Metni Büyüt Metni Küçült
3 Ağustos 2008

"AKP, statükonun temsilcilerinden ağır fırça yedi"

"AKP bu kartı (sarı kart) gösterenlerden yani statükonun sahiplerinden bir fırça yedi aslında. Türkiye'de otoriter devlet geleneğinin varlığı zaten bu tür fırçalar üzerine kurulu. Sürekli olarak ders veren bir zihniyet mevcut."
"AKP, statükonun temsilcilerinden ağır fırça yedi" Sosyolog Doç. Dr. Ferhat Kentel, AKP'nin 'ihtar' alması ancak kapatılmaması kararını şu sözlerle yorumladı: "AKP, statükonun temsilcilerinden ağır fırça yedi ama toplumdaki farklı cephelerin mecbur kaldıkları bir uzlaşma oldu..."..

Şirin Sever Röportajı :

- Türkiye'deki gerginliğe, üretilen senaryolara bakarak söyler misiniz ucuz mu atlattık?
- Ucuz atlattık ama tüm bu süreç, yaralar bereler bırakıyor aslında. Çok daha kötüsü de olabilirdi. Zaten, AKP'nin kapatılması davası Türkiye'de demokrasinin işleyişinde büyük yaralar açan, o süreci engelleyen bir olaydı. Zararın neresinden dönsek kârdır!

- AKP kapatılmadı ama ihtar aldı. Yani kırmızı kart değil de sarı kart gördü. Durum böyleyken AKP'nin ciddi bir imaj ve prestij kaybına uğradığını düşünenler var. Amiyane tabirle karizma çizildi mi?
- AKP bu kartı gösterenlerden yani statükonun sahiplerinden bir fırça yedi aslında. Türkiye'de otoriter devlet geleneğinin varlığı zaten bu tür fırçalar üzerine kurulu. Sürekli olarak ders veren bir zihniyet mevcut. Bu bazen silahlı kuvvetler, bazen Baykal, bazen birtakım meslek odaları, bazen sendikalar oluyor. Yani birtakım fırçalarla davranma eğilimindeyiz.

- Hepimizin yapısında var yani?
- Yapımıza işlemiş durumda çünkü bununla büyüyoruz. İlkokula başladığınız, babanızla muhatap olduğunuz andan itibaren başlıyor bu. Büyük olanın, bir tür meşruiyete sahip olduğunu düşünenin hakkı olarak görüyoruz bunu. AKP için de geçerli bu. Yani Erdoğan'ın bazı söylemlerini dinlediğinizde çok rahat görebilirsiniz. Birtakım mitinglerde kendine fazla güvenen, kibirli halleri ortaya çıkıyor. Sonuç olarak, AKP'nin önünde ikili bir yol var. Ya 'Evet benden büyük başka abiler var,' diyerek otoriteden yana olacak ya da demokrasiden yana tavır alacak.

- Bu kulak çekme, fırça atma durumu, diğer deyişle bu ihtar AKP'nin kapatılmasına tercih edeceğimiz bir durum mudur?
- Kapatılması tercih edilemez tabii ki. Çünkü bu sürecin kendisi Türkiye için zaman kaybıydı; dünya kadar hasar bırakarak geçen bir süreç bu. Bir partinin kapatılabilir olduğunu düşünmek, 'kapatılsın mı kapatılmasın mı' diye tartışmak bile başlı başına ahlaksız bir tartışma.

- Baykal 'Mahkeme krizi çözmedi, ortaya koydu,' dedi. Durum bu mu?
- Benim kafamda 'uzlaşma'ya karşılık geliyor bu sonuç. Bu toplumdaki farklı cephelerin fiilen mecbur kaldıkları bir uzlaşma! Şöyle bir şey bu; beğenelim ya da beğenmeyelim, AKP 80'lerden sonra oluşan, liberal demokrasi, küreselleşme gibi birtakım kelimelerle anlatabileceğimiz o değişimin getirdiği dalganın ana aktörlerinden biri. Bu değişim, hem dünyayla ilişki halinde hem de Türkiye toplumunun dönüşümü ile ilgili. Bu çok kabaca bir demokratikleşme, özgürleşme talebidir her ne kadar bu kelimelerle ifade edilmese de. Dolayısıyla bu durum, toplumsal dönüşümün statükoyla karşılaşması hikâyesidir. Ortaya çıkan mahkeme kararı da bu karşılaşmanın sonucudur. Bu karşılaşma sonucu ortaya çıkan uzlaşmadır. Toplumsal değişim statükoyu da sınırlandırdı demek belki daha doğru olur.

- Umur Talu 'Türkiye'de artık kimse çok güçlü değil,' tespitinde bulundu sonuca bakarak... Bu doğru mu sizce de?
- Doğru. Bu şu demek; devlet çok güçlü o yüzden sarı kartı gösteriyor ama toplumsal değişim daha da güçlü, partiyi kapatamıyor. Bu 'Erdoğan, Haşim Kılıç, Abdurrahman Yalçınkaya veya generaller uzlaştılar' meselesi değil, toplumsal dinamiklerin 'mecburi' uzlaşmasıdır.

- AKP bu uzlaşmadan kârlı mı çıktı, zarar mı gördü?
- Çok komik, mesela televizyonda bir-iki enstantane gördüm: Karar açıklandığı anda birtakım AKP'li ortamlarda sevinç çığlıkları falan atılıyordu. Yani demek ki fazla zarar görülmediğine dair bir duygu var...

- Siz bunu niye garipsediniz?
- Bu zoraki uzlaşma, fırça vs daha çok dikkatimi çekti çünkü. Devletin en tepesinde 'AKP'nin laiklik karşıtı odak olduğuna' dair bir suçlama var. Sonuç olarak AKP'liler açısından çok hoş bir durum olmamalı bu.

- 'Bu seferlik affettim' durumu mu sizi rahatsız etti?
- Affettim de değil, 'mecbur kaldım' diyor. 'Mecbur kaldım ama gücümü göz önünde tutmak zorundasınız' diyen bir şey galiba...

- 70 milyon nüfus, 30 milyon seçmen. Hepsi, mahkemedeki tek bir oya bakıyor. Yani 7 değil de 6 kişi 'Kapatılsın,' dediği için Türkiye'nin geleceği bir anda değişebiliyor. Bu ne kadar demokratik?
- İnanılmaz bir saçmalık. Erdoğan'ın seçime girmesi için yapılan oylamada da tek oy değiştirdi her şeyi.

- Laikliğe duyarlı kesimlerde hınç büyüyecek mi bu durumda?
- Evet AKP ağzıyla kuş tutsa da bir takım insanlara yaranamayacak. Çünkü Türkiye'nin kutuplaşma hikâyesi çok psikolojik bir vaka haline dönüştü. Şöyle düşünelim; ben devletin iyi okullarında, büyük kentlerinde, modern çevrelerinde sosyalize olmuş bir bireyim. Bana devletin öğretmiş olduğu eski, geleneksel birtakım hikâyeler ve kültürel tezahürler karşısında mesafemi koyuyorum ve 'Modern oldum,' diyorum. Tertemiz, modern, Batılı gibi bir hayat tarzını seçiyorum. Sonra bakıyorum, birtakım insanlar benim gibi olmamışlar; benim verdiğim mücadeleyi vermiyorlar. Problem burada. Dolayısıyla ben kendimle sürekli hesaplaşmak zorunda kalıyorum.

- Kompleks duymadan birlikte yaşayabilecek mi iki taraf sizce?
- Bir yerlerde devam edecek çatışma herhalde ama şöyle söyleyeyim, 2002'de AKP geldiği zaman herkes biliyordu bu partinin Refah ve Fazilet geleneğinden geldiğini. Toplumdaki hava, 'bakalım, görelim' şeklindeydi. O zamandan bu yana başörtüsünün serbest bırakılması girişimi dışında, AKP'den gelen şeriatçı herhangi bir şey oldu mu? Evet, birtakım insanlar 'AKP nasılsa burada' diye sağda, solda, birtakım baskılar yaptılar ama partililer açık seçik böyle bir şey yapmadı. Fakat aynı süreç içinde o modernist, statükocu, kurgu sahiplerinin inanılmaz operasyonlarına tanık olduk.

- Neden bahsediyorsunuz tam olarak?
- İnternette dolaşan komplo teorileri, provoke edilen milliyetçilik, Türkiye'nin ele geçirilme projeleri vs. Yani bu sürecin bir 'proje' olduğuna dair inanılmaz çaba harcandı. Bu durumda o psikolojik faaliyet birilerinin içindeki psikolojik süreçlere de değiyor, o birileri kendini sakınmak, korumak için bir yerlere tutunmaya çalışıyor. Sonuç olarak o laikçi, korkan çevreleri hep beraber iyileştireceğiz. Bu aynı zamanda kendimizi iyileştirmemiz demek çünkü onların, sadece bir grubun korku duyması önemli değil, benim bir parçam oradaysa ben de hastayım demektir. Kendimi de iyileştirmem lazım. O zaman belki birlikte iyileşiriz.

- Erdoğan'ın ilk mesajı 'Herkesi kucaklayacağız' şeklindeydi. Bu süreçten ders aldığını mı gösteriyor? - Bu ders almak değil, söylenmesi gereken bir şey.

- Erdoğan, karşısında duranların güvenini kazanmak için değişecek mi sizce?
- Değişebilir. Esasında benim için önemli olan; pratikte AKP'nin AB konusunda atacağı adımlar... Daha önce bu konuda hayal kırıklığı yarattı. Ama o hayal kırıklığı da fırçaların başlamasıyla ilgiliydi, teslim olmuştu. Artık bir toplumsal hareketin temsilcisi olmaktan çıkmış, devletin parçası haline gelmişti AKP, Türkiye'deki bütün partiler gibi bir şey olmuştu. Çünkü darbe söylentilerinden çok korkmuştu. Bugün yapması gereken şey şu; toplumdan gelecek dinamiklere zihnini açmalı. 301 konusunda Cemil Çiçekvari değil de, başka şekilde düşünmeli. Başörtüsü, Kürt sorunu, sivil anayasa, demokratikleşme, insan hakları, AB gibi konularda bu toplumun gerçekten sesini duyurabileceği kanalları açmalı. DTP'nin kapatılması konusunda otoriter zihniyete karşı demokratik bir karşı duruş sergileyebilirse, büyük oranda güven duyulacak AKP'ye..

- 'Yaşam tarzım değişecek' endişesi duyanlar peki?
- Şimdi 'yaşam tarzını korumak' ne demek? Aslında 'ben demokratik şekilde özgürlüğümü yaşamak istiyorum' demek. Bu çok kabaca, demokrasi talebidir. Eğer bir siyasi yapı ya da bir hükümet insanların demokrasi içinde yaşamalarını sağlayacak önlemleri alıyorsa, benim korkularım da otomatik olarak kalkar. 'Bakın arkadaşlar valla bir şey yapmayacağız, içki içmenize de izin vereceğiz,' demek çözüm değildir.

- TIME dergisi de 2 bin 554 sayfalık iddianamedeki komplo teorilerine bakıp 'Tam Da Vinci'lik' demeye getirmiş...
- Çünkü Ergenekon küçük bir örgüt değil. Bizim içimize girdiğini, yaygınlaştığını göstermesi bakımından çok önemli bu isimler. Toplum gerçekten kendini iyileştirmek için bir şeyler yapacaksa bu Ergenekon meselesini, bütün uzantılarıyla ama sadece insan uzantıları değil, zihinlerimizdeki uzantıları ile de izlemek lazım. DHKPC ile ilgili de iddialar var; demek ki solun da kendini düşünmesi lazım.

- Türkiye darbelere, faili meçhullere veda edecek mi bu süreç sonunda peki?
- Keşke böyle bir garanti olsaydı ama çok kolay değil. Ama en azından galiba çok kolay kolay tufaya düşmeyeceğiz. Bütün o devlet adına yapıldığı söylenen birtakım faaliyetlerin aslında devlet adına değil sadece üç beş tane adamın, bir grubun, bir sınıfın, bir zümrenin çıkarları için olduğunu bileceğiz.

- Erdoğan kolay kolay 'Velevki simge olsun' gibi sözler sarfeder mi artık?
- Muhtemelen kolay kolay kullanamaz ama bence kullanmalı, çünkü o çok doğru bir laftı! Yani her şey zaten siyasal simge. Siz eğer bir şeyi yasaklıyorsanız, 'Giremezsin kardeşim buraya,' diyorsanız, o da giriyorsa, tabii siyasi bir mücadele veriyor demektir. Öte yandan, başörtüsü esas olarak başörtülü olmayan, laikçi dilin sembolleştirdiği bir şey aslında. Yani çok basit: Eğer siz başörtüsünü yasak hale getirirseniz başörtüsü simgeleşir. Siz Kürtçe'yi yasak hale getirirseniz Kürtçe simgeleşir.

Ergenekon 'fırçacı devlet'in normal olmadığını gösterdi

- 'Kapatma davasına misilleme olarak Ergenekon deşifre ediliyor' iddiası da vardı. Dolayısıyla Ergenekon süreci etkilenir mi davanın sonucundan?
- İki savaş alanı, karşılıklı iki silah gibi görünebilir ama öyle düşünmemek lazım. Şöyle bir şey demek mümkün; Türkiye çok hızlı bir dönüşüm içinde ve bu dönüşüme uygun, demokratik bir siyasal kültüre ihtiyacımız var. Bu değişim risk yarattıkça birileri önlem alıyor. O önlemlerden biri AKP'yi kapatmaktı, ötekisi de Ergenekon'du. İkisi de bu toplumun değişmesine karşı dirençlerdi. Dolayısıyla iki süreç birbiriyle bağlantılıdır ama ikisi arasında süren bir savaş yok. Bu savaş, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve statüko arasındaki gerilimin sonucudur.

- MİT raporuna göre Baykal'ın adı da örgüt şemasında yer alıyormuş. Ergenekon'la ilgili olmayan kimse kalmadı neredeyse. Bu kadar ismin, bu kadar faili meçhul olayın bu örgütün eseri olması abartılı değil mi? Ne düşündürtüyor bu iddianame size?
- Kendi hesabıma şunu söyleyebilirim; verilen siyasi mücadele hukuka yansıdı! Yani bütün insanların bilmiş oldukları, hukuk alanı içinde de konuşulmaya başladı. O yüzden bütün bu isimlerin telaffuz ediliyor olması bence çok normaldir.

- İnanıyor musunuz Ergenekon meselesinin her şeyi çözeceğine, her şeyi aydınlatacağına?
- Şüpheciliği insan her zaman içinde saklamalı ama bence çok inanılmaz, önemli bir adım. Çok önemli bir ideolojik üretim merkezinin; kutuplaşma, kamplaşma, düşman yaratan bir odağın gayrimeşru olduğunu bu sayede göreceğiz. Yani artık o 'fırçacı' devletin mantıklı, makul olmadığını kabul edeceğiz. Şimdiye kadar Tansu Çiller'in 'Bu vatan için kurşun atan da yiyen de şereflidir' şeklindeki ağır laflarını kabul etmeyeceğiz. Veli Küçük'ün, Hrant Dink'in mahkemesinde bozuk para atan Kerinçsiz gibi adamların, bunları yapanların, bir sakladıkları olduğunu düşüneceğiz.

- Bu kadar çok ismin listede olması abartılı değil mi yani?
- Bence değil. Daha bunun içine girmemiş dünya kadar insan vardır. Sorun da bu; Ergenekon tamam örgüt ama daha çok bir zihniyet, bizim içimize kadar girmiş bir zihniyet, o fırçacı zihniyet! O zaman evet herkes girebilir, girsin de zaten...

Yorum Ekle

Yorumlar

0 (+) İyi yorum (-) Kötü yorum
abdulmelikhankendi | 18 Eylül 2008 14:06
Laikliğe duyarlı kesimin hıncı ve hırsı hiç bitmeyecek,Atatürk'ün ilkeleri, Laik Cumhuriyet, bunların yasal koruyucusu olan ordu ve Atanın Türk
Gençliğine hitabesinde yerini bulan görevler ve durumdan kendine vazife çıkaracak, kendini Genç
hisseden her yaştan insanın, Cumhuriyetin temel niteliklerini erezyona uğratacak, dumura uğratacak
her hareketin karşısında infialini ve tepkisini gösterecek ve bu hareketler hiç bir şekilde sindirilemeyecektir kanaatindeyim.

Anayasa Mahkemesinin verdiği kararları bir takım ayrıcaklı kesimlerinin kulak çekme ve şamar atma
gibi değerlendirilmesini asla doğru bulmuyorum.