Uluç, Sabah ve Hürriyet'teki iki haberi masaya yatırdı ve bir muhabir için "Ben savcı olsam çekerdim sorguya" yazdı! Neydi Uluç'un gündeme getirdiği haberler!
Sabah için yazdığı yazı
Manşetimiz!..
"Bir gazetenin kimliğini yazarları değil, haber sayfaları belirler" görüşümün arkasında duruyorum.
Bir ara iyice yanlı olduğu izlenimi veren birinci sayfalarımızda son günlerdeki çok olumlu gelişmeyi de keyifle izliyorum..
İzliyordum.. Dün gene birden dondum kaldım..
Müthiş bir birinci sayfa.. Bakınca "Vay be" dedim..
Ülkeyi darbe zeminine götürecek planı Ergenekon, 7 Temmuz'da yürürlüğe koyacakmış. Müthiş bir kaos planı bu.. 40 ilde yasadışı mitinglerle polisle çatışma çıkarılacak.. Ünlü isimlere suikast yapılacak.. Askeri Şura'da istenen isimlerin komuta kademesine gelmesi sağlanacak.. (Breh.. Breh..), "Ülke batıyor" havasıyla ekonomik kriz yaratılacak.. Sonra gelsin darbe..
Vay anasını sayın seyirciler..
Vay anasını da, Ergenekon soruşturmasında daha iddianame hazırlanmış değil, bu müthiş haberin kaynağı ne?..
Haberin altında Ferit Zengin imzası var ama içinde kaynakla ilgili kelime yok.. Bu konudaki tek cümle şu..
"..operasyonla ilgili ortaya atılan bir iddia, gözleri yeniden darbe girişimlerine çevirdi.."
Peki bu müthiş, bu korkunç iddiayı ortaya atan kim?.. Belli değil..
Savcı sızdırmış olamaz.. Çünkü dün bütün haber merkezleri, "Son dakika" diye davanın "Terör" suçundan açılacağını söylediler, darbe değil..
O zaman kim?.
Dünyanın hangi gazetecilik okulunda "Bir iddia" diye haber yapılabileceği öğretilir?.. Hem de birinci sayfada sür manşet, içerde iki sayfa..
Dünyanın gözü Sabah'ın üzerinde.. Çok ama çok dikkatli, çok ama çok titiz olmalıyız..
Gazetede bu iddiayı köşesine geçirmeye hazır komplo teorisyenimiz var.. Git anlat. Köşesine yazsın. Biter gider..
Ama hiçbir haber değeri olmayan bir iddiayı manşete koyduk mu, yıpranırız..
Aman hele şu günlerde biraz daha dikkat, biraz daha özen, ne olur?.
Hürriyet muhabiri için yazdığı yazı
Habercilik!..
Haberciliği öldürme konusunda yarışıyoruz sanki.. Gazeteler, gazeteciliği inkâr peşinde..
Türkiye'nin ben bildim bileli en büyüğü Hürriyet'te üçüncü sayfa manşeti..
"Dinçer Martin, yatakta uyuyan annesi Fatma Martin'i kafasından vurarak öldürdü. Silah sesine uyanan Taner Martin ağabeyini elinde tabancayla görünce mutfağa kaçtı. Dinçer Martin, Taner'e de iki el ateş etti. Daha sonra annesinin cesedinin başına giden Dinçer Martin tabancayı ağzına dayayıp tetiği çekti. Eve döndüğünde cesetleri bulan Baba Ali Martin şoka uğradı."
Eee!.. Ortada üç ölü var. Bu ölülerden biri mi konuşup anlattı olayı Hürriyet Muhabiri Şefik Dinç'e.. Bir de sıkılmadan imzasını atmış, palavranın tepesine..
Ben savcı olsam, Şefik'i çekerdim sorguya, "Demek sen olay anında ordaydın" diye..
Yahu böylesi ayıp Hürriyet'e yakışır mı?.
Derim ya hep "En kolay iş Hürriyet'e editör olmak" diye.. O kardeşim bu haberi okudu ve hiçbir gariplik sezmeden sayfasının tepesine oturttu..
Hürriyet'in başında bizi yetiştiren Cihat Baban olsaydı, o muhabir de, o editör de bugün işsiz evlerinde oturuyor olurlardı..
Şimdi prim almışlardır, manşet haberi çıkardıkları için..
Yorum Ekle