Metni Büyüt Metni Küçült
13 Temmuz 2008

Hayvanlar alemini yazan Özkök, hangi balığı "telekulak"a benzetti?

Bu yazıya diktat! "Ergenekon’u bir saniye bile düşünmediğini" iddia eden Özkök'ün pazar yazısına Ergenekon damgasını vurmuş. İşte Özkök'ün iddiası ve satır aralarındaki detaylar...
Hayvanlar alemini yazan Özkök, hangi balığı "telekulak"a benzetti? Bir kedi, bir ayı ve ben
Ertuğrul Özkök / Hürriyet


KEDİLER, günlük hayatlarının yüzde 85’ini hiçbir şey yapmadan geçirirlermiş.

Yani sadece oturarak veya uyuyarak...

Yemeye, içmeye, avlanmaya ve çiftleşmeye ayırdıkları zaman sadece yüzde 4’müş.

Geriye kalan yüzde 11’i de volta atarak geçirirlermiş.

Bir bilgi daha.

Kediler bundan 3500 yıl önce, Mısırlılar tarafından evcilleştirilen son hayvanmış.

Ama başka bir iddiaya göre, insan kediyi değil, kedi insanı evcilleştirmiş.

Amerika Birleşik Devletleri’nde, kedi sahiplerinin sadece yüzde 25’i, bir petshop’a gidip kedisini alırmış.

Geriye kalan yüzde 75’inde ise kedi gelip sahibini bulurmuş.

* * *

Dün benim için yaz mevsiminin ilk aylak günüydü.

Torba Koyu’nda bir teknenin güvertesinde hiçbir şey yapmadan yatıyordum.

Gözümün önünde, Paris’teki öğrencilik yıllarımda Quartier Latin’de sık sık rastladığım, o sakallı, pejmürde adam duruyordu.

Altı yıl boyunca bana hep aynı kitabı satmaya çalışmıştı:

"Aylaklığa övgü..."

Bir de İzmir’de lise yıllarımda, Sartre ve Camus’u ilk okumaya başladığım yılları hatırlıyordum.

"Egzistansiyalistliğin" raconu saydığım için, yazın en sıcak günlerinde bile çıkarmadığım dik yakalı siyah kazağımın içinde saatlerce hiçbir şey yapmadan uzanıp hayal kurduğum günler...

Bir de onları hatırladım.

Tekir kedim "Murat" da yanıbaşımda, benimle aynı pozisyonda uyurdu.

Onun da aslında egzistansiyalist olduğunu düşünür, daha çok severdim.

Yıllar sonra, bir kitapta, kedilerin günlük hayatlarının yüzde 85’inde hiçbir şey yapmadıklarını okuduğumda, o an bana en iyi gelecek kitabın bu olduğunu düşündüm.

Bir de aynı kitapta okuduğum başka bir şey.

Ayılar 7 ay kış uykusuna yatarmış.

Beni en çok şaşırtan bilgi ise şuydu:

Ayı, hiç kımıldamadan, aynı pozisyonda bir ay uyuyabilirmiş.

Bir insan bunu yapmaya kalksa, bütün kemik sistemi çökebilirmiş.

* * *

Dün sıcak bir gün vardı.

Torba Koyu’nda rüzgár esiyordu.

Üç Oblomov yan yana yatıyorduk.

Hayatının yüzde 85’ini hiçbir şey yapmadan geçiren kedi.

Bir ay pozisyonunu hiç değiştirmeden uyuyan ayı.

Ve Ergenekon’u bir saniye bile düşünmeden aylaklık yapan ben...


Üç mutlu Oblomov....

Hayvan Cehaleti (*) kitabının üç mutlu bölüm başlığı.

İkisi kitapta var.

Sonuncu hayvanı, yani kendimi de ben ekledim.

Ergenekon’u düşünmeden ve konuşmadan koskoca bir gününü geçirebilen Türk gazetecisi.

* * *

Aylak kedi bölümünü okurken eskiden beri savunduğum tez yine canlanıyor.

Kedi, insana en yakın hayvandır.

Oysa aynı kitapta insana çok benzeyen bir başka hayvanı daha keşfettim.

"Kedi balığı..."

Kedibalığı yeryüzünde duyuları en gelişmiş canlıymış.

Mesela tat alma duyusu.

13-14 santimlik bir kedibalığının üzerinde 250 bin tat alma noktası bulunurmuş.

Su dolu bir olimpik havuzda, çay kaşığının yüzde biri kadar bir maddenin tadını alabilirmiş.

Tat alma noktaları sadece ağzının içinde değil, gövdesinin her yanında bulunurmuş.

Aynı şekilde işitme duyusu da acayip gelişmiş bir canlıymış.

Geliyorum en ilginç özelliğine.

Kedibalığının kulağı yokmuş.

Ama bütün gövdesi, yüzgeçleri, her yanı müthiş bir işitme kabiliyetine sahipmiş.

Yani bütün gövdesi kulakmış.

O yüzden Çin’de depremleri önceden haber alabilmek için kullanılırmış.

Ergenekon Türkiye’sinde, insana bundan daha fazla benzeyen bir canlı düşünebiliyor musunuz?

Müteharrik ve mütecessis bir telekulak.

Her tarafıyla herkesi, her yeri dinliyor.

Hem kedi, hem balık, hem insan...

* * *

İnsan, hayvanlarla ilgili cehaletini giderdikçe, çakralarının, duyularının ne kadar kapalı olduğunu keşfediyor.

Bir adım ötesindekini bile göremeyen, hemen arkasındakini veya önündekini işitemeyen, kendisine yaslanmış bir gövdeye dokunamayan insan kalabalıkları.

İşte sırf o yüzden, bu yaz derin bir yaz aylaklığına ihtiyacım var...



(*) John Mitchinson-John Lloyd: "The Book of Animal Ignorance", Faber and Faber, 2007

Yorum Ekle

Yorumlar

0 (+) İyi yorum (-) Kötü yorum
Faust | 13 Temmuz 2008 13:58
gençliğinde dik yakalı siyah kazak giymeyi varoluşçuluğun alametlerinden sanacak kadar abuk-sığ bir dünya algısına sahip adamın geleceği nokta da ancak burası olabilirdi.: aydın doğan'ın kucağı.

albert camus, sen öyle san diye yazdıydı zaten o kadar kitabı, kelimeyi, romanı diil mi ertuğrul'cum!

bu arkadaş her şeyi geri tarafından anladığı için çocukluğunda herhalde "koş ali koş", "ayşe topu at" cümlelerini de enteresan şekilde yorumluyordu. "hadi ayşe grup seks yapalım" filan gibi...

bu yüzden arada pink floyd adını alır ağzına. pink floyd'u çok derinden anladığı için kendisine 1977 tarihli ANIMALS albümünden aşağıdaki parçayı armağan ediyoruz. bilindiği gibi albüm 3 kısımdan oluşur, DOGS-PIGS-SHEEP (Domuzlar, köpekler, koyun) :
________________________________________________
Pigs (Three Different Ones)

big man, pig man, ha ha, charade you are
you well heeled big wheel, ha ha, charade you are
and when your hand is on your heart
you're nearly a good laugh...

Büyük adam, domuz adam, ha ha ne oyuncusun sen.
Seni kesesi dolgun kodaman, ha ha ne oyuncusun sen.
Ve ne zaman elini kalbinin üzerine koyup yemin etsen
Neredeyse gülünç oluyorsun
Hemen hemen bir soytarısın
Kafan yemliğin içinde
"Eşelemeyi sürdürün" diyorsun
Semiz çenende domuz lekesi
Ne bulmayı umuyorsun?
Domuz ağılındayken
Neredeyse gülünç oluyorsun,
Neredeyse gülünç oluyorsun,
Fakat aslında ağlanacak haldesin sen.

Otobüs durağı, fitneci, ha ha ne oyuncusun sen,
Becerdin yaşlı kocakarıyı, ha ha ne oyuncusun sen.
Kırık camlardan soğuk ışıklar yayıyorsun
Neredeyse gülünç oluyorsun,
Gülesi geliyor insanın,
Çeliğin soğukluğundan hoşlanıyorsun,
İncir çekirdeğini bile doldurmaz söylediklerin,
Ve çok komiksin elinde tabancan ile.
Neredeyse gülünç oluyorsun,
Neredeyse gülünç oluyorsun,
Neredeyse gülünç oluyorsun,
Fakat aslında ağlanacak haldesin sen.

Hey sen Beyaz Saray, ha ha ne oyuncusun sen.
Seni gidi evcimen şehir faresi, ha ha ne oyuncusun sen.
Bizim tepkimizi sokağa dökmemizi engellemeye çalışıyorsun,
Neredeyse gerçek bir keyifsin sen
Hep sıkı ağızlı ve korkak,
Kendini lekelenmiş mi hissediyorsun?
...!...!...!
Set çekmelisin zararlı gelgitlere,
Ve tümünü içinde saklamalısın,
Mary, neredeyse bir keyifsin sen,
Mary, neredeyse bir keyifsin sen,
Fakat aslında ağlanacak haldesin.
_______________________________________
_______________________________________

ertuğrul ne anladın bu şarkıdan?
efendim? Haa? Aa evet evet uçuk çocuk!
şair burda toplumsal bir yara olan
basur'un temellerine eğilmiş,
çevre sorunlarına dikkat çekmiştir...

bişe demiyorum artık sana,
roger waters'in eline verecen aslında seni
ne yaparsa yapsın.