"Gün gelir Sabah tekrar satılır. Barlas yeni patronundan da transfer parası alır. Memecan yeni patronunun partisini destekler. Uluç yeni patron gelince “Giderim haaa” der, kalır. Babahan yeni patronunun ne kadar demokrat olduğunu anlatır. Özetle, kral ölü

24 saatini haberle geçirmek isteyen bir psikopat değilim
Süslü cümleler kurmuyor. Yazdığı gibi konuşuyor. Kısa ve öz. Geçtiğimiz günlerde üniversite öğrencileri tarafından yılın en iyi köşe yazarı seçildi. İyi bir baba, iyi de bir eş olmaya çalışıyor. Tek kusuru var; biraz sinirli. Nev-i şahsına münhasır bir gazeteci...
Her şey nasıl başladı?
82 yılında gazeteciliği kazandım. Her genç gibi sigortalı bir işim olsun derdindeyim. Babam İzmir Yeni Asır’da şofördü. Dolayısıyla tanıdıklarımız vardı. Gece çalışıyordum, gündüz okuyordum. Hayat beni bu noktaya getirdi, gazeteci oldum. Bu mesleği çok severek yapmıyorum.
Nasıl sevmiyorsunuz?
Yani başka bir iş yapsaydım onu da iyi yapmaya gayret ederdim. Ben sadece yaptığım işi iyi yapmaya çalışan sıradan bir Türk vatandaşıyım.
Oysa hep “Gazetecilik sevmeden yapılacak iş değil” denir...
Spor ayakkabılarımı çıkarma fırsatım olmadı benim. Dar gelirli bir ailenin çocuğuydum. Çalışmak zorundaydım. Üniversitede sınav o puana denk geldiği için, o okula girdim. Tercih şansım olmadı.
Siz gazeteciliği sevmeden yapıyorsunuz ancak yazılarınız çok okunuyor. Neden?
Bugüne kadar nasıl yazdığımı hiç düşünmedim ama yıllardır bu işi yapan insanların nasıl bu kadar kötü yazdığını hakikaten düşünüyorum.
Kimleri gazete sayfalarında görmeye tahammül edemiyorsunuz?
Öyle bir kategorim yok. İşim bu benim. Sıradan bir okur olsam, belki tercih yapabilirdim ama bütün yazarları okumaya gayret ederim.
Sizi seven kadar sevmeyen de çok. Hakkınızda “Çiğ popülist” yorumları yapılıyor.
Popülist diyen arkadaş, bana küfür ettiğini sanıyorsa yanılıyor. Evet, ben popülistim. Çünkü ben popülüm. Farkında değil ama o gerizekalı arkadaş da popül. Halkın bir parçası olmak bana göre küçümsenecek bir davranış değil, aksine onurlandırıcı bir sıfattır.
Nasıl bu kadar az ama öz yazabiliyorsunuz?
Bir şeyi uzun uzadıya vermektense, minimum kelimeyle anlatmaya çalışıyorum. Çünkü bir gazetenin okunma süresi 20 dakika. Bu 20 dakikanın 15 dakikasını okur size neden ayırsın ki... Olabildiğince basit, pratik, az kelime kullanarak çok şey anlatma yolunu tercih ediyorum.
Kaç dakikada yazıyorsunuz?
Vaktim ne kadar çoksa o kadar kısa yazıyorum.
Mesela...
24 saat haberi yaşadığım için bir şekilde yazı konuları kafamda uçuşuyor. Bu bazen üç dakika oluyor, bazen 33 dakika.
Oysa köşe yazarları genelde destan şeklinde yazmayı sever...
“Ne kadar yer kaplarsam o kadar önemli adam olurum” gibi yanlış bir düşünceye sahipler. Ağdalı, saçma sapan kelimelerle yazıyı uzatıyorlar. Halbuki ne kadar az yer kaplasa o kadar faydalı olur. Çünkü çalıştığımız gazeteler Kızılay yararına yapılmıyor. Biz her milimetre karesi oldukça değerli bu gazetelerde babamızın çiftliği gibi yayılıp, egomuzu tatmin etmeye çalışıyoruz. Bu yanlış. Gazetede ne kadar az yer kaplayarak ne kadar çok bilgi verebildiğimle ilgiliyim.
Bir sayfada beş yazar. Fazla değil mi?
Yazılı basın Türkiye’nin kralıydı. Sonra özel TV’ler çıktı. Bu şoku atlamadan internet medyası diye bir kavram girdi hayatımıza. Yazılı ve sanal medyanın hızıyla baş edemeyen yazılı basın, haber yerine yazar monte etmeye başladı. Bu yüzden medya gereğinden fazla ve lüzumsuz yazarla dolmaya başladı. Yazarlar yaşlı, çok para alan, hantal insanlardan oluşuyor.
Ne yapmak lazım?
Köşe yazarları yerine muhabir ve haber kaynaklarına para tüketilmeli.
Köşe savaşlarında sizi pek göremiyoruz. Neden?
Ben böyle bir şeye hiç girmedim. Bir şey söylemek istersem, telefon ya da mail kullanırım. Babamın malı gibi oturup köşede bunu mektup haline getirmem. Böyle yapmak bana göre bir gerizekalılıktır. Köşesinden bir başka gazeteciye mektup yazan adam gerizekalıdır. Ona cevap veren iki defa gerizekalıdır.
Bir de medya ikiye bölünmüş durumda. Hükümet yanlısı ve muhalif gazeteler şeklinde...
Benim AKP’yle ilgili bir problemim yok. AKP’yi eleştiren gazetecilerin de AKP’yle ilgili problemi olmadığını düşünüyorum. Ama AKP’nin yaklaşımı bendensin ya da değilsin şeklinde. AKP kendini milat zannediyor. Halbuki bu ülke AKP’den önce de demokratik şekilde yönetiliyordu, AKP’den önce de Müslüman’dı. AKP, bugün bazı gazetecilerin de yaşadığı ego problemi yaşıyor.
Her yerde “Ne olacak bu memleketin hali?” diye mi takılırsınız?
24 saatini haberle geçirmek isteyen bir psikopat değilim. Tabii ki kendime ait bir hayatım var. Sıradan, abartmadan yaşamaya çalışıyorum. Ama gazeteciysen ister istemez hayatının büyük bir bölümü işin oluyor.
İş olmayan bölüm nasıl geçiyor?
Ailemle... 19 yıllık evliyim. Genç evlendim ve çok genç baba oldum. 17 yaşında kızım var. Robert Koleji’nde okuyor. Onunla gurur duyuyorum.
Karşınıza dikilip, sizin gibi gazeteci olmak istediğini söylese...
Bugüne kadar hiç meslek konuşmadık. Kendi tercihini en iyi şekilde yapacaktır. Benim ondan istediği tek bir şey var. Sevdiği işi yapması...
Ya tatil...
Ailemle olurum mutlaka. Yaz tatillerini çok severim. Çünkü İzmir çocuğuyum. Aslında Nisan geldi mi bizim için hayat biter. Öğrenciyken okuldan kaçmayı çok severdim. İşten kaçamayacağımız için yaz tatillerini programlı yapmaya gayret ediyorum. Katamaran yapmayı, hızı, yüzmeyi ve Ege’yi çok severim. Yazın çipura olmak gerek. Tatil harika bir şey. Çalışmak ise dünyanın en kötü şeyi.
Yılmaz Özdil emekliliğinde ne yapacak?
Hiç öyle hayaller kurduğumu söyleyemem.
Hayat nereye sürüklerse mi?
Aynen. Hayatıma dair hiçbir plan yapmadım bugüne kadar. Şöyle laflar duyuyorum; “Önümüzdeki beş yılda...” Ben yarınımı bilmiyorum. Yarınını bilen varsa da onları tebrik ediyorum. Çünkü işsiz kaldım, atıldım, istifa ettim. Yarın ne olur ne bileyim.
Peki, Türkiye’nin yarını hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gençleri beğenmeyen benim kuşağım ve benden önceki kuşağa katılmıyorum. Madem bu kadar kafan çalışıyordu, 300 milyar dolar borcu kim yaptı? Atatürk gençlerinin gözündeki ışık beni umutlandırıyor. Dünyayı çok iyi algılıyorlar. Bugün sorunlar ne olursa olsun, neticede illa ki, Atatürk gençliği kazanacak. Bizi yenemeyecekler.
Uğur Dündar savaşa girse askeri olurum
Yılmaz Özdil, Star Ana Haber’in başarısını şu şekilde açıklıyor: “Başarının en büyük nedeni Uğur Dündar. Çünkü insanlar, Uğur Dündar’a çok büyük güven duyuyor. Bu yüzden ’Haberi beraber yapabilir miyiz?’ dediğinde hayatımın en büyük ödüllerinden birini aldım. Uğur Dündar’la çalışmak benim için bir onur. Parti kursa oy verirdim, savaşa girseydi askeri olurdum. Televizyon haberi yapmak istiyor, elimden geldiğince katkı sağlamaya çalışıyorum.”
FATİH ALTAYLI BİR KEZ SANSÜRLEDİ!
Sabah, TMSF yönetimindeyken bana ne bir ima ne de bir müdahale oldu. Sadece bir kez Sabah’ta çalıştığım dönemde yazım sansürlendi. Onu da yapan Fatih Altaylı. Yazımın içinden bir bölümü çıkarmak istedi. Ve yazı komple çıktı. Böyle bir dönemde sansür komik. Çünkü sansürlenen yazı internete düştü ve bugüne kadar en çok okunun yazı oldu. Sansürlenince okumayanın bile okuyası geliyor.
HINCAL ULUÇ ‘GİDERİM HAAA’ DER, KALIR!
Gün gelir Sabah tekrar satılır. Mehmet Barlas yeni patronundan da transfer parası alır. Salih Memecan yeni patronunun partisini destekler. Hıncal Uluç yeni patron gelince “Giderim haaa” der, kalır. Ergun Babahan yeni patronunun ne kadar demokrat olduğunu anlatır. Özetle, kral ölür, yaşasın yeni kral!
DİLEK ŞANLI/Vatan