Metni Büyüt Metni Küçült
4 Aralık 2008

Dumanlı ile gazeteciliğe bakışımız ve analiz ederken kullandığımız yöntemdeki farklılık

"Öncelikle, Tuncay Güney gibi son derece karmaşık bir şahsiyeti analiz ederken, onun her söylediğinin “tümüyle doğru” ya da “tümüyle saçma” kabul edilemeyeceğini belirtmekte fayda var."
Dumanlı ile gazeteciliğe bakışımız ve analiz ederken kullandığımız yöntemdeki farklılık Zaman gazetesine yanıtlar -ikinci bölüm

Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, önceki gün kendisine verdiğimiz yanıt üzerine kaleme aldığı ve dün yayımlanan “Tuncay Güney ve Milliyet Gazetesi” başlıklı ikinci yazısında bana şu soruyu yöneltiyor:
“Tuncay Güney Milliyet için referans mı değil mi?”
Dumanlı, bu soruyu yönelttikten sonra Milliyet’in temel bir çelişki içinde olduğunu ileri sürüyor.
Ona göre, Milliyet bilinçli bir şekilde Güney’in güvenilmez biri olduğunu kanıtlamaya çalışıyor, ancak bir taraftan da Güney’le bağlantılı olarak ortaya çıkan Fethullah Gülen hakkındaki haberleri - Gülen cemaatini zora sokmak için - yayımlamakta tereddüt etmiyor.
Dumanlı, bu durumu bir çelişki olarak görüyor. Onun mantığına göre, Güney’i güvenilir bulmuyorsanız, ama bir taraftan da açıklamalarını yayımlıyorsanız kendinizle çelişkiye düşmüş olursunuz.
* * *
Sorunun özünde galiba, Dumanlı ile gazeteciliğe bakışımız ve olayları analiz ederken kullandığımız yöntemdeki farklılık yatıyor.
Öncelikle, Tuncay Güney gibi son derece karmaşık bir şahsiyeti analiz ederken, onun her söylediğinin “tümüyle doğru” ya da “tümüyle saçma” kabul edilemeyeceğini belirtmekte fayda var.
Tuncay Güney, JİTEM’in önde gelen ismi Veli Küçük ile uzun yıllar boyunca yakın çalışmış, bu bağlantıyı korurken Milliyet, Akşam ve Samanyolu TV gibi pek çok basın kuruluşunda görev yapmış, aynı zamanda MİT’e de muhbirlik yapmış olan biri.
Bu şahıs MİT’in 1997’den sonra kendisiyle resmen irtibatını kesmesinin ardından Küçük’le temasını sürdürmüş, bu arada dolandırıcılık faaliyetlerine karışmış, çalıntı bir otomobili üçüncü bir şahsa satmaya çalışırken gözaltına alınmıştır. Güney, emniyete verdiği ifadesinde Ergenekon organizasyonuyla ilgili önemli ifşaatlarda da bulunmuş, serbest bırakıldıktan sonra ABD’ye gitmiş, bir daha Türkiye’ye dönmemiştir.
Güney, halen sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından açılan dava çerçevesinde İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gıyabında yargılanıyor. Hakkında yakalama emri bulunduğundan Türkiye’ye geldiğinde sınır kapısında hemen tutuklanacak.
* * *
Bu kadar karmaşık bir kişiye kategorik bir şekilde yaklaşamayız. Söylediklerini hem ciddiye almak, hem de şüpheyle yaklaşmak durumundayız.
Şüphecilik gazeteciliğin olmazsa olmazıdır. Milliyet olarak Tuncay Güney’e bu çerçevede yaklaştık. Hahamlık iddiasında sahtekârlık yaptığından şüphe ettik ve sonuçta yalan söylediğini kamuoyuna teşhir ettik.
Bu çerçevede Dumanlı’nın yazısında bana yönelttiği suçlamalara şu yanıtları verebilirim:

1- Tuncay Güney’in 72 milyonun gözünün içine baka baka söylediği haham olduğu yalanını ortaya çıkartmak bir gazetecilik görevidir.

2- Tuncay Güney’i çürüterek Ergenekon’u boşluğa itmek gibi bir çaba içinde olduğumuz iddiasını reddediyorum. Ergenekon’u boşluğa itebilir kaygısıyla Güney’in dezenformasyonunu görmezden mi gelmemiz gerekiyordu?

3- Ergenekon’da işin sonuna kadar götürülmesini savunuyoruz. Bu konuda en titiz gazetecilik çalışmalarından biri Milliyet’te 20-25 Temmuz tarihleri arasında yayımlanan, Tolga Şardan ve Gökçer Tahincioğlu imzalı yazı dizisidir. Dizinin editörlüğünü büyük bir gazetecilik heyecanı duyarak ve çok şey öğrenerek bizzat ben yaptım. İddia ediyorum, Türk basınında Ergenekon üzerine yapılmış en mükemmel çalışmalardan biridir. Tek bir tekzip almadığı için diğer Ergenekon dizilerinin çoğundan farklıdır.

4- Tuncay Güney’in 2001 yılındaki polise verdiği ifadede Ergenekon organizasyonunu ifşa etmesi üzerine başlatılan soruşturmanın o dönemde hasır altı edilmesinin öyküsünü anlatan Belma Akçura’nın yazı dizisi Milliyet’te geçen ağustos ayında yayımlandı. Akçura’nın bu örnek yazı dizisinin Zaman gazetesi tarafından da geniş bir şekilde iktibas edildiğini hatırlıyorum.

5- Ergenekon’un üzerine gidilmesini savunmamız, bu soruşturma sürecinde yapılan hukuken problemli uygulamaları, örneğin dinlenen telefon kayıtlarının özel hayata ilişkin bölümlerinin kamuoyuna açıklanmasının yanlışlığını gündeme getirip eleştirmekten bizi alıkoyamaz. İkisini birlikte yapacağız. Avrupa Birliği’nin İlerleme Raporu ve son olarak Avrupa Parlamentosu karar tasarısı taslağında da Ergenekon soruşturmasında adil yargılanma hakkının yeterince gözetilmediği hususunda soru işaretlerine yer verilmiştir. Ergenekon’u asıl boşluğa itecek olan, bu tür hukuken tartışmalı uygulamalardır. Bunlara işaret etmek de gazetecilik görevidir.

6- Dumanlı, kendisinin bana yönelttiği en ağır eleştiriyi cevapsız bıraktığımı söylüyor. Konu şu: Cumhuriyet gazetesi, geçen cuma günü eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın “Emniyet’te yalnızca devlete değil, Fethullahçılara da çalışan bir yapılanma var” başlıklı bir mülakatını yayımlamıştı. Milliyet, ertesi gün bu mülakatı alıntıladı. İlginçtir ki, Yılmaz daha sonra Zaman gazetesine bu açıklamasını tekzip etti, ancak Cumhuriyet gazetesine bir tekzip göndermedi. Aksine, aynı akşam Kanal D’ye çıkarak “Emniyet teşkilatı içinde kendi başına hareket eden bir oluşumdan” da söz etti. “Fethullahçılar olabilir mi?” sorusuna da “F tipi yapılanma diye adlandırılan gruplar söz konusu olabilir” yanıtını verdi. Yılmaz, bu sözleriyle herhalde Cumhuriyet’e verdiği mülakatın arkasında durmuş oluyor.

7- Dumanlı’nın bu sorusuna ileri sürdüğü gibi kayıtsız kalmış değilim. Salı günü çıkan yazımda yer kalmadığı için bu konudaki suçlamasına yanıt verememiştim. Şimdi veriyorum. Yılmaz’ın Kanal D’ye mülakatının tam metninin deşifresini ve videosunu bugün milliyet.com.tr adresindeki web sitemizde yayımlıyoruz. İsteyen okurlarımız izleyebilirler.

8- Avrupa Parlamentosu üyesi Hannes Swoboda konusuna gelince, evet bu konuda yayımladığımız haber tekzip aldı. Hiçbir kompleks duymadan Swoboda’nın tekzibini birinci sayfamızdan yayımladık. Hatalarımızı gizlemiyoruz, aksine onların üzerine gidiyoruz. İlginçtir ki, kendileriyle ilgili bir mevzu olmadığı halde Zaman gazetesi de bu tekzibi birinci sayfasından yayımladı. Bizim Zaman’la ilgili böyle bir çabamız yok oysa...Bundan Milliyet’le ilgili bir takıntının olduğuna mı hükmetmeliyiz?

9- Milliyet’in haberleriyle bu kadar yakından ilgilenilmesi, bizleri de Zaman gazetesindeki problemli konularla yakından ilgilenmeye teşvik ediyor. Burada uzun bir liste yapabilmek mümkün. Benim favoriler listemde, bir ilanda evrim teorisini anlatan karikatürdeki maymunun silinmesi, bir başka ilanda kolu açık kadınların kollarının bilgisayar teknikleriyle örtülmesi, spor sayfalarında çıkan fotoğraflarda kadın sporcuların bacaklarının gözükmemesi için yalnızca belden yukarılarının gösterilmesi aklıma ilk gelenler.

10- Bunları bir tarafa bırakalım. Kimse kendisini Türk basınının yüksek fetva makamı yerine koymasın. Yaşı küçük bir kıza “cinsel tacizle” suçlanan Hüseyin Üzmez’in Türk toplumunda infial yaratan durumunu gazete içinde tek paragraflık haberlerle geçiştirip, birinci sayfasında görmezden gelenlerden alacak gazetecilik dersimiz yok. Önce Hüseyin Üzmez haberlerini cesur bir şekilde verin, ondan sonra başka gazetelerin haberlerine laf edin. Cesaret konusunda bakın, Yeni Şafak’tan öğreneceğiniz çok şey var.

İŞTE MESUT YILMAZ'IN AÇIKLAMASI

YILMAZ: Geçmişte özellilik Milli İstihbarat Teşkilatı içinde amaçlara yönelik bir yapılanma olduğunu ben belirledim başbakan olduktan sonra bununla ilgili kurum içinde düzenlemeleri yaptım. Personel değişikliklerini gerçekleştirdim ama görüyorum ki bunun izleri hala devam ediyor yani bu kurum devletin kara kutusu olabilecek bir kurum İstihbarat Teşkilatı adeta bu olayların ortaya çıkmasına yardımcı olmak yerine bu olayların tam olarak ortaya çıkması konusunda endişe duyar bir konumda ve bu konuda da yargıya yardımcı olmak konusunda adeta bilinçli olarak uzak duruluyor.
Kaldı ki buna ilave başka bir endişem daha var Emniyet Teşkilatında bu kurumun asli amacına yani devlete kanunlar çerçevesinde hizmet eden bir kuruma başka amaçlara veya siyasi amaçlara başka grupların veya siyasi grupların amaçlarına uygun hizmet eden bir yapıya kaydığı konusunda çok ciddi iddialar söz konusu. Bu kurumlar bu tür bir yapıdan kurtarılmadıkça kendi içlerinde bu yapıdan kurtarılmadıkça siyasi münazaralardan tamamen arınmış hala tamamen gelmedikçe ben ne bu derin devletle olan hesaplaşmanın olumlu süreceğine inanıyorum ne de gelecek benzer bir olayın ortaya çıkmasının önlenebileceğine inanıyorum...

SORU: Emniyette şu an siz nasıl bir yapılanma tespit ettiniz illegal bir yapılanma mı var emniyette?
YILMAZ: Şimdi belli kurumların bunlar Emniyettir, Silahlı Kuvvetlerdir, İstihbarat Teşkilatıdır. Belli bir siyasi amaca belli bir siyasi gruba hatta siyasi iktidara hizmet eden kurumlar değil devlete doğrudan doğruya hizmet eden kurumlar halinde faaliyet göstermesi lazım. Siyasi iktidarında bu yapılanmayı sağlamak söz konusu ama bir takım olayları gözlediğimiz zaman bir takım ortaya atılan bilgilere itibar ettiğimiz zaman bunun böyle cereyan etmediğini görüyoruz maalesef belli grupların belli siyasi amaçların

SORU: Grup derken kimi kast ediyorsunuz?
YILMAZ: Belli şeyler söz konusu olabilir belli yapılanmalar söz konusu olabilir. Kendi açısından belli amaçlar güden gruplar söz konusu olabilir.

SORU: Fethullah Gülen grubu olabilir mi?
YILMAZ: F tipi yapılanma diye adlandırılan gruplar söz konusu olabilir. Bu iddialar, bu kurumların devlete hizmet eden gruplar olma imajından uzaklaşmasına neden oluyor. Bu imaj sağlanmadan da bu kurumların asli görevini yerine getirmeleri mümkün olamaz. İşte Hrant Dink olayında görüyoruz. İstihbarat da çok ciddi ihmaller çok ciddi kusurlar söz konusu oldu ve bu yüzden önlene bilecek bir cinayetin önlenememesi söz konusu oldu. Velhasıl Türkiye eğer derin devlet olayını batı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi tümüyle ortadan kaldırmak istiyorsa İstihbarat kurumlarında Emniyette güvenlikle ilgili kurumlarda siyasi münazaraları dışarıda bırakan tamamen kendi amaçlarına odaklanan devlete hizmet eden bir yapılanmayı gerçekleştirmek zorunda.
Bu konuda da tabi esas sorumluluk hükümete düşüyor. Hükümetin bu sorumluluğunun bilincinde olduğundan çok ciddi kuşkum var.

SORU: Silahlı kuvvetler örnek olabilir mi bu yapılanmaya? Biraz daha siyasetin dışında gibi bir imajı var. Daha devletçi gibi…
YILMAZ: Eğer Emniyette MİT gibi diğer güvenlikle ilgili kurumlar tamamen devlete hizmet eder bir hale getirilmedikçe bunlarla Silahlı Kuvvetler özellikle jandarma arasında çok iyi bir koordinasyon sağlanmadıkça, yani devleti hizmete esas alan bir koordinasyon sağlanmadıkça bence bu sıkıntıları yaşamaya devam edeceğiz...

SORU: Siz nasıl bir yapılanma tespit etmiştiniz MİT'te? Çiller dönemiyle ilgili...
YILMAZ: Ben o zaman bunu kamuoyuyla paylaştım o zaman da bunun gereğini yaptık. Kontur terör grubu adı altında bir farklı yapılanma söz konusuydu, amacından farklı kullanılan bir yapı söz konusuydu. Onu tasfiye ettik onunla ilgili elemanları pasifize ettik ve MİT’in tam bir devlet kurumu olarak faaliyet göstermesini sağlayacak hale geldik. MİT’in kendisinde olan tüm bilgileri ama MİT’in tam olarak bilgileri amiri konumda olan benimle Başbakan’la tam olarak paylaştığını hiçbir zaman söyleyemem.

SORU: Bu durum hala devam ediyor yani. Siz bu duruma savaş açmış olmanıza rağmen kıramadınız bu durumu.
YILMAZ: Bu durumun devam etmesinin ötesinde bu durumun giderek daha da kangrenleştiği endişesini taşıyorum ve derin devlet kurumlarına da sirayet ettiği endişesini taşıyorum. Bir İstihbarat Teşkilatında görev yapan bir insanın daha sonra o İstihbarat kurumundaki belgeleri kendi özel arşivi gibi dışarıya götürmesinde internetten yayın yapmasında vesaire ben dünyadaki örneklerine tamamen aykırı bir durumun söz konusu olduğunu düşünüyorum. Hiçbir istihbarat örgütünde de böyle bir durumun yaşanmaması gerektiğini düşünüyorum. Velhasıl bence şu anda Türkiye maalesef bu mücadelesinde ümit verici değil tersine ümit kırıcı asıl hedeften uzaklaşan bir bilgi kaosu içerisinde bulunan bir ülke konumunda.

SORU: Bir iç çekişme mi var MİT'te? Yani Ergenekon bunu mu su yüzüne çıkardı? Bazı grupların kavgası var gibi duruyor. Hani herkes kafasına göre hareket ediyor gibi bir durum var.
YILMAZ: Yani bu bir sır değil artık bu herkesin bildiği bir sır veya yargıya bile intikal etti. Biliyorsunuz bu gün kurumla kişiler arasında bir dava söz konusu bugün yargılama hala devam ediyor. İşler bu duruma gelmişse bu hesaplaşmanın önce bu kurumların içyapısından başlaması gerekir. Bu kurumlar kendi içyapılarında bu hesaplaşmalardan kurtulmadıkça bu iç kavgalarından arıtılmadıkça daha genişletiyorum iç politikalarla bağlantılı çalışmaktan kurtarılmadıkça bu mücadeleden de netice alınmaz.

SORU: Bu dönemde bu illegal yapılanmanın başında kim vardı sizin tespit ettiğiniz? Mehmet Eymür’ü söyleyebilir miyiz?
YILMAZ: İsim vermek durumunda değilim ama şimdi Türkiye hukuk devleti olarak bugün kendi içindeki kendi bünyesindeki hukuk dışı bir takım işlerle hesaplaşma konumuna gelmişse burada sadece bu suç sayılan eylemleri bizzat gerçekleştiren değil onların faaliyetlerinden zamanında bilgisi olan bunları kollayan gizleyen bunların faaliyetlerinin yargıya intikalinin engelleyen herkesin sorumlu olması gerekir.

SORU: Ergenekon Susurluk’un devamı dediniz peki bu tablo da sizce bu dava sonuçlanırsa bile amacına ulaşacak mı Türkiye’de?
YILMAZ: Ben bu süreç içerisinde bu davanın amacına ulaşamayacağını iddia ediyorum. Amacına ulaşacak biçimden uzak olarak yürütüldüğünü söylüyorum. Alakasız kişilerin alakasız olayların bu davaya alet edilmesi suretiyle adeta asil faillerin himaye edildiği düşüncesindeyim. İkincisi kurumların bu konuda yargıya hiç yardımcı olmadığı düşüncesindeyim. Eğer devletin kara kutusu olabilecek kurumlar ellerindeki bütün verileri bu olayı ortaya çıkarmaya çalışan bu olayı aydınlatmaya çalışan yargıyla paylaşsalar eminim ki olaylar ve sorumlular kısa sürede ortaya çıkar. Bu bilgi karmaşası ortadan kalkar millette bilmece çözmekten kurtulur hükümetin evvela gölge etmemesi lazım yani siyasi amaçlı yapılanmalara itibar etmemesi lazım. Bunlara yönelmemsi lazım ben özellikle emniyette bunun tersinin yapıldığına düşünüyorum.

SORU: Hükümet eliyle bir takım siyasal oluşumlar destekleniyor mu?
YILMAZ: Evet…

Milliyet / Sedat Ergin

Yorum Ekle

Yorumlar

0 (+) İyi yorum (-) Kötü yorum
abdulmelikhankendi | 4 Aralık 2008 11:09
Bu konular ile belki şahsım olarak 50 adet yorum yaparak, Tuncay Güney, Zaman ve yayın politikaları ile vurgulamalar yaptım. Tuncay Güney denilen kişi ile dirsek teması yapıp çalışan insanların bizlerden daha iyi Tuncay Güney'le ilgili, kişiliği ve saplantıları ile ilgili, kişilik bozuklukları ile ilgili görüş serdetmeleri lazım. Ekrem Dumanlı, adı malum bir Gazetenin ve o Gazetenin malum yayın politikasının bir sözcüsü olarak farklı kanaldan farklı dilden alışık olunmayan şekilde garip yazılar yazmaya, oda Bay Özkök gibi gündemde olmaya devam ediyor.

Peki Sedat Bey ve Dumanlı dışında bize yansıdığı kadarı ile Tuncay Güney'i biz nasıl algıladık? Tv kanallarındaki yaptığı söyleşiler, dengesi bozulmuş hali ve psikolojik bozukluğu her halinden belli olan bu kişinin beyanları, var olduğu iddia edilen belgeleri üzerine Cumhuriyet tarihi boyunca hiç görülmemiş şekilde 2555 sayfa iddianame yazılarak,bütün hukukcuları ve içeriği açısından çok şey ifade etmeyen değme hukukcuları dahi hayretler içinde bırakan, adına Ergenekon davası denilen Ümraniye soruşturmasına iddianame yazılmıştır.

Bu iddianame yazılmadan ne ile suçlandığını bilmeden,
soruşturma kapsamında bir yığın kendi dalında toplum tarafından bilinen saygın kişler göz altına alınmış, ve sonra tutuklanarak Ceza evine gönderilmiştir.

Tutuklu bulunanların bir kısmının daha ek iddianamesi dahi yazılmamış, Hukuk adına Hukuksuzluk yapılmaya devam edilmiştir.

Tuncay Güney kimdir? Mit'cimidir? Gazeteci'midir? yoksa Uluslar arası bir Ajan'mıdır? yoksa kullanılan bir Piyon'mudur? bunun irdelenmesi ve açığa çıkması lazımdır! Her şeye rağmen Adalet Mülkün temelidir diyoruz ve Türk yargısına güveniyoruz. Yoksa bu yazmalar yazılar Zaman, Millyet tartışması havanda su döğmekten ileri gitmez.