Metni Büyüt Metni Küçült
8 Eylül 2008

2 saatlik toplantı için ofise mi gitmek, yoksa 'Home Office' mi kurmak? İşte yeni trend...

35 yıllık reklamcı Ali Taran artık işerini evindeki ofisinden yürüteceğini açıkladı.
2 saatlik toplantı için ofise mi gitmek, yoksa 'Home Office' mi kurmak? İşte yeni trend... Reklamcılık dediğin bir mektupla biter mi?
Günseli Özen Ocakoğlu / Zaman


Cuma sabahı erken bir saatte tam anlamıyla şehri ortadan ikiye yararak Hadımköy'den Kartal'daki görüşmeye gidiyorum. Metrobüs yol inşaatının kapsadığı alanlardan geçiyorum, bir-iki küçük kazayı aşıyorum ve yaklaşık iki saat sonra randevuma ulaşıyorum.

Muhatabım teknoloji ürünlerini çok iyi biliyor. Toplantının bir yerinde muhatabım, "Ali Taran'ın mektubunu okudunuz mu?" diye soruyor. "Yok." diyorum: "Buraya gelmek için iki saattir yoldayım." Kısaca açıklıyor; Ali Taran' artık evden çalışılacak bir iş modeline geçmiş. "Aslında çok doğru bir model. Teknoloji buna uzun zamandır imkân veriyor." diyor. Elbette öyle söylüyorsa doğrudur diye düşünüyorum. Karşımdaki teknolojinin en âlâsını biliyor.

İşte Ali Taran'ın veda mektubu

Ofise döndüğümde medya sitelerine düşmüş haber, mektubu okuyorum. Sabah bir saatlik toplantı için yarım gün yol gidip döndüğüm aklıma geliyor ve Taran haklı diye içimden geçiriyorum. Uzun yıllardan bu yana özellikle çokuluslu şirketlerin ülkemizde de homeofis/evofis yöntemini uyguladıkları geliyor aklıma. Mesele, bizcileyin fanilerin evden çalışması değil elbette. Haber değeri taşıyan Ali Taran'ın önce tekneden, sonra da evden çalışması. Mesele, bütün bunları herkes yapıyorken; Ali Taran'ın bunu haber yaptırıyor olabilmesinde. İşte işin püf noktası da burada. Ağustosta bir tekne ofis söyleşisi, ardından da evofis haberleri. Şimdi hep birlikte işin üçüncü aşaması olan evofis işlerin kalitesine bakacağız. Bu arada zaten aşırı isteklisi olan reklamcılık mesleğini seçen gençlerin sayısında bir de patlama bekliyorum. Neden mi? Bu işte çok para var, ileride ya tekneden ya da evden çalışırım dedirtecek gelişmeler oluyor da ondan!

Mobil meydan savaşlarında son durum

Aslında tek cephesi yok bu mücadelenin. Daha en başta görünen ve görünmeyen diye iki ana kolona ayırmak gerek. Görüneni ekranda ilan edilenler. Görünmeyeni ise henüz ulaşılmamış yurt köşeciklerine diğerlerinden önce ulaşma çabası ve daha fazla katma değerli hizmetle aboneyi elde tutma yarışması. 2009'da başlaması beklenen 3G ya da 3N (görüntülü iletişim), yani üçüncü nesil teknolojik uygulamalarla mobil işler sektöründe ürün ve hizmet üretenlere yeni bir pazar da oluşacak. Bu sebeple mobil cephesinde numara taşınabilirlik imkânının yaklaştığı şu son günlerde üç mobil operatörü ile şimdilik tek sabitimiz Türk Telekom'da hararetli günler yaşanıyor. Lider GSM operatörü Turkcell bir yandan Recep İvedik ile istikrarlı biçimde kampanyalarını duyururken diğer yandan da çok iyi kullandığı Turkcell Super Lig sahipliğini hatırlatan reklamlar yapıyor. Recep İvedik karakteri, entelektüeller tarafından tartışıladursun, reklamlarında fırsat tavuğuyla birlikte kampanyaları anlaşılır biçimde duyurmaya devam ediyor. Ben en baştan Recep İvedik karakterinin kampanyaları gerektiği gibi anlattığını ve de işe yaradığını belirtmiştim. Bu düşüncemde hâlâ ısrarlıyım.

Vodafone ise son günlerin en çok reklam yapan GSM operatörü olarak öne çıkıyor. Bedava kampanyalarıyla 'hangisi daha ucuz' dedirterek kafa karıştırma işini iyi yaptığını söylemeliyim. Avea, Gibigibilerle sürdürdüğü kampanyasına biraz ara verdi. Reklam ajansını da değiştiren Avea'nın yeni kampanyaları beklenirken, şirket gençlere yönelik etkinlikleriyle varlığını duyuruyor. O da Vodafone gibi 'daha ucuz' mesajını alabildiğince vurgulu kullanarak, Turkcell'den abone devşirmeye çalışıyor.

Aslında rekabetin sadece üç operatör arasında olduğu sanılıyor. Ancak pazarda durum hiç de öyle değil. Turkcell bir yandan Vodafone ve Avea'nın kasım ayında numara taşınabilirlik uygulamasına geçildiğinde göç edebilecek abonelerine yönelik çaba gösterirken, diğer yandan da Türk Telekom ile rekabet ediyor. Lider olmak zordur, ama telekom teknolojisinde bu biraz daha zor gözüküyor. Şimdilerde mecralarda sürdürülen rekabetin gelecek günlerde neler getirip neler götüreceğine hep birlikte şahit olacağız.

Bu arada külliyen mobil hale gelen gençlerin marka sadakatine gelince: Gördüğüm tek şey sadakatsizlikleri. Sadık oldukları tek şey bedava kampanya takipçiliği. Gençler neredeyse tüm operatörlerin kartlarına sahip. Hangisi bedava kampanya yapıyorsa o kartla konuşmaya ya da mesajlaşmaya başlıyorlar. Demem o ki, rekabet fiyatlandırma aşamasına geldiğinde kazanan müşteri olursa da sonrasında ürün ya da hizmet kalitesine ne olur, ona da çok dikkat etmek gerek. Kasımda iri taşlar yerine oturduğunda bedava kampanyalar elbette durulacak. İşte o zaman ürün ve hizmetteki kalite beklentisi artacak. Numaranızı değiştirmeden bütün bu bileşenleri bir kez daha düşünün derim.

Nazlı ile İzzet, en baba sponsorlukta ne yapıyor?

Bir anda tüm açıkhava mecrası Nazlı ile İzzet Tenretnioğlu'nun memnun mesut gülüşleriyle doldu. Aslında dolması da iyi oldu, çünkü panoyu alışılagelmişin üstünde sık ve küçük harflerle dolduran küçük yazıları bir kerede okumak mümkün değil. Kaçırdığınızı ya da okuyamadığınızı bir sonraki caddede tamamlayabiliyorsunuz. Okuyamadınız mı? Bir sonraki caddedeki panolar sizi bekliyor. Benim gibi 'bu nasıl soyadı' diye ilk keresinde zorlandığınızı varsayıyorum. Dikkatli bakınca internetin tersten yazılışına bir 'oğlu' eklendiğini görüp, akıllıca diyorum. Açıkhava uygulamalarında dikkat edilen kural az yazı, bol görseldir. Örneğini dünyada da pek göremeyeceğimiz bu görsel uygulama TTNET'in yeni reklam kampanyası Nazlı ile İzzet Tenretnioğlu (Gülse Birsel-Özkan Uğur) ikilisinin takdimi. Konu özellikle Gülse Birsel olunca okumak istiyor insan. Ama önünden gelip geçerken henüz yazının tamamını okumayı başaramadım.

Ali Taran Creative Workshop (ATCW), ünlü kullanımını seven bir ajans. Markaların mesajlarını sevilen ünlülerin ağzından söyletmek ajansın işini daha da kolaylaştırıyor. ATCW, Türk Telekom reklamlarında Cem Yılmaz'ı kurumun kampanyalarını duyuran yüzü, sesi ve de çizgisi olarak hâlâ kullanıyor.

Şimdilerde ekranlarda dönen ve 'Bir Ana Sponsor' reklam filminin devamı niteliğindeki 'En Baba Sponsorluk' reklam filminde de bir anlamda ünlü kullanımı yapılmış. Ben, Euro 2008 döneminde pek çok sponsor arasından sıyrılmayı başaran anneli filmi çok beğenmiştim. Ancak Ermenistan-Türkiye maçı öncesinde Millilerimize moral vermesi için tasarlanan bu 'babalı' filmi ilki kadar samimi bulmadım. Şimdi merakla, analar ve de babalardan sonra kardeşler ve halalar da gelecek mi diye bekliyor insan. Bir de ara sıra evden çıkıp şu Tenretnioğlu ikilisinin açıkhava uygulamasının okunup okunamadığına baksa işin reklamcıları diyorum...

Kadınları bilirdik ama erkekler de alışveriş tutkunuymuş


Biliyorum başlık biraz iddialı. Evet, bir kez daha tekrarlıyorum; erkekler kadınlardan daha çok 'internette' alışveriş yapmaya meraklıymış. Bakınız hepsiburada.com'a göre erkeklerin 'online alışveriş karnesi: En fazla sipariş İstanbul'dan geliyormuş ama Anadolu'dan gelen siparişler aradaki farkı kapatmak üzere çok hızla artıyormuş. İstanbul'u sırasıyla Ankara, İzmir, Muğla, Antalya ve Bursa takip ediyormuş. Online alışveriş yapanların yüzde 75'i erkekler, yüzde 25'i kadınlarmış. Kadınlar alışverişteki birinciliklerini yitiriyorlar diye üzülmesin, son günlerde kozmetik ve teknoloji ürünlerindeki artışa bakıldığında hemcinslerimin de alışveriş yarışından çekilmedikleri görülüyormuş. Haydi hanımlar internet başına!