Metni Büyüt Metni Küçült
23 Ağustos 2008

Gerçek hayatı özledim hekimliğe geri döndüm

Hacettepe Üniversitesi’nde okuyordum ve Ankara’nın göbeğinde sağcılar tarafından kurşunlandık. O sırada okulun bahçesine ağaç dikiyorduk. Bir anda silah sesleri geldi. O delikanlığının verdiği delilik ile kurşunlara doğru koştuğumuzu hatırlıyorum.

Hürriyet
Röportaj: Sema DENKER

Yönetmen Mustafa Altıoklar, beş yıl aradan sonra asıl mesleği olan doktorluğa döndü.


Alman Hastanesi'nde haftanın iki günü part-time çalışma kararı alan Altıoklar, "Gerçek hayatı özlediğim için hekimliğe döndüm" diyor.

Yönetmen Mustafa Altıoklar, beş yıl aradan sonra asıl mesleği olan doktorluğa dönmeye karar verdi. 24 yıllık fizik tedavi uzmanı olan Altıoklar, Alman Hastanesi’nde haftanın iki günü part-time olarak çalışmaya başladı. Gerçek hayatı özlediği için hekimliğe döndüğünü belirten Altıoklar, bel fıtığı ameliyatıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu...

Sizi "yönetmen" kimliğinizle tanıdık ama aslında siz 24 yılllık geçmişi olan bir doktorsunuz, fizik tedavi uzmanısınız. Ve beş yıl kadar aradan sonra mesleğinize döndünüz. Neden ara verdiğinizi konuşacağız ama, öncesinde doktorluğa başlama hikayenizi dinlemek istiyorum...


- Ben, mesleği doktorluk olan bir ailenin çocuğuyum. Büyük dedem Mehmet Emin Altıoklar, 1800’lü yılların sonunda Askeri Tıbbiye-i Şahane’nin ilk mezunlarından. Sonrasında Osmanlı-Rus savaşlarında cephede görev yapmış. Bizim Altıoklar erkeklerinde, sisteme boyun eğmek yerine baş kaldırmak gibi bir yapı vardır. Dedem, padişahlık sistemini eleştirdiği için Arabistan’a sürgüne gönderilmiş ve yedi yıl sürgünde kalmış. Babam Kemal Altıoklar da dedesi gibi doktorluğu seçmiş. 1951 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirmiş. Fizik Tedavi Uzmanlığı’nda hocaların hocasıdır ve hálá görev başındadır. Ben ise Hacettepe Tıp Fakültesi’nde okumaya başladım, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden de 1984 yılında mezun oldum. Babamın branşını, fizik tedavi uzmanlığını tercih etti.

Başka branşlar arasında hiç gidip geldiniz mi?

- Evet, birkaç branş arasında gidip geldim. Ben uzun süre basketbol koçluğu yaptım. Aslında profesyonel basketbol oyuncusuydum. Belimde bir rahatsızlık olunca bırakmak zorunda kaldım. O dönem koçum Aydın Örs’tü. Ankara Şeker Spor’da genç takımdaydım ve A takıma hazırlanıyordum. Kaza geçirince bırakmak zorunda kaldım ve Aydın Ağabey’in yardımcısı olarak 10 yıl basketbol koçluğu yaptım. Dolayısıyla spor hekimliği benim için en ideal branştı. Ya ortopediyi seçecektim ya da fizik tedaviyi. Bu ikisinin arasında gidip geldim. Ama babamdan dolayı kurulmuş bir düzen, muayenehane falan olduğu için tekrar fizik tedaviye eğildim.

Peki... Ben bir şey duydum, siz üniversite yıllarında Dev-Genç örgütündeymişsiniz, doğru mu?

- Evet, ben üniversitede Dev-Gençli’ydim... Benim formatın ortaokul yıllarında şekillenmeye başlamıştı. Lise son sınıf, sol örgüt üyeliğimin başladığı dönem oldu. Üniversitede bu gelişti tabii ki.

Hiç eylemlerin içinde bulundunuz mu?

- Hacettepe Üniversitesi’nde okuyordum ve Ankara’nın göbeğinde sağcılar tarafından kurşunlandık. O sırada okulun bahçesine ağaç dikiyorduk. Bir anda silah sesleri geldi. O delikanlığının verdiği delilik ile kurşunlara doğru koştuğumuzu hatırlıyorum. Her gün baykot, her gün sisteme ve milliyetçi cepheye itiraz vardı. Daha fazla özgürlük, ülkenin tüm ürettiği nemanın paylaşımında daha fazla adalet isteyen bir grubun içindeydik biz.

Silah kullandınız mı ya da taşıdınız mı?

- Hayır, hiçbir zaman taraftarı olmadım. Silahla ilgili bir anım var... Ben yedi yaşıma kadar dayımla beraber Ordu-Ünye’de yaşadım. Dayımın bir çiftesi vardı ve arada sırada ava çıkardı. Ama bir şey de vuramazdı. Ben de onunla beraber giderdim. Çünkü bana da bir sapan yapmıştı. Yine ava çıktığımız bir gün, bir çitin üzerine konmuş küçük bir kuş gördüm. Sapanımı alıp, usul usul kuşa yaklaşıp taşı attım. Taş kuşa geldi ve hayvan yere düştü. Onu almak için hamle yaptığımda uçtu. Birkaç kez o kaçtı, ben kovaladım. Sonunda hayvan yorgun düştü ve uçamadı. Gidip elimle yakaladım. Küçücük avucumda, küçücük bir kuş. Kuşu aldım, çevirdim ve o an vurduğum yeri gördüm. Hayvanı gözünden vurmuşum. Gözünün yerinde kan pıhtısı vardı. O kadar canım yandı, o kadar üzüldüm ki. 49 yaşındayım ve bu yaşıma kadar, bu kadar canımı acıtan bir an daha inanın yaşamadım. Ve o kuşu öperek, severek tekrar uçurdum. Ölmemesi için çok dua ettim. O kuş ne kadar yaşadı bilmiyorum, ama o an bana iki şey öğretti: Bir daha asla silaha el sürmemeyi ve can kurtarmayı... (Ağlıyor)

Peki... 18 yıl hiç ara vermeden doktorluk yaptınız ve 2002 yılında bıraktınız. Neden?

- Modern tıbbın kuru bir şekilde hastaya yaklaşımı, beni biraz rahatsız etmeye başlamıştı. İlaç endüstrisine korkunç yüklenilmesi, ilaç firmaları arasındaki savaşlar beni mutsuz ediyordu. Modern tıbbın insan bedenine bir makina olarak yaklaşımına da kızıyordum. Bu çarkın içinde olmaktan huzursuzdum. Uzakdoğu’nun insan bedenine yaklaşımı, bedene saygı duyması, bedeni ruhsal açıdan da tedavi etmesi beni çekmekteydi. Ben, insan bedenine saygı duyarak yaklaşan alternatif tıbbın, modern tıbbın ışığında ve öncülüğünde hareket ederek kullanılabileceği, yeni bir bakışın arayışı içerisindeydim. O yüzden yeni gelişmeleri takip ettim. Zaten tabuta girene kadar hep hekimsinizdir. Doktorlukta emeklilik olmaz. Ve şimdi yeniden buradayım. Birikimlerimi hastalarımla paylaşmak istiyorum.


Ve Alman Hastanesi’nde fizik tedavi uzmanı olarak göreve başladınız...

- Alman Hastanesi’nin kurucularından ve Türkiye’nin en önemli cerrahlarından olan Prof. Dr. Erol Düren hocamız, Cerrahpaşa’dan benim de hocam. Sadece benim hocam değil, babamla da tıp fakültesinden sınıf arkadaşıydı. Babam haziran ayının başında bir kalp krizi geçirdi ve yapılan tetkikler sonrasında Alman Hastanesi’nde by-pass ameliyatı geçirdi. Ben bir hafta babamın yanında refakatçi olarak kaldım. O sürede eski arkadaşlarımla karşılaşmam, onlarla tıp sohbetleri yapmam benim içimdeki doktoru uyandırmaya başladı. Ben bu heyecanı yaşarken, bir gün Erol Hoca "Oğlum sen çok iyi bir doktordun, niye bıraktın ki? Eğer yeniden hevesliysen ben seni ikna ederim" dedi. Ben de ona "Hocam galiba ikna oldum" diye cevap verdim ve o anda part-time da olsa hekimliğe dönme kararı aldım. Haftada iki gün hastanede olacağım.

Maaş alacak mısınız?

- Hayır, hastalarıma göre alacağım. Zaten bu işi para kazanmak için yapmıyorum. Hekimlik üzerinden para kazanmak çok içime sindiremediğim bir şeydir. Geri dönüşümün parayla ilgisi yok. Ben hekimlik yaptığım aktif yıllar ile yapmadığım bu beş yılı kıyasladığım zaman, beş yılı sadece hayaller kurarak geçirdiğimi fark ettim. Bizim camiamızdaki herkes aslında sanal bir ortamda yaşıyor. Tartıştıkları, yarattıkları her şey sanal. Oysa hekimlikte gerçek bir dünya var. Doktorluk koltuğu, şikayet dinleme koltuğudur. Şikayet dinlemek de hayatın ta kendisiyle karşı karşıyasınız demektir. Karşınıza hasta geliyor, "Aman doktor bana bir çare" diyor. Ve siz ona somut bir çare sunmak zorundasınız. "Size bir film seyrettireyim" diyemezsiniz. Bu gerçeklik duygusundan yavaş yavaş kopmakta olduğumu görünce, mesleğime geri döndüm.

BEL FITIĞI AMELİYATLARINA DİKKAT

Bel fıtıklarında ameliyat elbette başvurulabilecek bir tedavi yöntemidir, ama en son başvurulacak yöntemdir. Hangi durumda öneriyorum ameliyatı; ayağımızı, ayak parmağımızı gökyüzüne doğru kaldıramıyorsak... Yani felcin başladığı noktadır ameliyat kararının verileceği nokta... O anda, yani felcin başladığı anda dahi "Hemen keselim" dememek gerek. Çünkü o felcin geriye dönülebilir boyutu da vardır. Eğer o felç geri dönülmez bir araz bırakmak üzereyse, artık ameliyatın zamanı gelmiş demektir. Bütün bunların zamanlarını çok iyi ayarlamak gerek. Ve bir hastanın bel ameliyatı söz konusu ise, üç boyutlu grafi yöntemini bir hekim olarak şart görüyorum.

İLİŞKİMİZ İLK GÜNKÜ GİBİ

Biraz önce Nehir (Erdoğan) Hanım yanımıza geldi. Çok mutlu, keyifli görünüyorsunuz...

- Vallahi Sema, sen kendi gözlerinle de gördün ve ne gördüysen odur. Çıkan haberler bizi birkaç gün üzdü, ama pek de fazla önemsemedik. İkimiz de kendi kariyerlerimizde dolu dizgin koşmaya devam ediyoruz. Hem de beraberliğimizi en sıkı şekilde tutmuş vaziyetteyiz. Senin bugün gördüğün o sıcaklık, dün de böyleydi, yarın da böyle olacak. Bizim ilişkimiz ilk gün nasılsa, aynı şekilde devam ediyor.