Siz bu röportajı okurken bir kitabı daha çıkmış olacak
Aytekin Gezici’nin soy ismi ‘yazıcı’ olsa yeriymiş! İki yıl içinde 30’dan fazla kitaba imza atan Gezici, manşete çıkan olayların ve isimlerin kitabını hazırlamakla ün saldı. Öyle ki, şu an siz bu röportajı okurken yeni bir kitabı dahi yayınlanabilir.
Karakutu Yayınları’ndan çıkan kitaplarıyla ‘önce manşet, sonra kitap’ sloganının altını dolduran Gezici’nin evinde altı binden fazla kitap bulunuyor. Gezici “Eşler kitapları kuma olarak görüyor” diyor.
Önce sırada hangi kitap var diye sorayım. Lakin bu röportajı yaparken bile yeni bir kitabınız çıkabilir.
Bu tespitinizde haklısınız.(Gülüşmeler) Yeni kitabımın ismi ‘Göbeğini Kaşıyan Adam’. Bu kitapta Osmanlı’dan günümüze uzanan bir süreçte Abdullah Cevdet’ten Aysun Kayacı’ya kadar uzanan isimlerin vatandaş-halk ayrımı yapıp insanları aşağılamayı alışkanlık haline getirmelerini anlatıyorum. Çıkmak üzere.
İki yıl içinde kitapçıların rafını tamamen işgal ettin. Kaç kitabın oldu? İsimlerini bile hatırlamıyorsundur eminim.
Olur mu canım, insan evlatlarının ismini unutur mu? Tamam, bazı zamanlarda isimlerini karıştırıyorum ama her birinin ayrı bir yeri var kendi nazarımda. Bu Sayfaya Kan Gerek, Az Gelişmiş Ülkenin Taze Soğanı, İmralı Firarisi, Mavi Kazaklı Mesih: Ağca, Derin Devletin Rengi: Yeşil, İkinci Susurluk Vakası: Şemdinli, Suçun Kayıp Kızı: Fehriye, Ergenekon, Atatürk Bu Kadınları Çok Sevdi, İslamköyden Türban Karşıtlığına: Süleyman Demirel, Bir Karaoğlan Masalı: Bülent Ecevit, Bir Kısım Medya Manzaraları, Soner Efendi, Vatan Hainliğinden Nobel Fatihliğine: Orhan Pamuk, Çölaşan Nereye Koşuyor?, Ziverbey’den Ergenekon’a İlhan Selçuk, Göbeğini Kaşıyan Adam, Türklüğümüzle Gurur Duymamız İçin 1001 Neden Askerin El Kitapları (10 cilt)...
Tamam yeter, ben yoruldum! Neredeyse her aya bir kitap ha... Vay canına! Bu kadar velûd bir yazar olmak için gece gündüz kitap yazıyor olmalısın?
Elbette yazmak için okumak gerekir. Bu yüzden hiç durmaksızın okuyor ve fırsat buldukça da yazıyorum.
En çok satan kitabın hangisi?
Mavi Kazaklı Mesih: Ağca ve Karakutu Yayınları’ndan Atatürk Bu Kadınları Çok Sevdi sekiz baskı yaptı.
Kitapların bir tez ortaya koymaktan ziyade kapsamlı bir araştırmaya dayanıyor, öyle değil mi?
Üzerinde Aytekin Gezici imzası bulunan bir araştırma kitabında, o kitabın konusuyla ilgili Türkiye ve dünyada ne yayınlanmışsa, hangi gelişmeler meydana geldiyse kabaca bir dökümü ve olayla ilgili yeni gelişmeler ve tahliller yer alır. Benim yaptığım, Batı’da örneklerine sıkça rastlanan ve Latincede ‘Histoire événementielle’ denilen olay temelli tarih yazımıdır aslında. Bu tip çalışmalarda okuyucuyu rakamlara, yıllara ve istatistiklere boğmadan hadiseleri öyküleştirerek anlatmaktır aslolan.
Yazmak için zamanı nasıl buluyorsun?
Bir kamu kuruluşunda memurum. O rutinden fırsat bulabildiğim zamanlarda kitap yazıyorum. Evli ve üç çocuk babasıyım. Açıkçası kitap yazmak için hanımla aramı bozuyorum. Sudan bir sebeple küsüyorum ve o sırada bana karışmıyor, ben de yazıyorum. (Gülüşmeler)
Eski bir gazeteci olarak havayı iyi kokluyorsun. Manşet neyse kitap o mu?
Eski derken yaşlı olduğum düşünülmesin! M.S. 1974 doğumluyum. Mesela Ağca’nın tahliye haberi duyulur duyulmaz kitabı yazmaya koyuldum. Kitap hazırlığı devam ederken tahliye gerçekleşti, Ağca’nın özgür geçen ilk üç gününü de kitabın sonuna ekleyip yayınevine gönderdim. Kitap raflara çıktığında adamı geri içeriye aldılar.
Bazen kitabın kapağı yayınevinde hazırlanmadan kitabı yazıp gönderdiğin rivayet ediliyor. Şehir efsanesi mi bu?
Hakkımda şehir efsaneleri üretilecek kadar popüler bir isim olduğumu bilmiyordum. ‘Gazetecilik hızlı edebiyattır’ demişti bir büyüğüm. Ben de naçizane bu hızlı edebiyatın ürünlerini okurla buluşturuyorum. Bir daldan yaprağın yere düşmesini Yaşar Kemal gibi dokuz sayfada anlatamam. (Gülüyor)
En hızlı kitabı ne kadar sürede yazdın?
‘Vatan Hainliğinden Nobel Fatihliğine Orhan Pamuk’u Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı açıklandıktan 22 saat sonra yayınevine ulaştırdım.
Google en büyük yardımcın mı?
‘Aslında ne oldu?’ sorusunun cevabını arayan insanlara, araştırmaya konu olayın her yönünü verebilmek için elbette ki geçmişte yayınlanmış kitaplar, raporlar, makaleler, gazetelere ulaşmanız gerekiyor. Bu konuda övünmek gibi olmasın bir daireyi silme dolduracak materyale sahibim. Güncel haberlere ulaşabilmek için internet herkes kadar benim de kullandığım bir araç. ‘Copy paste’ yöntemiyle yazanlardan değilim.
İstanbul’a boş bavulla gelip kitaplarla Adana’ya dönüyormuşsun bir de?
Geçmiş yıllarda İstanbul’da gazeteci olarak Saadettin Teksoy ve Cüneyt Arkın’la çalıştım. Boş bavulla gelip kitap doldurmaktan ziyade elimi kolumu sallayarak gelip içini kitap doldurduğum bavullarla dönmem rutin bir durum.
Evinde kaç kitap var peki?
Oturup baştan aşağı hiç saymadım. Ama 6 binden fazladır. Bu rakamın fazla olduğunu düşünmüyorum. Yani hadiseye yalnızca kitap diye baktığınızdan bu rakamı verdim. Yoksa benim arşivimde haber dergileri, önemli günlerin gazeteleri, afişler, raporlar, şimdilerde bolca iddianameler raflarda gündeme gelebilmek için sıra bekliyor. Her bir araştırma için önce okuduğum ortalama 50 ile 100 kitabı yeniden okuyorum.
Kendi kitabından kaç tane saklıyorsun?
20 kitap hediye ediyor yayınevi. Her yeni kitaptan sonra etrafınızdaki dostlardan ‘Şu kitabını imzalayıp versene’ talebi oluyor. O nedenle dostlarıma veremiyorum. Yayınlanan her kitabımdan en az beş adet ve her yeni baskısından da birer adet olmak üzere saklıyorum.
Eşiniz ne diyor bu işe?
Eşimin bu duruma bakışına vereceğim cevap sonraki günlerde yaşanacak olası kavgalarımızın gerekçesi olacağından bu soruyu geçelim mi? (Gülüşmeler) Benim tanıdığım kitap kurdu her evli erkeğin öncelikli problemidir kadın ve kitap meselesi. Kadınlar ne hikmetse kocalarının sahip olduğu kitapları biraz kuma gibi görürler. Biz ailece kitap kurduyuz. Eşimin ‘Ey Kızım’ isimli bir de kitabı var. Biraz toparladık öyle değil mi?
Pek inanmadım. Aldığın kitapları eve sokma taktiklerin neler mesela?
Bu sorunun cevabını verirsem bundan sonra aynı yöntemleri kullanamam ki? (Gülüyor) Son yöntem şöyle: İstanbul’da aldığım kitapların tamamını bavula koymadım. Uçakta okurum diye on tanesini yanıma aldım. Diğerlerini bir kargo firmasına verdim ve işyerime gönderdim. Akşam eve giderken götürdüğüm gazete ve dergilerin arasına birer ikişer bu kitapları koyacağım ve çaktırmadan raflarda ait oldukları bölümlere sıkıştıracağım. Hoş, hanım gevşek duran rafların bir süre sonra yetmediğini ve üzerine kitap istiflediğimi gördüğünde ‘Senin kitaplar doğurmuş herhalde’ diyor ama...
Sahip olmadığın kitabı okuyor musun?
Kitap kurtluğunun yazılmamış kanunlarından ilki ‘kitap kurdu okuyacağı kitabın kendi mülkiyetinde olmasını ister’ maddesidir. (Gülüyor) Bu yüzden satın aldıklarımın yanında bir hayli de ödünç alıp geri vermediklerim var.
Adana’da yaşıyor olmak, yazarlık serüvenin açısından ne gibi avantaj ve dezavantaj barındırıyor?
Bu sorunun cevabını siz sormadan önce de çok düşündüm? Ben İstanbul’da yaşamaya devam etseydim bu kadar üretken bir yazar olamazdım. İstanbul’da işyerinden eve giderken yolda kitap okuyarak harcayacağım vakti Adana’da yazıp çizerek değerlendiriyorum.
H. Salih Zengin / Zaman Pazar
Bu kategorideki diğer kayıtlarımız
Yorum Ekle