"Onun ailesi böyle benim ailem de böyleydi işte... Ayakta soldan ikinci annemdir, sağ altta bacak bacak üstüne atmış sigarası elinde elegan kadın da babaannem."
E peki tamam da şimdi ne yapacağız
Serdar Turgut Akşam
Ertuğrul Özkök aile büyüklerinin fotoğrafıyla da süslediği nefis bir yazı yazdı önceki gün. (Şahsileştirilmiş denemeleri (Personal essay) zaten beğenirim. Bir de bu yazı türü içinde kalıp siyasi analiz yapılırsa daha da çok takdir ederim). Aile büyükleri arasında çarşaflı kadınlar da olduğundan bu Türkiye gerçeğinin fotoğrafı olarak yorumlanıp, çok ses getirdi.
Yazının yayınlandığı akşam Star televizyonu haberlerinde bu yazı çok övüldü. Hatta Uğur Dündar kendi aile albümünde de çarşaflı kadınlar bulunduğundan bahsetti.
O fotoğraf tabii ki Türkiye gerçeğinin fotoğrafı olabilir, buna hiçbir itirazım yok ama o gerçeğin sadece bir kısmını oluşturuyor. Fakat bir de benim gerçeğim var. Herkes kendi aile albümüne baktığı için ben de kendi aile albümümü inceledim. Ama ne yazık ki çarşaflı, kafası örtülü kadınlar göremedim.
Ne yazık ki diyorum, çünkü Deniz Baykal açılımından ve Ertuğrul Özkök’ün duygulu yazısından sonra neredeyse ailede çarşaflı kadın fotoğrafı bulunmaması insanı sanki kendisinde bir eksiklik varmış, sanki bir şeyleri yanlış yapmış gibi hissettiriyordu.
Onun ailesi böyle benim ailem de böyleydi işte... Ayakta soldan ikinci annemdir, sağ altta bacak bacak üstüne atmış sigarası elinde elegan kadın da babaannem. Babaannemin annesine kadar gidersem bir aşamada tabii ki çarşaflı kadınlar bulabilirim ama bunun anlamı ne olacak bilemiyorum.
Bizim ailemiz de Türkiye’nin bir gerçeğidir. Bize benzeyen çok aile var Türkiye’de. Ertuğrul Özkök’ün de ailesine benzeyen aile de bol ülkede.
Bu iş siyasi tartışma konusu haline getirilmeden önce yan yana huzurlu bir şekilde yaşayıp gidiyorduk. Bu ülkenin kültür zenginliğinin bir görüntüsü bunlar.
Ben babaannemin şehirli elegan görünümlü ve başı örtülü olmadığı için seviniyorum. Onunla övünüyorum ama bunun da derin felsefi bir anlamı yok benim için. Çarşaflı da olsa onu aynı derecede sevecektim.
Sonuç olarak CHP tabii ki çoktan yapılması gereken bir açılım yaptı. Çok da iyi yaptı. Çünkü bu ülkede benim gibi, bu meselenin fazla anlamı olmadığını düşünenler de var. CHP’nin açılımı en azından bizi rahatlatır.
Bizler ‘Örtünüyor mu örtünmüyor mu?’ tartışmasının dışına çıkmak istiyoruz. Nasıl ki babaannelerimizi nasıl giyindiklerine bakarak değil kalplerine bakarak seviyorsak, hiçbir kadını da nasıl giyindiğine bakarak değerlendirmek istemiyoruz.
Ben bu fotoğrafların yayınlanmasını ‘inanç’ kavramı üzerine bir görüş alışverişinin başlatılması açısından fırsat olarak değerlendiriyorum.
Bakın alışveriş diyorum, tartışma lafını bile kullanmak istemiyorum. Çünkü bu konu polemik haline getirilmemeli. Benim ailemdeki kadınların birçoğu inançlıydı. Özkök’ün ailesinde de durumun böyle olduğuna eminim.
Bu küçük örnek bile Türkiye’de inançlı olmanın kriterinin insanların nasıl göründükleri olmadığını göstermektedir.
Beni ilk duyduğum andan itibaren çok etkilemiş bulunan bir felsefi yorumu size anlatarak bu konuyu şimdilik kapıyorum.
Üniversitede Dinler ve İnanç adlı bir dersimiz vardı. (Queens College, 1970’ler) Dersi veren hoca teolog ve felsefeciydi. Bir gün salona kurdurduğu ekrana bir resim koydurdu. Resimde uzayın derinliğinde bakılınca milyonlarca parıldayan yıldız görünüyordu.
Biraz da bizleri provoke etmek için “Bakın çocuklar, bu bakış açısı evrenin derinliklerindeki Yaradanımızın evreni nasıl gördüğünün resmidir. Yani bu Tanrı’nın bakış açısının fotoğrafıdır” dedi. İlgimizi hemen çekmeyi başarmıştı.
Sonra da o kadar parıltı arasında biraz da sararmış ışık saçmakta olan bir yıldızı göstererek, ‘Bu da şimdi üstünde bulunduğumuz dünyadır’ dedi.
‘Şimdi soruyorum; siz de üstünde düşünün, sonra tartışalım’ diyerek şöyle sürdürdü sözlerini: “Bu evreni yaratmış bu muhteşem görünümü kurmuş YARADAN sizce bütün bunlar arasından sadece bir tek yıldızı seçip orada bazı özel kurallar koymuş ve insanların kendisinin adını kullanarak birbirlerine kötülük yapmalarına izin vermiş olabilir mi? Bu büyük kurguyu kuran bir güç böyle önemsiz bir iş için uğraşır mı sizce? Bunu düşünün, sonra tartışalım”.
Ben aradan neredeyse 40 yıl geçti, hâlâ düşünürüm hâlâ da bir cevap bulamadım. Soru etkileyiciydi ve ben cevap bulma serüvenimden de çok etkilendim.
Teorik fiziğe bu yüzden merak salmıştım. Özkök’ün aile fotoğrafı ve benim kendi aile albümüm bana bu hatıramı ve büyük ihtimalle kesin cevabı bulunmayacak olan o soruya yıllardır cevap bulma mücadelemi hatırlattı.
Yorum Ekle
Yorumlar
Şimdi birader.. Bak Serdar'cım, güzelim, bebeğim.. 2 ay önce ERTUĞRUL ŞAŞIRMIŞ diye yazı yazdın sen. ERTUGRUL ÖZKÖK'Ü AÇIKÇA TEHDİT ETTİ diye haberler çıktı. Diyordun ki:
"..Bir insanın kendisini tanımlamak için uydurulmuş bir rumuzun tanımladığı insanın aslında var olmadığı gibi abuk bir işe kalkışması için ya gerçekten vahim bir kişilik bölünmesine uğraması gerekir ya da literatüre ciddi bir katkı yapmayı gerçekten kafaya koymuş olması.
Herkes kayıtlardaki V.D.’yi E.Ö. diye okumakta olduğu bir gün girişilen bu girişim, gerçekten yazın tarihine geçecek kadar müthiş bir fantastik eylem.
Mesele burada kalsa iyi de Türkiye tarihinin en büyük ayıplarından bir tanesini Pamukbank’a el konulması işlemini, sorumlu oyuncuların tam göbeğinde bulunan bir kişinin rumuzlar gerçek insanları ifade etmiyor diyerek boşlamaya kalkışması ayıp değil mi? Bu okuyucunun zekâsını küçümsemek değil mi, saygısızlık değil mi?
Zaten kimse rumuzların gerçek isimler olduğunu düşünmüyordu. Rumuz işte bu ne ifade ediyorsa odur. Siz V.D.’yi E.Ö. olarak, A.V.’yi ise T.K. (Teoman Kerman) olarak okuyun bence her şey çok daha ilginç olacak, gerçeğe çok daha yaklaşılacak. Belki Hürriyet Yayın Yönetmeni’nin hafızası da daha iyi çalışmaya başlar bu ipucundan sonra.
Sonra isterse o günleri çok daha derinden tartışabiliriz ama uyarıyorum fazla ‘yalan’ filan demeye kalkışırsa bizzat benim şahit olduğum olayları da anlatmaya başlarım. Son günlerde anlatılanları Hürriyet içinde herkes zaten biliyordu, onlara hiçbir şey sürpriz olarak gelmedi. Onlara güzel gelen Pamukbank’a el konulması haberini Aydın Doğan’a haber vermek için ‘Ben yalakalığımı yapayım da’ diye ifade edebilecek tek insanın, o üslubun kime ait olduğunu da herkes biliyor zaten tamam mı E.Ö.?"
Hadi link'ini de koyayım : http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=126754,4