Metni Büyüt Metni Küçült
23 Eylül 2008

Su katılmamış denetimsizlikleri ile B.Çoşkun, M.Kırıkkanat, İ.Selçuk...

Bi BekirCoşkun’un, bi MineKırıkkanat’ın, bi İlhanSelçuk’un su katılmamış denetimsizliğiyle, hürmetsizliğiyle, kaygısızlığıyla, saygısızlığıyla hangi birimiz yazabiliyoruz ki?
Beraber rezil olduk biz bu yollarda
Baktım pazar günü ‘Yazarımız Cengiz Çandar, Abdullah Gül’le Amerika gezisinde olduğundan’-İçim cızbız (bi köfte çeşidi) etti yine kıskançlıktan.

Bir kere ama 1 kere, şu köşemde ‘Yazarımız ruhsal zatülcenp geçirdiğinden’ ya da başka bir açıklama/mazeret/ağırlama görmedim göremedim. Yıl akşam oldu.
Bir yandan da insanoğlu nankör bir kuştur: Hayatın boyunca olduğun gibi kabul edilmek istersin. (Mesela: ben) Sonra, olduğun gibi kabul edilince en nihayet; bakarsın, bunu da istemezsin.
İşte havaleler/hafakanlar/karartmalar içinde iptal edince pazar yazımı: aldı mı beni 1-2-3 düşünce? Bi kere şu sonuca vardım: Bu Memleket’te ifade özgürlüğü yalnızca Ulusalcılar’a var! (Kendini ‘sol’, ‘anti-emperyalist’ vesaire şahane zanneden Yeni-Milliyetçi askerden
kalma devletçi+Kemalistelitistlerin kendilerine verdikleri isim.)
Bi BekirCoşkun’un, bi MineKırıkkanat’ın, bi İlhanSelçuk’un su katılmamış denetimsizliğiyle, hürmetsizliğiyle, kaygısızlığıyla, saygısızlığıyla hangi birimiz yazabiliyoruz ki?
‘Sen!’ dediğinizi işitir gibiyim.
Hayır, maalesef. Benim bile bu kutuplaşmadan/kamplaşmadan/mevzileşmeden tırstığım ve iyi-kötü TakımArkadaşım kabul etme zaruretini duyduğum insanlara karşı elimin+kolumun bağlanması/oto-sansür/sırayla sayıyla kendimi tutma anlarım oluyor.
Olmazsa da, pişmanlık anlarım.
Bu Memleket’te harbiden hiç kimsecikler Ulusalcılar kadar ifade özgürlüğünden dere-tepe yararlanıyor diil. Haklarında ifade sınırlarını ihlalden (zira yok Buralarda ifade özgürlüğü filan) dava açılmaması da cabası. (Biz zırt-pırt davalanırken.)
Zira yüce Savcılarımız, Yalçınkayalarımız da aynen bir Coşkun iki Coşkun, bir Kırıkkanat gibi düşünmekte ve eminim, bu yazarlarımızı okurken içlerine sular seller serpilmekte.
Böyle kendi ifade özgürsüzlüğümü düşünürken, bir de onlar yüzünden; Başbakan’ı düşünür buluverdim kendimi.
Adam ve AKP: NE dese takiye, ne yapsa kapatma davası, gizli ajanda, gündem kaydırmaca, yasaklama arzusu, ‘Olmadı, sayın başbakan’ Korosu.
Ne dese kabahat. NE dese!
Bu arada Özkökler filan dere tepe dümdüzzz. Bu İfade Eşitsizliği, bu ‘Size her zırvalama mubah; bana yasaklanma yolları’ hali de harbiden, Haklı 1 İsyan’a, sonra da denetimsiz bir dellenmeye itmiş olabilir Başbakanımız’ı.
(Şimdi yazıyı okumakta olan HassasDanışman A.Beki ‘dellenme’yi acaba beni mahkemeye verip on milyar (eski) isteme vesilesi yapacak mıdır?
Kalbi hun olacak mıdır?
Tamam: son kertede içlerine sindiremiyorlar Karşı Taraf’ın bu sınırsız-sorumsuz ifadeleme özgürlüğünü; ama bu eşitsizlikten bunalıp daralıp ‘Ve dahi duralar’ oluyorlar mı? Oluyorlar.
Bir de tabii bu danışmanlarda, Zahit Akmanlar’da filan gördüğümüz feci bir Kadro Sorunu. Mevcut.
Hep: beraber yürüyüp ıslandığı arkadaşlarını yükseltmek, onlarla çevrili olmak istiyor Başbakan.
Ama bakın Allasen; burnuna kadar olmicak durumlara batmış olduğu anlaşılan, sonra da çıkıp ekranlara ‘Anneciğimin Ramazan günü kalbini kırdılar iftiralarıyla’ diye ağlayan
Zahid Akman.
O; Beyaz’a çıkıp helyum üflemeleri, Petek Dinçöz’le Magazin Efendisi efendisini nikâhlamaları filan:
NEYDİ ALLASEN?
Maalesef ne yolsuzluklara hassasiyette, ne modernist bir muhafazakârlıkta yeterli seviyede değil Başbakanımız’ın Yağmur Arkadaşları. Islanma Çevresi.
Askeriyemiz’in post-moderniteye karşı uyarılarına, Başbakanımız’ın kadrosuna bakınca hak vermiyor değilim.
‘Comfort of Strangers’ yalan tabii.
Ve o Yabancılar, öldürürler zaten o filmde, Venedik’te, o çifti.
Yani Aşinalığın Konforuna sığınma derin arzusunu da şiddetle anlıyorum Başbakan’ın.
Ama artık (korkarım) onun DA Islanma Arkadaşları’nın, Çekirdek Kadrolaması’nın sapır sapır döküldüğünü, anlaması gerekiyor.
Ve 5 vakit namaza durmayanlarla çevirirse kendini, kapısını Başka Ahlakların kadrolarına/insanlarına da açabilirse; çok daha sınıf atlamış bir ülkeye doğru yol alabileceğimizi.
Her anlamda sınıf atlama: ifade özgürlüğünden, paranın yeniden, yeni doğan sınıflara üleştirilmesine. Onların (kendi kendilerine dahi Maneviyat Paravanları’nın ardında, mahcupça gülümseyerek ifadelendiremeseler dahi) asıl misyonu zaten BU- değil mi?

RADİKAL / Perihan Mağden