Metni Büyüt Metni Küçült
15 Mart 2010

Mustafa Balbay'ın durumu ortaçağlarda bile kabul görmezdi!

Akşam yazarı Serdar Turgut, Mustafa Balbay'ın durumunun neden ortaçağda bile görmeyeceğini yazdı!
Mustafa Balbay'ın durumu ortaçağlarda bile kabul görmezdi! Habeas Corpus kavramındaki Corpus ceset değildir

Başlığım biraz garip gelebilir, ilk bakışta haklı olabilirsiniz ama emin olun ki hepimizin hayatı açısından çok da önemli bir ilkeyi ifade ediyor bu başlık. Yazı bitmeden anlamını iyice açıklayabilmiş olacağımı sanıyorum.
Ben yazılara başlık seçerken doğal olarak ilgi çekici ve yazıya okuyucu davet eden başlıklar seçerim ama bu defa istisna yapıyorum. Bugün yazının popülerliği ile alakalı değilim. Uzun zamandır vicdanımı sızlatan, ruhumu sıkıştıran, dünyanın neresinde olursam olayım, o gün ne yazıyorsam yazayım beynimin içindeki ses, ‘bunu yazmalısın’ diye beni uyarıyordu. Dolayısıyla artık tahammülüm kalmadı, artık ruhumdaki baskıya dayanamıyorum. Konuyu bugün yazacağım.
Habeas Corpus 1679 yılında İngiliz halkının ortak bildirisi olarak kaleme alınan Habeas Corpus bildirgesinden alınmış bir kavamdır. Latince olan bu kavram ‘vücudu göster’, ‘vücudun senindir’ demektir. Ve bu temelde tutuklunun karara itiraz hakkını güvence altına alan temel prensiptir. Mahkûma hapishanedeyken bile ceza ve infaz yöntemlerini sorgulamak hakkını getiren bu temel hukuk prensibinin ortaya çıkış tarihine tekrar dikkatinizi çekmek istiyorum: 1679. Bugün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki tutuklunun karara itiraz hakkını güvence altına alan maddeler bu prensibe göre belirlenmiştir. Tarihin eskiliğine şaşırıyorsanız durun biraz daha da şaşıracaksınız. Habeas Corpus pensibinin formüle edilmesi MAGNA CARTA’ya dayanır. Büyük ferman anlamına gelen bu İngiliz belgesi 1215 yılında imzalanmıştır. İnsan haklarına önem veren hukuk prensiplerinin formüle edildiği bu belgenin gelin 39’uncu maddesini birlikte okuyalım:
‘Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak veya hapsedilmeyecek veya mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak veya kanun dışı ilan edilmeyecek veya sürgüne gönderilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.’
Bunu bugün Türkiye’de okurken ancak hayalimizi süsleyebilecek koşullardan bahsedildiğini düşünebiliyoruz.
Oysa bu 800 yıl önce İngiltere’de ortaya çıktıktan sonra tüm medeni ülkelerin temel hak ve özgürlükleri belirleyen temel yasalarına yön vermiştir.
Bugün İngiltere’ye demokrasinin beşiği denilmesinin nedeni aslında bu Magna Carta ve Habeas Corpus bildirgeleridir.

MUSTAFA BALBAY

Bu yazıyı neden yazdığım malum. Uzun zamandır meslektaşım Mustafa Balbay’ın ‘Çocuklarım artık beni tanımıyor’ diye başlayan çığlıkları içimi yiyip bitiriyor. Onun hüküm giymeden sürmekte olan tutukluluk süresi bir yılı aştı. Bu gördüğünüz gibi ortaçağlarda bile kabul edilebilecek bir durum değildi.
Ergenekon davası bağlamında sadece Mustafa Balbay’ın değil, başkalarının da bu durumda olması ihtimali var. Ben, Balbay’ı tanıdığımdan ve çığlıklarını duyduğumdan onu örnek veriyorum burada.
Sadece Ergenekon gibi toplumda çok tartışılan ve kamplaşmaların yaşandığı davalara ilgili değil bu durum. Hapishanelerimizdeki tutukluların durumu gerçekten vahim halde.
Geçenlerde arkadaşım Sedat Ergin gerçekten her zaman olduğu gibi son derece titiz bir gazetecilik örneği sergiledi ve hapishanelerdeki durumu yazdı. Beni ilk okuduğumda çok etkilemiş olan o yazıdan alıntı yapacağım. Sedat Ergin ‘Aylin’in hayatından alınan 302 gün iade edilebilir mi?’ başlıklı yazısında, ilk önce terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle tutuklanan ve 10 ay tutuklu kaldıktan sonra hâkim önüne çıkarıldığı ilk mahkemede tahliye edilen Vatan gazetesi internet editörü Aylin Duruoğlu’nun yaşadıklarını yazıyor ve ondan çalınan 302 günün telafisinin nasıl yapılacağını soruyor.
Bu soruyu vicdanı olan her insan sormalıdır bence ve Sedat sorusunu sorduktan sonra hapishanelerimizdeki vahim durumu gözler önüne seriyor: Barolar Birliği’nin verilerine göre Türkiye’de açılan 100 davadan 54’ünün, yani yarıdan fazlasının beraat ile sonuçlandığı bilinmektedir. Buradan hareketle Türkiye’deki her iki sanıktan birinin masum olduğu sonucuna varabiliriz. Bu oran Avrupa’da yüzde 5 dolayındadır.

HAKLARINDA KARAR OLMADAN TUTUKLU OLAN BİNLERCE KİŞİ

Türkiye’deki cezaevlerinde 31 Ocak 2010 tarihi itibarıyla 117 bin 547 kişi bulunuyor. Bunlardan 55 bin 856 kişinin cezaları kesinleşmiş durumda. Yani yaklaşık yarısı. Tam 19 bin 642 kişi ise hükmen tutuklu. Yani mahkûmiyet kararları temyizde olduğu için kesinleşmiş değil. Bu arada 41 bin 40 kişi ise tutuklu statüsünde; yani henüz haklarında verilmiş bir mahkeme kararı yok. Davaların yüzde 54’ü beraatle sonuçlandığına göre bu tutuklulardan yarısının yani en az 20 bin üzerinde insanın yargılama sürecinden masum çıkacağını tahmin edebiliriz.

VİCDANINIZ RAHAT OLABİLİR Mİ?

Vicdanınız tamamen ölmediyse bunun son derece vahim bir durum olduğunu görebilirsiniz. Dolayısıyla sadece Mustafa Balbay değil, onun gibi birçok insan temel Magna Carta ve Habeas Corpus haklarından mahrum bırakılmaktadırlar. Onlar ne yazık ki ortaçağ koşullarında muameleye tabi tutuluyor.

YASAL OLAN HER İŞ, ADİL OLMAYABİLİR

John Rawls tüm dünyada entelektüel fırtınalar yaratan ve adalet kavramına yaklaşımları belirleyen ‘Theory of Justice’ adlı kitabında Türkiye’deki bu durumun temel adalet kavramına nasıl tamamen zıt olduğunu neredeyse matematiksel netlikle gösterir.
Habeas Corpus’taki vücut kavramına özel önem gösteren Michel Foucault ‘Dicipline and Punishment’ adlı kitabında hapishanelerin adaleti sağlama dışında nasıl da güç otoritelerinin insanları disipline etmek ve cezalandırmak araçlarına dönüştüklerini ortaya koyar.
Yasaların uygulanması ile adalet kavramı arasında farklılık vardır.
Bir işlemin yasal olması, o işlemde adaletin otomatikman sağlandığını göstermez. Ben Ankara Hukuk Fakültesi’nde genç bir asistanken hocalarımızın bu farkı birinci sınıf öğrencilerine anlatıklarını gördüm.
Ama şimdi nasıl olduysa bu temel ilkeler unutuldu, temel prensipler bir yana itilerek insanlara cezalar veriliyor.
Tutukluların koşulları uyduğu takdirde tutuksuz yargılanma hakları vardır. Yargılanmadan hapishanede uzun süre tutulursa, o zaman tutuldukları hapishaneler birer Guantanamo Cezaevi’ne dönüşür. Orada biliyorsunuz Amerikalılar isimlerini bile gizli tuttukları insanları mahkemeye çıkarmadan ve ne kadar tutacaklarını da söylemeden hapiste tuttular ve Türkiye de dahil tüm dünyanın tepkisini çektiler. Kendi insanımıza, kendi ülkemizde de aynı hakları talep edelim ve tutuksuz yargılanma hakkını insanlara tanıyalım. Bence Mustafa Balbay’ın çocuklarına kavuşması vakti çoktan geldi. Ha sonra yargılanır. Eğer hüküm giyerse o da ne kadar, hangi şartlarla yatacağını bilir halde haklarından emin olur, gider çeker cezasını. Ama şu anki durum bilin ki toplum vicdanında büyük yara açıyor.

TUTUKLULARI CESET HALİNE GETİRMEYİN

Habeas Corpus kavramındaki Corpus ‘vücut’ demektir. Bu ceset anlamına gelmez. Adalet sistemimiz bunu hatırlasın ve sonunda beraat etme ihtimalleri bulunan insanların hapiste tutulmalarının onları ya gerçekten öldürüp ceset haline getirebileceğini ya da onları manen öldürüp, ruhen cesede dönüştürebileceğini görmelidir.

Akşam / Serdar Turgut