Metni Büyüt Metni Küçült
18 Mayıs 2008

Kimse atmadıkça ne Uluç Sabah'tan ayrılır, ne de Özkök Hürriyet'ten..

Tuncay Özkan elindeki medyayı "iyi yönetemedi" şimdi suçu reklama ve reklamverene atıyor. Sen elindeki medyayı politize edip, silaha dönüştüreceksin, marjinalleştireceksin, korkunun-gözdağının odağı yapacaksın sonra...
Kimse atmadıkça ne Uluç Sabah'tan ayrılır, ne de Özkök Hürriyet'ten.. Köşeyi kapatıyoruz...
Ali Atıf Bir / Bugün


Ruhumun derinliklerinde esen kavurucu fırtına "git" diyor "git".."Arkana bakmadan git". "Nereye, kime, nasıla, nedene..." diye sormadan git... Yazıya böyle başlamak isterdim. Hafif Ertuğrul Özkök biraz Hıncal Uluç karışımı bir meraklandırıcı dozda...

İnsanları uyarıp "Ne o bırakıyor mu Sabah'ı? Ne o ayrılıyor mu genel yayın yönetmenliğinden" merakına iki söylenti odunu atacak şekilde... Odun atılsın ki kulaktan kulağa iletişim bu markaları toplumda yeniden konuşsun. Geleceğe taşısın. Size bir şey söyleyeyim mi kimse atmadıkça ne Hıncal Uluç Sabah'tan ayrılır, ne de Ertuğrul Özkök Hürriyet'ten... Zaten ikisi de çok zeki insanlar, hiçbir şekilde sorunları "ayrılma" noktasına getirmezler. Kurumları onlara "değer" (hem itibar hem ekonomik anlamda söylüyorum) verdiği sürece biri Sabah'ta diğeri Hürriyet'te işlevlerini sürdürmeye devam ederler.

Hıncal Uluç için tek sorun Çalık Grubu'nun Sabah-ATV sinerjisinden doğan "marka" gücünü zayıflatması olur ki, böyle bir şey olursa da kimsenin Hıncal Uluç'a diyecek bir sözü olmaz zaten... Bu konuda da Çalık Grubu'nun gerekenleri yapması lazım... Kendisini gerçekten çok sevsek de Ana Haberlerde Mehmet Barlas ısrarından dün dönülmesi gerekiyordu... Reklam fiyatlarında da Ciner Grubu Hürriyet-Sabah endeksini 100/80'e kadar çıkarmıştı. Bu endeks neredeyse 100/50'ye düşmüş durumda... Ancak endeksi yükseltmek için gereken "canlılığın" bir an önce gösterilmesi şart...

Medyada da başarının anahtarları belli... İşi başarılı yönetirsen medya kârlı hale geliyor. Yönetemezsen zarar ediyor. Bakın bakalım medya dünyasının en çok para kazanan markaları Kanal D ve Hürriyet'e... Sizce başarıları sadece "iyi ürün" sunmaktan mı geçiyor? Peki o "iyi ürün" hangi mekanizma üretiyor ve satıyor? Türkiye'de medyanın çeşitlendiği son yirmi yılan bakarsanız çok sayıda insanın deneme-yanılma yolu ile hiçbir medya işletmeciliği eğitimi almadan yönetim basamaklarını çıktığı görürsünüz. Bu kişilerin kumaşında doğuştan yönetici eğilimler vardı, kervanı yolda dizip kendilerini geliştirdiler. Çok sayıda yönetici ise patronlarını batırıp, öğrendiklerini sandıkları tıraşı başka yerlerde deneye-yanıla uygulamaya çalışıp daha sonra silinip gittiler.

Çünkü temel işlerinin "yönetmek" olduğunu anlamadılar. Bugün bir medya kuruluşu başarılı olmak istiyorsa önce ben nasıl iyi gazete çıkarırım, nasıl iyi program yaparım, nasıl iyi reklam satarım diye düşüneceği yerde bu kurumu nasıl daha iyi "yönetirim" diye düşünmeli.. "İyi yönetim"in kuralları da belli: Doğru işte doğru insanı çalıştırmak, maliyetleri azaltmak, sonuç odaklı olmak, çalışan tatminini düşünmek, hedef kitleye uygun kaliteden taviz vermemek, minimum ürün-hizmet performansını gerçekleştirmek... Yahu "köşeyi kapatıyoruz" diye bir espri yapalım diye yazıya başladım bakın nerelere geldim. Köşeyi uzun süreli kapattığım falan yok...Sadece bir hafta... Kısa bir Amerika seyahati... Bir hafta sonra bomba gibi yazılarla yine sizlerle olacağım... Daha yapacak çooook iş var çoooook...

TUNCAY ÖZKAN DA İYİ YÖNETEMEDİ...

Tuncay Özkan elindeki medyayı "iyi yönetemedi" şimdi suçu reklama ve reklamverene atıyor. Sen elindeki medyayı politize edip, silaha dönüştüreceksin, marjinalleştireceksin, korkunun-gözdağının odağı yapacaksın sonra kalkıp reklamveren sana reklam verecek! Neden? Reklam "ulufe" (Osmanlı'da kapıkullarına üç ayda bir ödenen maaş) mi? Her reklamveren hesapsız kitapsız trilyonlara sokağa atan CHP mi? Değil... Reklam ürün satma aracı, pazarlamanın iletişim aracı... Medya olarak önce reklama layık olun, sonra reklamvereni suçlayın... Saçmalamayın, başarısızlığı kabul edin. Hatalarınızdan öğrenin.

NEYİ PAYLAŞAMIYORUZ?

Böyle bir başlık atmak geldi içimden... 70 milyon adam el ele verip bir "din" (Türkiye'de laiklik sorunu yok, laiklerin dini ve dindarı anlama , dindarların da 'modern bir kabile hayatı yaşamakta" ısrarcı davranma sorunu var) bir de "Kürt kökeni" sorununu çözemiyoruz. O kadar beceriksiz ki ikisini birbirine karıştırıp Kürt kökenli Türkleri dindarlaştırdıkça "Kürt" sorununu çözebileceğimizi sanıyoruz. Şöyle düşünün... Biraz empati yapın... Dindarları Kürtleştirsek sorun çözülür mü? Yanıt komik değil mi? İki sorunumuzun temel dinamikleri farklı olsa da aslında çözüm aynı yerde... Devletin vatandaşını dinlemesi, ona saygı göstermesi ve ona "müşteri" muamelesi yapmasında... Devletin niye varolduğunu bir kez daha silkelenip düşünmesinde...

Diyelim ki herkes beş vakit namazında niyazında, diyelim ki tüm kadınlar başı bağlı, diyelim ki tüm kadınlar başı açık, diyelim ki herkes Kürt kökenli, diyelim ki herkes öz be öz Türk kanı (nereden bulacaksak böyle kanı!)... Sorunlarımız çözülür mü sizce? Ya da bu durumlarda Türkiye İran, Hollanda, Irak olur mu? Olmayız... Olamayız... Türkiye'de % 95'in ne şeriat ne de Kürdistan hayali var...

Ama %5'in, entelektüel hezeyanlarına, art niyetli sermaye ve iktidar hesaplarına Türkiye'yi kurban edip ortalığı kakafonik hale getiriyoruz. İşte kakafonikliğin sonucu: Geçen yılın ilk üç ayında Türkiye'ye 9.4 milyar dolar yabancı yatırım girerken, bu yılın ilk üç ayında 4. 4 milyar dolar yabancı yatırım çekebilmişiz. Alın kapatma davanızı, alın 301'inizi, alın İslami kimlik hassasiyetlerinizi, alın peşmergenizi, alın Ergonokonunuzu da iş diye aş diye vatandaşınızın önüne koyun... Yerler mi? Yemezler! Emin olun yemezler ama sizlere sandıkta öyle bir ders verirler ki bir daha ömür boyu kendinize gelemezsiniz. Nokta.

ORTALAMA VATANDAŞIN ÖNÜNE DİYORUM

Potpori


Ahmet Hakan RTÜK Başkanı Zahid Akman'a sormuş: Tuncay Özkan dönemindeki yayın ihlallerine karşı yeni yönetime de ceza uygulanacak mı? Zahid Akman yanıt vermiş: Tabi ki... Zahid Akman'ı severim ama bu yanıt doğru değil. İkinci bir araç alsam önceki aracın sahibine kesilen cezaları ben mi ödüyorum? Hayır. Çünkü aracı cezaları ödemeden satamıyorum ki? Eski sahibi kendi davranış ihlallerinin sonucuna katlanmak zorunda çünkü davranışı değiştirilmesi gereken o... Bu nedenle doğru olan Kanaltürk'ün eski yönetiminin işlediği suçların cezalarını paraya çevirip Tuncay Özkan'dan tahsil etmek...

Kanaltürk mü işledi cezaları? Akın İpek mi işledi suçları? Düzelmesi gereken kim? Kanaltürk mü? Akıp İpek mi? Tuncay Özkan mı? İzleyici mi? İsterseniz cezaları Kanaltürk'ün montaj bölümüne keselim ne dersiniz? Küfür dolu programları o kurgulamadı mı? Bundan sonra da o kurgulamayacak mı? Yoksa Kanaltürk'ün yeni yönetiminden sorumlu Fatih Karaca'ya mı kessek? Eski RTÜK Başkanı ya belki ne yayın ihlali ne değil bilmiyordur... Ne dersiniz Sayın Zahid Başkan? Siz RTÜK'ten ayrıldıktan sonra yeni satın alınan bir kanalın başına geçseniz, eski ihlal cezalarını da size yükleseler ne dersiniz?

Not: Tadım ve HSBC Kobi reklamları ile yorumlarım tam bir hafta sonra... Beklemenize değecek...

Çekirgelik

Barış esnasında vatana yapacağınız hizmet savaş esnasında vatan için ne yapacağınızı ortaya koyar. (Gustave Le Bon)