Bandırma Vapuru'ndaydılar, Atatürk'e suikastten yargılandılar...
Roman türünde tarihi bir belge... Gazeteci Önay Yılmaz yine farklı bir kitapla karşımızda: Bandırma Yolcuları. Samsun'a giden Bandırma Vapuru'nda neler yaşandı? Bilinmeyenler... Kimler daha sonra Atatürk'e suikastten yargılandı?
“Bandırma Yolcuları”
“Nazilerle Beş Yıl”ın yazarı Önay Yılmaz, Alfa Yayınları’ndan çıkan “Bandırma Yolcuları – Mustafa Kemal ile ‘Kurtuluş’ Destanını Başlatanların Öyküsü” adlı yeni kitabında, Gazi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte İstanbul’dan 16 Mayıs 1919’da bindikleri Bandırma vapuruyla üç gün süren zorlu bir yolculuk sonrası 19 Mayıs 1919’da Samsun’a vararak, ulusal kurtuluşun ilk kıvılcımını çakanların öyküsünü farklı bir kurguyla anlatıyor.
Yılmaz, yeni kitabında okuyucuyu, Bandırma vapuru ile biri gerçek, bir diğeri de kurgulanmış, iki yolculuğa aynı anda çıkarıyor. Gerçek öyküde, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Bandırma vapuruyla Samsun’a yaptığı yolculuğu, pek bilinmeyen yönleriyle anlatan Yılmaz, diğer kurgulanmış yolculukta da, tarihi yolculuğun ve yolcuların yaşamını, tur yolcularına anlatan bir tarih profesörünün öyküsüne ve çevresinde gelişen olaylara yer veriyor.
Yılmaz, kitapta Bandırma yolcularının yakınlarını da yolculuğa çıkarıyor ve onların ağzından tarihi yolculuğun fazla bilinmeyen yönlerine de yer veriyor.
Mustafa Kemal Bandırma vapuru yolcularını nasıl seçti? Yolculuk süresince neler yaşandı? Aşırı dalgalı deniz kimleri rahatsız etti? Samsun’a gidiş kararı nasıl verildi? Mustafa Kemal, vapurla Samsun’a yola çıktığı dava arkadaşlarını daha önce tanıyor muydu? Zaferden sonra Mustafa Kemal, dava arkadaşlarına vefa borcunu ödedi mi? Hangileri Mustafa
Kemal’e suikasttan yargılandı? Kimler kurtuldu, kimler serbest kaldı?
Yılmaz, kitabında tüm bu soruların yanıtlarını da veriyor.
Kitaptan:
“... Bandırma vapuru Paşa'nın talimatı üzerini karaya çok yakın gidiyordu. Zaman zaman sahilde tek tük cılız ışıklar göze çarpıyordu. Deniz hala azgınlığını koruyor dalgalar gemiyi sallamaya devam ediyordu.
Gemi çok yaklaşmıştı. Sanki hayalet bir gemiydi. O da sessiz ve ışıksızdı. Mustafa Kemal köşesinde, bu tehlikenin bir an önce geçmesini bekliyordu. Yoksa bütün planlar alt üst olabilirdi. Vatanın içinde bulunduğu durumu düşündü.
Eğer bu gece bir aksilik olurda İngilizler tarafından yakalanırlar ve sorguya çekilecek olurlarsa arkadaşlarının neler söylemesi gerektiğini sıkı sıkıya tembih etmişti...”
...
“... İşgal kuvveti askerleri vapurda aramalarını tamamlamak üzereydi. Bir er, Mustafa Kemal'e yaklaştı ve usulca, ‘Komutanım, düşman askerleri silah ve cephane arıyorlar’ dedi. Mustafa Kemal, bıyık altından gülümsedi; arama yapan askerlere alaycı bir bakış fırlattı, ‘Budala herifler bizim silah cephane değil, kafa götürdüğümüzü bilmiyorlar mı?’ diye fısıldadı.”
...
“... Çevrede herhangi bir sandal görünmüyordu. İsmail Hakkı Kaptan çevreye bakınırken, denizde yüzen ve kendilerine doğru gelmekte olan birisini gördü. Merakla beklemeye başladı. Bu arada güvertede oturan Paşa'ya da haber verdi. Paşa, kendilerine yaklaşmakta olan yüzücüyü gördükten sonra, "Bu Ali Şevket yüzbaşı" dedi. ‘Hemen yardım edin, bir şey oldu herhalde’ diye ekledi.
Yüzbaşı Ali Şevket Bey, daha sonra zincire tutunarak, arkadaşlarının yardımıyla gemiye çıktı. Sırılsıklam ve nefes nefeseydi. Bir battaniyeye sarınan Ali Şevket güçlükle konuşuyordu, ‘Kusura bakmayın, İngilizlerin peşimde olduğunu haber aldım. O nedenle sandal falan aramadan kendimi denize attım’ diyebildi. Herkesin gözleri sahili taradı ama kimse bir şey göremedi. Sahilde İngiliz askerlerinden eser yoktu. Derin bir nefes almışlardı.”
Bu kategorideki diğer kayıtlarımız
Yorum Ekle