Yargıtay damgalı böyle bir bildirinin yayınlandığı haberi bana verildiği vakit, ben de, ister istemez, “Ne oldu? Niye şimdi?” diye zamanlamasını sorgulamıştım.
“Y-muhtıra”, “dam üstünde saksağan”; AP’nin Türkiye Raporu
Cengiz Çandar / Referans Gazetesi
Önce Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisi geldi, zehir zemberek. Nitekim, kimileri bunu “y-muhtıra” yani “yargı muhtırası” diye nitelemekte gecikmedi.
Yargıtay Başkanlar Kurulu, ilk bakışta, “düğün değil, bayram değil; eniştem beni niye öptü” dedirtecek içerikte bir bildiri yayınladı. “Yargı erkine sistemli saldırılar”a dikkat çeken, “yargı bağımsızlığının tehlikede olduğu”na değinen ve “Cumhuriyet’in temel niteliklerinin tartışmaya açıldığı”ndan dem vuran bir bildiri.
Bununla kalsa neyse; hükümetin “anayasa değişiklikleri” niyetine karşı çıkan ve hükümeti “yargı reformu taslağı”nı Olli Rehn’e gösterdiği iddialarına atıf yaparak, kınar tarzda bir bildiri.
Yüksek yargı organlarından biri, belirgin biçimde “yürütme”ye karşı tavır alıyor ve dolayısıyla kimilerinin “y-muhtıra” hükmünü doğrular bir görüntü vermiş oluyor.
CHP, vakit geçirmeden, Yargıtay Başkanlar Kurulu bildirisini destekledi. Adalet Bakanı M.Ali Şahin ise, aynı bildiriyi “dam üstünde saksağan” diye niteledi.
Adalet Bakanı’nın sözleri şöyle: “Böyle bir açıklama yapmayı gerektiren bir olgu ortada yokken, böyle bir açıklama yapmanın mantığını anlamıyorum. Bu bildiri tam ‘dam üstünde saksağan’ olmuştur.”
Bakan, bildiriyi “siyasi amaçlı” olarak değerlendiriyor. İçeriğine, uslubuna, hedefine ve en çarpıcısı, CHP’nin vakit geçirmeden bildirinin üstüne atlamasına bakılırsa, akla başka bir şey de gelmiyor.
Yargıtay damgalı böyle bir bildirinin yayınlandığı haberi bana verildiği vakit, ben de, ister istemez, “Ne oldu? Niye şimdi?” diye zamanlamasını sorgulamıştım. Dikkatimi çeken anayasa değişikliği niyetlerine karşı çıkmasıydı. Zira, hükümet, bir “yeni sivil ve demokratik anayasa” niyetini, seçimlerin hemen ertesinde ortaya koymuş ve “kapatma davası”ndan hayli önce rafa kaldırmış ve yakın geçmişte bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan, böyle bir niyetleri olmadığını altını çize çize tekrar etmişti.
Türkiye’nin demokratik kamuoyunun hükümeti, yeni anayasadan yan çizmekle eleştirdiği bir sırada, Yargıtay’ın tam da sanki yeni bir anayasa çalışması yapılıyormuş gibi hükümeti eleştirmesinin “zamanlaması” haliyle soru işaretlerini beraberinde getirir.
Bu bakımdan, ister istemez, her makul düşünce sahibi, böyle bir çıkışı “dam üstünde saksağan” olarak görebilir.
*** *** ***
Hükümet, çeşitli “sinyaller”den anlaşıldığı kadarıyla, el altından “kapatma davası”na ilişkin “uzlaşma” ararken ve bu amaçla “anayasa değişiklikleri”ne elini sürmeyeceğini açıklamışken, böyle bir bildiri yayınlanmasını neye yormak gerek?
Akla ilk gelen, “uzlaşma”ya yolları tıkamak amacına. Yani, bu bildiri ile acaba “Sen, ne yapsan kapatılacaksın. Tayyip Erdoğan da yasaklanacak” mesajı mı verilmek isteniyor?
Türkiye, son zamanlarda, Batı dünyasının güçlü “demokratik denetimi” altına alınmaya başlandı. İngiltere, Kraliçe’sini gönderdi. Anglo-Sakson dünyanın –yani “demokrasinin beşiği”nin- devleti, “kapatma davası”nın “demokrasi ile bağdaşmadığını” yeterince açık biçimde ve bir dizi “simge” ile dışa vurdu. Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer şu sırada Türkiye’de ve her vesile ile “kapatma davası”nı ve “bunun kapatmayla sonuçlanmasının kabul edilemeyeceğini” gündeme getiriyor.
Bu kuvvetli vurgunun, “kapatma yandaşları”nın Jörg Heider seçimine sürekli atıf yaptığı ülkenin, Avusturya’nın cumhurbaşkanından gelmesi hayli ilginç.
Washington’dan gelmekte olan “sinyaller”in rengi de “sarı ışık”tan “kırmızı ışık”a dönmeye başlamışken, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun “CHP onaylı” bu çıkışını, “yerel güçler”in “katı direnişi” olarak anlamak çok mu yanlış olur acaba?
Adalet Bakanı M.Ali Şahin’in, bildiride eleştirilen yeni anayasa taslağı üzerindeki çalışmaların devam edeceğini belirtmesinden ve “O taslaktır. 5 yıllık bir yol haritasıdır. Geri çekilmeyecektir. Zamanla tartışılarak, uzlaşılarak içi doldurulacak. Hiç kimse merak etmesin” demesiyle “merakımız” giderilmiş olacak mıdır?
Hükümetin, “demokratikeşme” konusunda kararlılığından emin olsak, sorun yok. Ancak, Yargıtay bildirisi ve Adalet Bakanı’nın “dam üstünde saksağan” nitelemesiyle vardığımız nokta, tam olarak Türkiye’de “hukuk”un şirazesinden çıktığı ve alabildiğine “siyasileştiği”dir.
*** *** ***
Asıl “yol gösterici” olması gereken, Avrupa Parlamentosu’nun dün 62 hayır, 61 çekimser oya karşılık 467 oyla kabul ettiği “Türkiye Raporu”. Hükümete, türbanla ilgili anayasa değişikliği girişiminden 1 Mayıs’a ilişkin tutumuna uzanan yelpazede izlediği rota konusunda bir dizi eleştiri getiren “Türkiye Raporu”nda “yeni sivil anayasa hazırlığı çalışmasında sivil toplumun geniş katılımının sağlanması”, “parlamentodaki çoğunluğa dayanarak reformlarda kararlı davranmasının, Türkiye’nin modern demokratik refah toplumuna dönüşümünde hayati önem taşıdığı” gibi tavsiyelerde de bulunuluyor.
Ayrıca, “Ak Parti’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının sonuçlarından endişe duyulacağı” ifade ediliyor. Hangi alanlarda reform hamlesinin yapılması gerektiği bir bir sıralanıyor.
Avrupa, Türkiye’yi “demokrasi”ye davet ediyor. Türkiye’de yargı, yürütmenin, demokrasi yolunda yarı-gönüllü adımlarına, niyet safhasında iken bile karşı çıkıyor.
Ülkenizin ve toplumunuzun esenliğinden yana olsanız, Avrupa Parlamentosu’nu mu, kendi ülkenizin Yargıtay’ını mı daha güvenli bulursunuz?
Hangisi “vatanseverlik” sayılır?
Yorum Ekle
Yorumlar
kayıtsız şartsız Milletindir. Peki Millet adına Yetki
ve Hakimiyeti Türk Ulusu adına hareket eden ve gücünü
Anayasadan ve yasalardan alan Devletin Kurumları kullanır. Hakimiyet ve yetki kullanan kurumlara Erk,
yetkilerin ayrılığınada Erkler ayrılığı denir.
Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, TSK,
Vb kurum ve kuruluşlar Türk Ulusu adına yetki kullanıyor ise; Yine bu Ülkenin önemli Kurumlarından
Hükümet=İdare ve Hükümet ve onun içinden gelen Siyasi
Parti önemli hatalar yapmış ve yapmaya devam ediyor ise, Laik, Demokratik, Cumhuriyetin kuruluş felsefesi
aksine ve onları yok etmeye, tağyir ve tebdil etmeye
devam ediyorsa saygın bir kurumumuz olan Yargıtay
bu hata ve kusurlardan dolayı Ülke menfeatine uygün
olarak Hükümeti=İdareyi uyarmışsa bunun yadırganacak
nesi var? Hatalardan dolayı kurum ve kuruluşları ikaz
etmek için illaki Siyasi Partimi olmak gerekir.
işiniz gereği siz çok yerler dolaştınız.
bu dolaşmalarda içeriği olaylarla yüklü binlerce
olgu ile karşılaştınız.
hukuğun bu bildirisini karşılayış şeklinizi
düşümdükce garibime gidip.kendi kendime izah
edemiyorum.
iki aydan bu yana muhatapların dediklerini
yazdılarını,ürettiklerini,tehtitlerini sağır
sultan duydu.
ben taraf kesinlikle değilim.asla değilim.
doğrudan yanayım.geçtiğim köprülerde hiç
ayı görmedim.olabilir körülerden de geçmedim.
önümü görmeden kesinlikle gitmem ve birilerin arkasına takılıpta bu zamanda tuvalete bile gitmem.
bu türkiye'de doğru olmayan her şey oluyor ve
mubah kabul ediliyor.
bizim dinimiz başka mı bir yüzümüze yediğimiz
tokat yetmezmiş gibi öbür yüzümüzü dönelim.
aylardır sus sus sus .demek ki bardak taştı.
bardak neden taştı.
bardağa bir fıçı suyu doldurusan olacağı bu.
fıçıdan su akarken bu eski su bu yeni su diye
ayırım olur boşalır mı?
bir de sorguluyorsun,zamanı değildi.
ne zaman zamanı gelecekti.zaman kelimesi.
benim anladığım,böyle bir bildiri olacaktı
ama erken oldu.adamına göre tutumlar değişir.
demek ki onlara göre zamanı.
tahmin ederim ki bu iş için iki aydır hem
düşünüyorlar,hem tartışıyorlardır.zor iş.
birde söylendiğine göre motorlu dinleme,takip var.
türkiye'de polis yetmiş milyonun türkün
iç dizliğinin rengini biliyor.(afedersin)
artık külah kullanılmadığından o meşhur
"külahıma anlatsınlar"sözü yerine fifiye anlatsınlar.
bu arada kaynayıp gidenler var.
1-istanbul İETT yolsuzluğu.
2-motorize dinleme,telefon dinleme
3-prinç
4-akaryakıt fiatları.çifçiye motorin lazım.
5-altı aylık bebeğin ssk'lı olması
7-01.05.2009 için ne tedbirler alınıyor.
8-pancar üretimine ne zaman başlayacağız
pamuk üretimi ne zaman başlayacak
zeytinyağı üretiminden ne haber
konya buğday rekoltesi bu sene ne olecak.
vs.............vs.
yok öyle olmuş yok böyle olmuş ..geç.
ve şirazesinden çıktı denildikten sonra
çıkan kapatma kararının kabul edilmeyeceğine
inanıyorum.çünkü o kurum bildirileri ve tutumları ayarından çıkmış.vereceği kararlarda şaibeli olur diye tamtamlar başladı.
bekleyip kabul edilmediğini göreceğiz.
sayın büyük anıtın muhtırasına zamansız dendi
akp nin işine yaradı dendi.
bu bildiride işe yarayacaktır.
kabul görmeyip kapanamayacaktır.
buraya kadar yazdıklarımdan,aklımdan gelip
geçenlerden, bütün kalbimle yanılmış olmayı
hatalı olmayı dilerim.
bu vatan gibi vatan yok.
bütün dünya vatanımızı kıskanıyor.
yoksa bizimle neden uğraşsınlar.
neden müdahaleleri ile fit soksunlar.
çok dolduruşa geliyoruz.
sümbülteberzadeamberibey
bu yazım dünkü yazıma ektir.
hiç dikkat ettiniz mi?
biz türkler iki işi aynı anda yapamıyoruz.
mesela yürür iken konuşamıyoruz.durup konuşuyoruz.
bir problem veya iyi,kötü,mühim,mühim değil
herneyse.her şeyi bırakıyoruz,
hayda cumbur cemaat yeni ortaya atılanın peşindeyiz.
ya eski yarı kalan,hayatı önemi olan duruyor.
ve maalesef bayatlıyor.hayatımız aktivetesinden
çıkıyor.en acısı birikiyorlar.
hayatımız çöplük oldu senelerdir.her bayatlayan
hayatımızda birikiyor.
ve gene maalesef geleceğe miras bırakıyoruz.
akıl vermek gibi olmasın haddim değil.
hakiki köşe yazarlarının,yazılarının altında
es geçilen,unutturulan,zamanın törpüsüne
bırakılan olayları hatırlatma notları olmalı.
şunda haklı olabilirsiniz türkiyede bir köşe
için gazete kağıdı yetişmaz.
kısaca biz iki işi birden yapamıyoruz.
sebebini ben bir yere bağlayamadım.bunada ip yetmez.
bu hususta bir cevap olursa çok çok sevinirim.
sağlıcakla kalın
sümbülteberzadeamberibey
biz değil dışarıdakilerin yaptığı istatistiki
verilerinin neticesi çizelgeler.
halkın yaşam kalitesi indeksinde 173 ülke var
sıralamada 86.ıncı sıradayız.
halkın huzursuzluk yönünden sıralamada 145
ülke var.bizim yerimiz 115.inci.
ne acı ki ne acı.
türkiye'de ben kendim dahil hiç bir allahın
kulunun kanarya gibi ötmeye.garga gibi gaklamaya
hakkı yok.düzeltilmedikçe yukarılara çıkmadıkça
de olamaz.
bizden başka bizim elimizden başkası tutmaz.
biz evde kalmış kız gibiyiz.
kışın yün öreriz.yazın çiçek sularız.
yalnız alfabede AB harflari var.
kağıdı olmayan deftere yazı yazılabilinir mi?
dibi olmayan kovada su saklanır mı?
temeli olmayan kolonları olmayan bina olur mu?
olurmu da olur mu?
ne konuşuyoruz ? ne anlatıyoruz? ne istemeye
hakkımız olacak.
almasını ,istemesini bilmeyene ne verilir.
yalnız misafirlikte adettir bir şey almanız
için önünüze gelir istemeden.
bunun adıda misafir umduğunu değil bulduğunu yer.
senelerdir umduğumuzu değilde sunulanı yemediğimizden müzmin kabız olduk.
bizi hiçbir tuvalete kabul etmiyorlar.
kabızız boşuna tuvaleti meşgul ederiz diye.
ben genede şükrediyorum.bu sıralamalarda
dümünci olmadığımıza dua ediyorum.
o kadar çok insanı
sanal olarak çok anıyorum.
zaman zaman sizde anarsınız.yad edersiniz
anmakda vefa varsada en
mühimi insanı rahatlatmasıdır.
sümbülteberzadeamberibey
bey sen onun tv kumasısın,ekran yandaşısın
ve o benin rahmetli hocamın oğlu.
şişli terakki çocuğuyuz biz.
biz öyle çatır çatır söylemeye yetiştirildik.
bize dil kırmasını öğretmediler.
doğru olsun alacaksa oğruluk canımızı aldın.
yalnız bize dürüstlüğü öğrettiler.
bize bir kabahat yaptığımızda hemen
söylememizi,itiraf etmemizi öğrettiler.
sebebi.itiraf edilinceye kadar o yerde ki
herkez zan altında.buna hakkımızın olmadığıdır.
en büyük meziyetlerden biri ve insanı
al-i cenap yapan hoş gürüdür.
nadidedir,her yerde bulunmaz sahafta veya
bit pazarında dahi bulunmaz.
hoş görü ve hörmet,
ne güzel kelimelerdir TÜKENDİ.bitti değil.TÜKENDİ.
vaktin varsa şöyle bir etrafına bak.
rehbere bak,fihriste bak,tabelaya bak.
kart vizite bak,makama bak.otobüs durağına bak.
bak bir yerlere.
hoş görüyü görür ve rastlarsan beni anma.
hocamın oğluna biraz dediğim gibi ol.
o oldum olası doludur.patlamaya terbiyesi
müsade etmez.anlayana mırıldanır.
sen,bir ağabey lafı dinle ki arif olduğun
çıksın ortaya.
ŞİMDİLİK BEN BU KADAR
sümbülteberzadeamberibey