Metni Büyüt Metni Küçült
20 Mart 2010

Kibariye: Başbakan'a yaptığım yağcılıksa, yağcılık olsun

Sonat Bahar Sabah için Kibariye ile konuştu. Sabah'tan: Kibariye Roman açılımında Başbakan Erdoğan'a 'Olay adamsın, çok yakışıklısın' dedi, gündeme oturdu. Açılım kadar çok konuşulan Kibariye ile konuştuk
Kibariye: Başbakan'a yaptığım yağcılıksa, yağcılık olsun Okuma-yazma bilmediğim için erkek tuvaletine girmişliğim var

SONAT BAHAR/SABAH



Roman açılımında sahne aldı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "Olay adamsın," dedi ama aslında olay olan kendisi. Kibariye'den, daha doğrusu 13 yaşında aldığı nüfus kâğıdına göre Bahriye Tokmak'tan söz ediyorum. Kibariye'nin içinden geldiği gibi konuşmasını, açılımın bu kadar renkli olmasını kimse yadırgamadı. Ne de olsa onlar Romandı ve içlerinden geldiği gibi yaşıyorlardı. Kibariye'ninki Manisa-Akhisar'da başlayan, İzmir pavyonlarında hızlanan, İstanbul'da şöhrete ulaşan bir hikâye. Açılımı anlamak için, Roman insanını anlamak gerekir diye düşündük, Kibariye'nin küçük bir kızken başlayan öyküsünü kendi ağzından dinledik.

- Şöhret olana kadar, Roman olduğunuz için neler yaşadığınızı merak ediyorum.

- Anam ağladı...

- Bahriye Tokmak nasıl bir yerde, nasıl bir ailenin içinde doğdu?

- Manisa Akhisar'da, bir göz odanın içinde yaşardık, sekiz kardeş, annem ve babam. Hepimiz bir yatağın üstünde yatıyorduk. Ne para var, ne tura. Buzdolabı yok, tel dolap vardı o zaman. Ben sana anlatsam defterlik olurum. Aşırı derecede fakirlik vardı, ben bunu hiç yadırgamadım, utanmadım. Babam ayakkabı boyacısıydı. Annem de düğünlerde darbuka çalardı, beni de yanında götürürdü. Para yoktu, yaşım dokuz, ben bir süre annemin yanında gidip tef çalıyordum. Babam kızıyordu düğünlere gidiyorum diye. O zamandan içimde şarkıcılık hayali vardı.

- Tüm Romanların içinde bir şarkıcı olma hayali var galiba?

- Tabii, Allah vergisi o duygu. Ben notadan falan anlamıyorum, işim de yok. Bu durum Romanlara mahsus galiba. Evde Allah ne verdiyse yiyoruz ama doymadan kalkıyoruz, tatminsiziz. Ben o yaşta, 'Annemlere ne alabilirim, ne yedirebilirim?' derdindeyim. O yaşta anneme; 'Ben ilerde şarkıcı olacağım, seni tel dolaptan kurtaracağım,' derdim.

- Nasıl bir babanız vardı, sert miydi, dayak var mıydı?

- Dayak vardı babamdan ama annemden yoktu. Babam da neden dövüyordu ama; hem namuslu kalmamız için hem de şarkıcı olmamı istemediği için. Babam haklıydı, kötülüğümü istemiyordu.

- Mahalle nasıl bir mahalleydi?

- Çok renkli, şalvarlar, etekler, ziller, darbukalar. Sazlar hep mahalledeydi, eteğimi çevire çevire şarkı söylerdim ben. Bizim mahallenin yakınında Şark Otel vardı, para kazanmak için orada kömür taşıyordum. Şarkıcılık yok o zaman, çok küçüğüm diye sahnede istemiyordu kimse. 12 yaşlarında artık dayanamaz oldum, para yetişmiyor. Sürekli dua ettim; 'Allah'ım beni şarkıcı yap,' diye. Sonra dualarım kabul oldu, 14 yaşında pavyona girdim.

PERDE ARKASINDA ŞARKI SÖYLERDİM

- Okula gitmiyorsunuz bu arada...

- Ben hiç okumadım, para yoktu çünkü. Annemle babamın nikâhı 25 sene olmadı. Enver Düzay diye bir abi vardı, 'Senin nüfusunu çıkaralım,' dedi. Ben nüfus ne bilmiyorum o zamana kadar, o zamanlar 13 yaşında falanım. Annemle babama nikâh kıyıldı evin içinde. Annem bir baktım ağlıyor, çok ağlıyor hem de. Ben açlıktan, parasızlıktan ağlıyor sanıyorum. Meğer nüfusumuz çıktı diye ağlıyormuş. Enver Abi elimden tuttu benim, beni İzmir'e götürdü.

- İzmir'e gittiğiniz yıllarda tanınmaya da başladınız yavaş yavaş...

- İzmir'de Çağlayan Pavyon vardı; Bergen, Tüdanya, Yıldız Tilbe hep ordan geldik biz. Ben başladım orada söylemeye. Polisler geliyor ara sıra, korkuyorum, yaşım küçük çünkü. 15 yaşıma kadar oradaydım, evli falan değilim, kızoğlankız çalışıyorum orada. Paraları babama veriyordum. Fuarda çalışan sanatçıların hepsi geliyordu beni dinlemeye. Muzaffer Özpınar da beni dinlemiş ve İstanbul'da anlatmış, sonra Gönül Akkor, Zeki Müren'le birlikte gelip beni dinledi. Beni perdenin arkasından çıkardılar; 'Kim bu?' diye.

- Anlayamadım, perde arkasında mı şarkı söylüyordunuz?

- Çok zayıfım, kara kuruyum, güzel değilim diye perde arkasından söylerdim, Safiye Ayla gibi. Benim gücüme gidiyordu. Gönül Akkor beni dinledi, zaten hayrandım ona. O, 'Çıkarın şu kızı ortaya,' dedi, bana iki elbise verdi, parfüm verdi, takılar verdi. O bana, 'Sen benden de iyi olacaksın,' dedi. Sonra Gönül Akkor ve Muzaffer Özpınar beni stüdyoya soktu. Kimbilir'i yaptım.

SEDA SAYAN'LA AYNI YATAKTA YATIYORDUK

- Her şey bu kadar güllük gülistanlık mıydı, hiç mi hor görülmediniz?

- Olur mu, çok hor görüldüm. Benim evim yoktu İstanbul'da. Seda Sayan benim altımda çalışıyordu, biz bir otelde ikimiz kalıyorduk. Seda şantözdü, ben orada solisttim. Sonra Seda ile birlikte Etiler'de, bodrum katında bir ev tuttuk, 17 yaşındayız ikimiz de, tenceremiz bile yoktu. Bir yatağın içinde beraber yatıyorduk. O hırslıydı, başarılı oldu, hakkıydı. Ben de sesimle geldim bir yerlere. Götürdük malları oturuyoruz işte (gülüyor). Paramız yoktu, ayakkabı alırdık, beraber giyerdik.

- Anne ve babanız ne durumda bu sırada?

- Stardust Gazinosu'nun sahibi Turgut Akyüz babama çok iyi bir para verdi. Babam istememiş parayı, annem istemiş. O paranın alınması lazımdı, benim orada olmam lazımdı, gerisi fasa fiso. Yıllarca bedavaya çalıştım cahillikten, 10 çikolata için imza atmıştım, üç-dört sene bir yerde çalıştım bu sözleşme yüzünden, 'Ev alacağız,' diye beni kandırıyorlardı.

Başbakan'a yaptığım yağcılıksa, yağcılık olsun

- Roman açılımı toplantısında başbakanı bile şaşırttınız, güldürdünüz. Nedir bu sizdeki Tayyip Erdoğan sevgisi?

- Ben 45 senedir sahnelerdeyim. Bu kadar senedir bizim Romanlarımızı koruyup kollayan çıkmadı, bu kadar güzellik yapan olmadı. Hep hor gördüler. Ben bundan hep üzüntü duydum, kahroldum. İnsanı insan gibi sevmelerini, öyle bakmalarını isterdim, ayrım yapmadan sevmelerini isterdim. Romanları savunmak adına ben yıllarca her yere gittim, böyle bir destek istiyordum. Elimden geldiği kadar bir şeyler yaptım, az da olsa gündeme geldik, bir dönem yadırganmadık. Sonra her şey sil baştan eskiye döndü. Şimdi düzelmenin başladığına inanıyorum. Çünkü başbakanımız, Romanları çadırdan kurtardı. O konuşurken salonda ben ağladım. O kadar güzel savundu ki bizi Allah razı olsun. Bugüne kadar sahiplenen olmadı.

- Bu açıklamalarınız yüzünden size 'yağcı' diyenler oldu...

- Evet bana yağcı demişler, ben buna çok üzüldüm. Ben bugüne kadar sesim sayesinde bir yere geldim. Baktığım herkese helal para yedirdim. Kimseye muhtaç değilim, ben başbakanın çabalarına teşekkür ettim. Bizi savunduğu için içimden gelenleri söyledim. Arkasındayım sözlerimin.

- 'Olay adamsın'dan kastınız ne?

- Olayların adamı, yıkılıyor. 'Anacım' falan da dedim. Bu benim yapım, bizim ağzımız böyle. O sahnede attırdığım lafların hepsi yüreğimdendi. Bu laflar az bile. Adam yakışıklı, adam güzel, güzel laflar ediyor. İster istemez bayılıyorsun konuşmalarına. O benim dünya ahiret abim olsun. Beni ne kadar güzel dinledi, oturdu gözlerime baktı. Güzel sesten anladığı gibi, kişiliğe de değer veriyor. Bakın 'Rom' dedi bize, bunu kimse bilmez. Bu yağcılıksa yağcılık olsun.

GENÇ KOCAYI TAVSİYE EDİYORUM

- İki kez evlendiniz, ilk eşinizle çok uzun süre evli kaldınız, kadın olarak sömürüldüğünüz bir dönem miydi?

- İlk eşimle ayrılırken maddi olarak zor bir dönem atlatmadım, 28 senedir evliydik, manevi olarak zordu. Ama bunların yaşanması gerekiyormuş, şimdi Allah bana genç bir koca verdi, bebecik verdi. Genç kocayı tavsiye ediyorum. Benden sonra çok kişi genç adamla evlendi ama ben bunu reklam için yapmadım, sekiz tane koca eskitmedim. Ben mutlu olmak istiyorum, sevmek-sevilmek istiyorum, ilgi-sevgi istiyorum, bunları da kocamda gördüm. Birgül'ü verdi bana, beni genç yaptı, ruhumu gençleştirdi. Allah razı olsun ondan.

- Bir bebeğinizi düşürdünüz, yeni bebek projeniz var mı?

- Birgül kardeş istiyor, dokuz yaşında kızım. Yaşım 50, tansiyon hastasıyım, riskli bazı şeyler, Allah izin verirse bebek denemesi yapacağım.

- Siz kızınızı nasıl yetiştiriyorsunuz, Roman kızı gibi mi?

- Bu laf rahatsız ediyor beni. Romanı, Kürdü, Türkü yok, hepimiz insanız. Birgül özel okulda okuyor, çok güzel konuşan, diksiyonu çok güzel olan, fiziği çok güzel olan, insan ayrımı yapmayan bir çocuk. Birgül'ün babası melez tam Roman değil. İnsan insandır. Birgül felaket güzel yetişiyor. Herkesten gördüğü kurallar içinde yetişiyor. Roman gibi değil, insan gibi yetişiyor Birgül...

AÇ KALSAM DA ÇOCUĞUMU OKUTURUM

- Roman olduğunuzu saklamadınız, saklayanlar var ama...

- Ben kendimle ve Romanlığımla gurur duyuyorum. Beni çok hor gördüler, sahneye çıkarken kulaklarımla duyuyordum, 'Çingene çıktı,' diyorlardı. İçime atıyordum, böyle bir hakaretle sahneye çıkmak çok zor oluyordu. Orada kendimi savunamıyordum, savunmak zorunda kalmak da çok acayip. Ben uzaydan gelmedim. Ben kendimi küçük düşürmedim. Kürdü, Çingenesi, Ermenisi diye ayırmak yanlış, insan insandır.

- Romanlar arasında okuma-yazma düzeyi çok düşük. Bu sizi üzmüyor mu?

- Çok üzüyor. Ben de okuma-yazmayı çok geç öğrendim. Hâlâ çok iyi bilmiyorum. Sahnede gelen çiçeği okuyacak kadar, kızımın ilacını okuyacak kadar biliyorum. Bir yere gittiğimde tabelaları okuyamıyordum. Ama ehliyetli kadınım bugüne bugün. Kadın tuvaletine gireceğime, erkek tuvaletine girmiştim okuyamadığım için, rezil oldum. Fakirlikten mi okutamıyor Romanlar bilmiyorum, büyük konuşmak istemiyorum ama fakirlikten ölsem, kızımı okuturdum. Romanlara da diyorum ki; fakirliği bahane etmeyin, çocuklarınızı okutun. Kızımı özelinde, güzelinde okutuyorum, yapamadığım her şeyi o yapacak. Aç kalırım yine de çocuğumu okuturum.