabilmiş gazeteyi, rakipleri inlerken dahi ıkına sıkına 500 bin sattırmakla...
Ne yapıp edip hep koltukta kalmakla...
Bir dolu kişisel veya kurumsal rakip batırmakla...
Şirin kakarakikiriler ve tabii ki insani nice geyik, bol laklakla...
Haberciliği öldürdüğünü sanıp sitcom ittirmekle övünsün... Veya övülsün...
Vicdan, onu bile kovalar!
Rahat bırakmaz hiçbir köşede!
Herkese, eksiksiz herkese, her köşe bucakta daha umutlu yıllar dileğimle!

Yorum Ekle

Yorumlar

ÖZKÜK VE VİCDAN | 31 Aralık 2009 12:13
Harika bir yazı olmuş... Milliyette onaylamadığım, sessiz kaldığınızı düşündüğüm, Özkökvari tutumlarınız olduğuna dair kanaatlerim oluşmuştu. Ancak bu yazı, vicdan muhasebesinde çoktan temize çıkacak kadar berrak olmuş... Ertuğrul Özkök için ise umreden sonra zemzem suyuyla bir banyo yapması bile yeterli gelmeyebilir...
nesliak | 31 Aralık 2009 19:38
Süpersin Umur Talu! Bir sen bir de aysenur yazıcının sitesindeki yeni yıl yazısı içimi sızlattı.sevgiler ile kalın ikiniz de
FAUST | 1 Ocak 2010 13:16
Ertugrul bu yazidan uzerine alinmasi gereken dersi alacak mi? Ne gezer.. Memlekete yasattigi yuz karasi bir 20'dan sonra, koltugundan tirnaklari sokulurcesine ayrilan adamda yuz astardir. Ama tarih sayfasinda yerini aldi bile.. Kotu bir hatira, irinli bir yara olarak.