Maçolar geçiyor allı yeşilli
Haşmet Babaoğlu ve Hıncal Uluç arasındaki son tartışma, 'büyük yaşamak' üzerine. Ataol Behramoğlu'nun katıldığı (geçtiğimiz pazar) son Yaşamdan Dakikalar programı ilham olmuş bu gerginliğe. İzledim tesadüfen... Hem Uluç'un 'Yaşadın mı, büyük yaşayacaksın!' yazısında söz ettiği anları görme şansına eriştim hem de programın genel olarak (bana) düşündürdüklerine odaklanma fırsatı buldum:
'Yaşamdan Dakikalar', nitelikli yayına hasret izleyici için tutunulacak bir dal. Ekran klasiği olmayı başarmış bir program aynı zamanda. Geçmişte başka isimler denense de ara ara, Nebil Özgentürk, Sunay Akın, Hıncal Uluç ve Haşmet Babaoğlu en istikrarlı kare as oldu. Yıllardır, dengeli ve samimi biçimde o masanın başında, seyirci ve okuyucularının karşısındalar. Programın bilgili, seçkin ve manik-depresif dünyası, meraklısını sarıp sarmalıyor ve kurcalayacak fazla şey bırakmıyor.
Fakat... Her biri kendince derin, romantik, centilmen, salon adamı, yaşam gurmesi olmakla ünlü bir grup adamın, yaşamdan özel dakikalar vaat ettiği o masada... Onca seçkin güzelliği, ısrarla 'kadınsız' konuşup durmaları, sırayla göz göze şiir okumaları tuhaf değil mi?
SEÇKİN MAÇOLAR
Yaşamdan Dakikalar'ı entelektüel bir ıssız adamlar kulübü gibi algılıyorum bu yüzden (teşbihte hata olmaz). Sıradan hemcinsleri gibi bira içip futbol konuşmuyor... Kahve yudumlayıp, opera - sinema - edebiyat konuşuyorlar. Efkarlanınca da, birbirlerine dünyanın en güzel şiirlerini patlatıp iç çekiyorlar. Ama bütün o kafiyelerin, ahenkli cümlelerin eğip bükemediği gerçek şu ki; Yaşamdan Dakikalar, gayet maço bir dünyadan sesleniyor bize. Aşkın da, yemeğin de, filmin de, şiirin de, şarabın da, şarkının da en iyisini erkeklerin bildiği/seçtiği, seçkin ve derin maçoluk...
Kadın döven değil 'kadın öven', hele de gençliğe ve güzelliğe karşı boyunları nasıl da kıldan ince adamlardır... Seçkin maçolar... İyi okuryazar olmaları yanıltmasın, bir kadında aradıkları ilk şey elbette zeka değildir. Bilakis, kadında zekaya katlanabilmelerinin ön koşulu, zekasını unutturacak kadar da güzel olmasıdır. Her şeyin en iyisine layıktırlar çünkü seçkin maçolar. Hal böyleyken bir Pelin Batu'su bile yok Yaşamdan Dakikalar'ın... Öyle erkek erkeğe, 'birdirbir' oynar gibi, filmden konsere, tiyatrodan şiire atlayıp duruyorlar...
EN KISKANILAN SEÇKİN MAÇOLAR
Murat Bardakçı ve Erhan Afyoncu 'en kıskanılan seçkin maçolar' listesinde baş sıradadırlar bu açıdan. Bir ağlayıp bir gülen, arada tatlı tatlı mışıldayan, yeni açmış çiçekler kadar narin bir Pelin Batu'su var çünkü onların. Konuşturmasalar da, göstermeseler de, seyirci bilir ki, orada bir Pelin var uzakta... Önünde sayfalarca notları, konuşacağı sırayı bekler sabırla. Masanın 'süsü', reytingin 'gülü'dür. Bir de 'bülbül'ü vardır ki programın... Ne vakit Murat Bardakçı'nın canı incesaz çekip de tamburu eline alsa, başlar gecenin içinde şakımaya o bülbül... O vakte kadar ne yer ne içer, nasıl dikilir onca saat orada bilinmez, ama tambur yorulana kadar usul usul meşk eder, şırıl şırıl akar o ses. Dedik ya, her şeyin en iyisine layıktır seçkin maçolar.
Aysun Kayacı hazır Harvard'dan dönmüşken diyorum... Yaşamdan Dakikalar'a çok yakışmaz mı? Fazla konuşturmaya lüzum yok... Murat Bardakçı modeli... Ama bol bol kızı göstersin kamera... Sarı sarı... Işıl ışıl... Hem stüdyoyu çekip çevirir, program düzene girer... Hem de Türk televizyonlarındaki 'en maço program' yarışı kızışır, ortalık şenlenir... Hay aklımla bin yaşayayım!
Akşam / Sevim Gözay