"Kömür mü, bize ödetilen faturası mı, zehirlediği hava mı, yoksa insan yaşamı mı? "

Çapraz kazıklama
Sanırım en son benim kuşağım, yani 1950’li yıllarda doğanlar çiçeklerin çiçek gibi, evlerin de bin yıldır denenmiş, ne insan derisine, ne eşyalara zaten ne de doğaya zarar veren Arap sabunu koktuğu bir çevrede büyüdü.
Artık çiçekler kokmuyor.
Ama reklamlar aracılığıyla sizlere (bana değil, çünkü zararını biliyorum) evlerinizi, arabalarınızı, çamaşırlarınızı, bedeninizi çiçek ‘gibi’ kokutan kimyasal maddeler satıyorlar. Yalancılığı öylesine ileri götürdüler ki, yediğiniz bisküvilerde peynir değil, ‘aroma’ dedikleri kimyasal peynir kokusu, vanilya değil kimyasal ‘vanilya aroması’ var. Hatta füme diye aldığınız et ürünleri, odun ateşinde tütsülendiği için ‘füme’ olmuyor: Kimyasal ‘aroma’yla fümeleniyor...
***
Çiçekçilerde satılan güller kokmuyor, bildiğiniz gibi.
Ve sizlere yüzünüzü silesiniz, güllacınıza, muhallebinize katasınız diye sattıkları ‘gül suyu’, içine bir damla gül esansı damlatılmış, bol da kimyasal koruyucu basılmış bir karışım. Bir istisnayla: İsparta Gülbirlik, Rosense markasıyla hakiki gülsuyu üretiyor, üstelik sahtesinden daha pahalıya satılmıyor. Ama insanlar, aldıkları ürünlerin üstünde küçücük harflerle yazılı ‘içindekiler’i çoğu kez okumuyorlar.
Okuyup dikkat edenler bile havayı, suyu arıtamayacağımız, restoranda pişirilen sebzeleri üstündeki kimyasallardan biraz olsun gidermek üzere yeniden yıkayamayacağımız için... Ufak ufak zehirlenip gidiyoruz.
Çünkü yediğiniz gıdalara basılan nitratlar, kimyasal aroma ve boyalar iç organlarımızda birikiyor.
Yalan o kadar kallavi ve yaygın ki, kanser olmamak için onu yiyin, bunu yiyin diye öğütlenen diyetlerin hiçbirinde, sebzelerin ve meyvelerin üstüne sıkılan, bazen içine sızan, yıkanarak bile arıtılamayan tarım ilaçlarının ‘kanserojen’ olduğu söylenmiyor.
***
Bazı narenciye bahçelerinde ağaç diplerine toz deterjan serpildiğini biliyor muydunuz? Meyvelerin kolay çürümesini önlüyormuş, ama tüketiciye kanserojen olarak geçiyor, kimin umurunda?
Yalan o kadar kallavi ve dehşetengiz ki, Türkiye’yi zehirleyenler, kullandığı zehrin parasını da zehirlediği kurbanlara ödetiyor!
Nasıl mı?
Örneğin, ‘hava’mıza bakalım: Başta Melih Gökçek’in Ankara’sı, özellikle AKP’li Belediyeler, AKP’lilerin yönettiği devlete doğal gaz borçlarını ödemiyor. Devlet, belediyelerden alamadığı doğal gaz borcunu, yüzde 82’ye varan zamlarla borcunu tahsil edebildiği, zaten faturasını ödemezse doğal gazını kestiği yegâne dürüst müşteri, halkın sırtına bindiriyor. Aynı belediyeler, devlete ödemedikleri borcun parasıyla, çok pahalandığı için doğalgaz kullanamayacak hale gelen halka bedava kömür dağıtıyor. Bu bedava kömür, doğal gazı kullanan kulanmayan herkesin ortak alanı, soluduğu havayı zehirliyor. Egzoz dediğimiz hidrokarbürlerle zaten yeterince kirlenen havayı, ölümcül bir kokteyl haline getiriyor. Çoluk çocuk, gerek akciğer hastalıklarına yol açan, gerekse tüm bağışıklık sistemini çökerten havayı soluyor. Kanser, bütün dünyada olduğundan daha fazla yaygınlaşıyor. Hastaneler dolup taşıyor. Halkın hastanelerde aradığı sağlığın faturası, büyük ölçüde devlete kesiliyor. Devlet de bu faturayı, vergiler ve zamlarla tekrar halka yansıtıyor.
***
Ölümcül bir kısır döngünün, bu örnekten daha açık bir tanımı var mıdır acaba?
Çapraz kazıklama da diyebilirsiniz. Ödemeyenin doğal gaz borcunu üstleniyoruz, borçlunun doğal gaz yerine dağıttığı kömürden zehirleniyoruz, zehirlenmenin sonucu hastalığın faturasını da hastanelerde sürünerek, ölüp kurtuluncaya kadar yine biz ödüyoruz.
Sorarım size, bedava dağıtılan ne?
Kömür mü, bize ödetilen faturası mı, zehirlediği hava mı, yoksa insan yaşamı mı?
Havamızı, suyumuzu, gıdalarımızı zehirleyen çapraz kazıkçılar çok da alaycı: Televizyonlara yine bizim cebimizden reklam verip, sigara dumansız, temiz hava soluduğumuz iddiası, kazığın üstüne ‘tüy’ dikmekten başka ne olabilir?
Tüyle gıdıklayıp kazığı geçirmek, belli ki daha kolay.
Vatan / Mine Kırıkkanat
Yorum Ekle
Yorumlar
Efendim çiviler yerinden öyle bir oynamışkı, ülkenin haline bakın! Havasına suyuna, taşına toprağına diye
şarkılar yapılan memleketimin genel havasına bakın!
Ticari ahlak, Siyasi ahlak,İçtimai ahlak yok olmuş,
yediğimizden içtiğimize kadar, giydiklerimize varıncaya dek, ne hale geldiğimizi, muhterem hanımefendi Mine Kırıkkanat gayet güzel anlatmış.
Sahi bu küreselleşme ve ABD ile AB nin bir çok ülkeler ile Türkiye dahil girift hale gelmesindenmi?
bu yozlaşmaları ülkemizde yaşıyoruz? yoksa ülkemizde
bozulan ve yok olmaya yüz tutmuş genel ahlak çürümüşlüğündenmi kaynaklanıyor? Mine hanımın söylediklerine karşı çıkmak, bahsettiklerini yok varsaymak safdillik olur.
Bu hakikatler ortada dururken, ülkemin % 99 nun müslüman olduğu vurgulanırken, her Cuma namazında;
İmam, Allah'ın; iyiliği güzelliği, akrabaya ve yoksula yardımı emrettiğini, fuhşiyatın ve kötülük yapmayı yasakladığını söyler!
O zaman biz çağdaş medeniyetin neresindeyiz? Ulus olma bilincinin neresindeyiz? millet olarak tüm güzelliklere hangi mesafedeyiz? Siyasi İktidar ve Siyasi heyet bu güzelliklerin neresindedir? Tüm millet olarak herhalde kendimizi iyi bir sorgulamanın arefesine gelmiş durumdayız, İstiklal'den İstikbale
çocuklara torunlara ne bırakacaksak takkeyi önümüze koyup düşünmek zorundayız.
Tespitler ve vurgulamalarınız için saygılar Sn.Mine Kırıkkanat.