"Gerçek olan şu ki, Türkiye -Dengir Bey’in kulakları çınlasın- Cumhuriyet tarihinde Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında görmediği kadar ağır bir travmadan geçiyor..."

"Türkiye'nin siyasi sistemi çöküşü gidiyor"
Liberal arkadaşlar, “Hangi devrim sancısız olmuş türünden” Marksist literatürden araklama saçmalıklar yumurtlamaya devam etsinler, İngiltere’nin dünyaca ünlü entelektüel ve merkez sol tandanslı gazetesi The Guardian başyazısında çok kesin bir tespitte bulunuyor:
“Türkiye’nin sendeleyen siyasi sistemi çöküşe daha da yaklaştı.”
İngiliz cool’luğunda, mesafeli objektifliğinde, ölçülü pragmatizm ve kuşbakışıyla röntgenlenerek, kaleme alınmış bir yazı...
“Türkiye bu noktaya iki ana nedenle geldi...
Parlamenter siyasete fazla aldırmadan etkinliğini sürdürmüş eski elitin, parlamentoda gücü eline geçiren yeni sosyal güçleri kabul edememesi sonucu...
Ve eşit derecedeki ikinci neden, AKP’nin akıllıca olmayan bir şekilde avantajını zorlayarak, tarafsızlığı net bir siyasetçiyi Cumhurbaşkanı seçmemesi ve kadınların türbanla üniversitelere gitmelerine izin verecek yasa değişikliğinin peşinden koşması...
Ki bu yasak Türkiye’de bir ‘tabu’ şeklinde korunmaktadır...
Buna ek olarak AKP devletin birçok kademesine kendi adamlarını yerleştirdi...”
Bu köşenin dikkatli okuyucuları The Guardian’ın başyazısında ortaya konan unsurların, gayet usturuplu biçimde burada sürekli vurgulandığını biliyorlar...
“Bazen kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” diyerek yapıldı bu uyarılar üstelik...
Ne ki, “Geçmişten ders alınsaydı tarih tekerrür etmezdi...”
Alınmadı ki yabancı basın aynı histeri krizinin bugünü yarattığını söylüyor...
Independent gazetesi tam sayfa,
“Türkiye’yi tüketen iktidar mücadelesi” adını vermiş son olaylara...
Onlar, liberal cengâver arkadaşların aksine “Türkiye’deki demokrasi devrimi!” başlığı yerine, olaya daha bir analitik ve cool yaklaşmakta...
Gerçek olan şu ki, Türkiye -Dengir Bey’in kulakları çınlasın- Cumhuriyet tarihinde Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında görmediği kadar ağır bir travmadan geçiyor...
Enformasyon ve dezenformasyon bombardımanının yoğun olduğu günlerde insanlar, başta tedirginlik ve korku duyar...
Sonra kayıtsızlaşırlar...
Bu dozda uzun süreli gerginliği, insan kaldıramıyor çünkü...
Bir süre sonra kayıtsızlaşıyor...
Belki de yapılmak istenen bu...
Artık bellidir ki, AKP’nin kapatılması davasıyla Ergenekon’un darbe davası eşzamanlı, eş gündemli ve eş etkileşimli sürecektir...
“AKP’nin şeriatçı olduğu iddiasının yanıbaşına hemen Ergenekon’un darbe günlüklerinden bir tutam yapıştırılacaktır...”
Türkiye aynı gün hem AKP tarafından şeriatçı bir düzene götürülmek istendiği, hem de Ergenekon tarafından darbe tehlikesinden geçtiği haberleriyle çalkalancaktır...
Kamuoyu bir gün o haberle, bir gün bu haberle uyanacak, çoğu zaman da aynı gün iki haberle birlikte uyanmanın mutluluğuna!!! erişecektir...
Bunun için yeni vizyona girmiş medya da hazırdır...
Enformasyon ya da dezenformasyon bombardımanında, allayıp pullayarak satışta medyanın değişik kanatlarının uzmanlığına ve profesyonelliğine diyecek yoktur...
Bir süre sonra insan kime inanacağına bilemeyecek, şaşıracak ve kafası allak bullak olacaktır...
Bir tarafta cumhurbaşkanları, başbakanlar yargılanacak...
Diğer yanda da orgeneraller, rektörler, profesörler, gazete sahipleri, yazarlar, iş adamları mahkeme önüne çıkartılacaktır...
Bir gün “darbe günlüğü...”
Öteki gün “şeriat günlüğü” okunacaktır...
Zaten medyanın bir bölümü eski Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın olduğu söylenen günlüklerden alıntıları gözaltındaki Jandarma Komutanı’na atfen yayınlamaya başladı bile...
Devam gelecektir...
Toplum Cumhurbaş-kanı’ndan Başbakan’a, ordudan üniversite rektörüne, profesöründen Anayasa Mahkemesi Başkanı’na, Başkanvekilinden Yargıtay’a, Danıştay’a, diğer yargı mensuplarına, medyaya, iş adamına, başyazara, sanayiciye, sanatçıya kadar herkesi içine alan karşılıklı bir “linç kampanyasını” korku filmi izler gibi izleyecektir...
Türkiye postmodern bir darbe ya da postmodern bir şeriat yaşayacak mı bilinmez...
Ama postmodern thriller tarzı bir krizi yaşamaya başlamıştır...
Bu bir “ilk”tir...
Söz konusu postmodern krizden kazanacak bir sürü yabancı istihbarat, ülke, grup ya da zümre bulmak mümkündür...
Kaybedecek olan ise tek kelimeyle özetlenecektir...
Türkiye!!!
The Guardian’ın dünkü başyazısında belirttiği gibi:
“Türkiye’de siyasi sistem çöküşe doğru gitmektedir...”
“Ne ülke ama!”
Maşallah cuk diye oturmuş manşet...
Vatan / Reha Muhtar