Metni Büyüt Metni Küçült
3 Aralık 2008

İsteyenler bana ‘mizah yazarı’ yerine ‘penis yazarı’ da diyebilirler.

"Ben artık kitap kulübü kurmuş ev kadınlarının hoşlanacağı türde veya insanları güldürecek yazılar yazmakla yetinmek istiyorum."
İsteyenler bana ‘mizah yazarı’ yerine ‘penis yazarı’ da diyebilirler. Krizi fırsata çevirmek (hayli mütevazı bir yazı)
Serdar Turgut Akşam


Benim son yıllarım sürekli krizler içinde geçti. Bu nedenden dolayı ne zaman fırsat bulursam, nerede olursam olayım kendimi hemen kendi mikrokozmosumun içine çekerim ve mutlu olacağım bir şeyi mutlaka yaparım

Gerçekten krize düşmüş insanları sinir ettiğine emin olduğum bir tavsiye son zamanlarda çok fazla duyulmaya başladı.

‘Bu durumu fırsata çevirin’ diyorlar. Çok güzel, hayatı yaşama tavsiyeleri veren kitaplara yakışan, konken oynama yerine bir araya geldiklerinde kitap kulübü kuran ev kadınlarının seveceği türden bir kitabın konusu olabilir bu ‘krizi fırsata çevirin’ tavsiyesi...

Olsun böyle de olsa doğru bir tavsiye bu.

Şaşırmayın; ben çifte kişiliğim nedeniyle kızdığım bir şeyin aynı zamanda doğru olduğunu da söyleyebilirim bazen (Unutmayın, hayatını yazarak geçiren her insan bir ölçüde çifte kişilikli olmak zorundadır).

Ekonomik anlamda ne yapılabilir tam bilemiyorum (Gerçi onu da az çok biliyorum. Örneğin; herkes küçülürken büyümeyi hedeflersin, yeni pazarlama tekniklerini kullanıp pazar payını genişletirsin. Ya da zor duruma düşmüş rakiplerinin işini ucuza kapatırsın, kalifiye insanların ücretini düşük tutarak çalıştırırsın. Yani sömürüyü artırırsın falan filan... Ekonomide de bu tavsiyenin doğruluk payı var anlayacağınız) ama benim bu yazıda üzerinde durmak istediğim konu bu değil.

Hayat bir dizi krizler silsilesinden ibaret olduğundan bu tavsiyeyi hayatı iyi yaşamak için de kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Benim son yıllarım sürekli krizler içinde geçti. Bu nedenden dolayı ne zaman fırsat bulursam, nerede olursam olayım kendimi hemen kendi mikrokozmosumun içine çekerim ve mutlu olacağım bir şeyi mutlaka yaparım.

Bu nedenle yanımda sürekli kitaplar taşırım. Kitabı açtığım zaman birkaç satır okumak bile yetebilir geçici huzur bulmama...

Geçtiğimiz üç-dört ayda krizle birlikte tüm dünyanın yükü omuzuma binmiş gibi hissediyordum. Birkaç ay önce krizin insanları nasıl vurmaya başladığını gördüğümde, yeni işten çıkarılmış genç insanların ellerindeki kutularda özel eşyalarını taşıyarak sokaklarda yürüdüğünü gördüğüm gün, Amerika’da bir an, o yükü artık taşıyamayacağımı hissettim. Bu dalga bizi de vuracaktı, ben ve arkadaşlarım yine fırtınada kalacaktık.

2001’de yazarak verdiğim mücadele, ‘kriz yok’ diyen televolecilere karşı yazdığım yazılarda eğitimli, becerili, meslekli, ailesinin geleceği için çalışıp çabalayan insanlar için yazdığım her yazı, benim içimden bir parça götürmüştü. Onlar benim okuyucularım ve arkadaşlarımdı. Birisinin de onların çektiklerini dile getirmesi gerekiyordu. Bu o zaman bir mizah yazarına kalmıştı işte. İsteyenler ‘mizah yazarı’ yerine ‘penis yazarı’ da diyebilirler. (Hatırlamayanlar Hürriyet gazetesinin o yılki arşivlerine internetten ulaşıp yazılara bakabilirler). Krize bakınca ben kendimi ‘Mükemmel Fırtına’ (Perfect Storm) filmindeki dalgaların önünde gibi hissediyordum ve yine 2001’deki türde yazıları yazmak gerekecekti. Artık böyle bir iş için ben yaşlanmış hissediyorum kendimi. Belki de bu sadece bıkkınlıktır.

Ben artık kitap kulübü kurmuş ev kadınlarının hoşlanacağı türde veya insanları güldürecek yazılar yazmakla yetinmek istiyorum.

İşte bütün bunları düşündüğüm o gün omzuma binen yük beni az daha çökertecekti. Ruhum daraldı. Attım kendimi bir bara ve evet o gün şimdilerde kötü ruhlu medyacılar nedeniyle meşhur edilen ‘Jameson on the Rocks’ lafını edip bir duble içtim. İçerken de yine mikrokozmosuma çekildim ve bu yıl ilkokula başlayan oğlumu düşündüm. Etrafımdaki gürültüden ve bana çok anlamsız gelen insanlardan tamamen soyutladım kendimi ve o an bir şeye karar verdim. Yeni yıla girdikten sonra geride bıraktığımız yılı nasıl hatırlayacaksın diye soranlara o okulun ilk gününü anlatacaktım.

Hayatın dalgalarına ve acımasızlığına karşı herkese bir çıpa gerekiyor. Herkese lazım bundan bir tane yoksa dalgalar yer yutar insanı.

Okulun ilk günü, oğlumla arkadaşları ‘Bozkırda yeşil bir yuva, bilgi yuvası’ diye başlayan okul şarkısını ‘Beykoz’da yeşil bir yuva, bilgi yuvası’ şeklinde söyleyince şaşırmış ve bir an kendi ilkokul günlerimizi düşünmüştük (Rana ile ben Ankara TED’liyiz). Sonra da yaşlı gözlerle okuldan çıkıp iyi anne-baba rolümüzü oynamaya devam ettik.

Çok özel bir şey söylemiyorum, her anne ve baba bizim gibi düşünür biliyorum. Ama önemli olan hayattaki önceliklerinizi ayarlamak ve çıpanızı seçip onu bir an önce atmanızdır. Böylece dalgalardan etkilenmezsiniz. Etkilenseniz bile dayanma gücünüz artar.

Dediklerim belki çocukça ama olsun... Çocuk ruhlu olmamın bana hiç zararı olmadı. Daralan ruhlar için ‘tavuk suyuna çorba’ türünde bir yazı oldu, onun da farkındayım ama bu da umurumda değil.

Herkesin felaket tellallığı yaptığı, hemen herkesin birbirine benzeyen kriz analizleri yaptığı bugünlerde birisinin de çıkıp basit, sıradan olanı olabildiğince basit şekilde söylemesi gerekiyordu. Bu yazının da mütevazı amacı bundan ibaret. (Bu arada kriz hakkında farklı bir yorum okumak isteyenler, 2 Aralık tarihli AKŞAM gazetesinin 5. sayfasına bakabilirler. Her durumda mütevazı olacağım diye bir söz vermedim. Katiyen vermem de...)