Metni Büyüt Metni Küçült
7 Ocak 2009

Günün sorusu: Ertuğrul Özkök ayrılırsa Hürriyet tiraj kaybeder mi?

Sanırım medya sektörüne yabancı olan Sabah’ın üst yöneticilerini birileri “gelenek melenek, gazetecilik, özgürlük, demokrasi” falan deyip yanıltıyor!
Günün sorusu: Ertuğrul Özkök ayrılırsa Hürriyet tiraj kaybeder mi? Özeleştiri ve fazla demokrasi gazete markasını bozar
Ali Atıf Bir Bugün


Düşünün Coca-Cola’nın, İş Bankası’nın, Sony’nin, Eti’nin, Ülker’in, Pınar’ın CEO’su ya da Genel Müdür’ü işten ayrılmış, daha sonra müşterilerine oturmuş mektup yazıyor:

“Değerli müşterilerim ayrılık zamanı geldi... Memur bir CEO olmayı istemediğim için istifa ediyorum...”

Hangi marka böyle bir şeye izin verir? Ya da bu şirketlerin bölüm şeflerinden birinin sürekli müşterilere şöyle mektuplar yazdığını düşünün:

“Ben onlara söylüyorum... Doğru dürüst işlerini yapmıyorlar, yanlı davranıyorlar. Olacak iş değil...” Hangi şirket bir çalışanının bu şekilde itibarına gölge düşürecek açıklama yapmasına (ya da Mehmet Barlas’ın deyimiyle özeleştiri yapmasına) izin verir! Hiçbir şirket! Hiçbir şirket markasını göz göre müşterilerinin önünde küçük düşürtmez! Düşürtmemeli de...

Sanırım medya sektörüne yabancı olan Sabah’ın üst yöneticilerini birileri “gelenek melenek, gazetecilik, özgürlük, demokrasi” falan deyip yanıltıyor! Hiçbir köşe yazarı, hiçbir genel yayın yönetmeni bir gazete markasının önüne geçemez, geçmemeli de... (Eğer böyle bir şey olduğunu algılarsa yayın sahibi hemen müdahale etmeli çünkü sonunda gazete onun! Hürriyet-Ertuğrul Özkök dengesine bir dikkat edin bakalım... Hangi marka önde? Ertuğrul Özkök ayrılırsa Hürriyet tiraj kaybeder mi? Çaktınız mı durumu?)

Hıncal Uluç’u çok severim, çok da sayarım ama bir yazarın on beş yirmi gün eski yazılarının yayınlanması hem okuyucusuna saygısızlık hem de gazete yönetiminin bir türbülansa girdiğinin göstergesi (Daha önce de olmuştu ama hiç bu kadar uzun sürmemişti.)

Eğer “Bir yazar ayrıldı galiba” düşüncesiyle koca bir gazete yığınıyla tiraj kaybedecekse ortada gazete markası falan yok sadece o yazar var demektir. Genel Yayın Yönetmeni’nin en önemli görevi bir yazarı diğeriyle fark ettirmeden değiştirip gazete markasının özünü-ruhunu korumaktır. Hıncal Uluç doğru kullanılırsa bir gazete için önemli “değer” ama Sabah, Hıncal Uluç demek değil...

Sabah gerçekten hâlâ çok iş yapacak çok büyük, çok sağlam bir marka... Doğru ellerde yöneltilmezse, bu tür hatalar yapılmaya devam ederse Turgay Ciner’in yeni gazetesi Sabah’ın okur mirası üzerine oturmaya hazırlanıyor ona göre...

Bu arada Şubat’ta çıkması planlanan Habertürk başarılı olabilir mi bir bakalım isterseniz... Biliyorum, daha önce bakmıştım ama şartlar değişti... Krizde her şey değişti... Yeni bir dünya kuruluyor. Gazete sayfaları eşitleniyor... Artık herkes yirmi-yirmi beş bilemediniz otuz sayfa... İyi olan kazanacak... Bekleyin...

Kriz planın yoksa harakiri kaçınılmaz

Doğal Gaz Müdürü Veysel Karani resmen şey yoluna istifa etti... Karani’yi istifaya getiren olaydan ne büyük iletişim dersleri çıkar bir bilseniz...

Türkiye gibi bir “ihmal” toplumunda (daha yılbaşından bir hafta önce aynı günde 7 kişi sobadan çıkan gazdan zehirlemişti de, haberlerde görüp önemsememiştik!) sen başkentin “doğal gaz” tesisinden sorumlu şirket olacaksın da bir “kriz planın” olmayacak... Bodoslamadan, tıraşsız-kravatsız, hangi soruya ne yanıt vereceğini çalışmadan, alacaksın eline bir boruyu ve kendini “aslanların” önüne atacaksın...

Ve de seni aslanlar o gün parçalayacak...

Veysel Karani, benim, bırakın yeni mezunu ikinci sınıftaki bir öğrencime bile sorsaydı ona bir kriz esnasında nasıl davranması, nasıl iletişim kurması, nasıl bir basın toplantısı yapması, hangi sözcükleri kullanıp hangi sözcükleri kullanmaması gerektiğini beş dakikada anlatırdı... Günümüzde birçok devlet yöneticisinin ya da şirket patronunun Veysel Karani’den farkı yok...

Medya önünde nasıl konuşacaklarını bilmedikleri gibi, bir kriz anında medya ile iletişim kurmak zorunda olacaklarının bile farkında değiller. Hatta şu anda bazıları, ekonomik kriz nedeniyle, işi sadece “ürün haberi” çıkartmak sandıkları halkla ilişkilercilerinin işine son vermek üzereler...

Oysa hangi iletişim riskleri altında olduklarını hesaplamayı bilseler, emin olun aynı anda üç halkla ilişkiler firmasıyla birlikte çalışırlar... Bana inanmayan gitsin Veysel Karani’ye sorsun... Yaşadıklarından aldıkları derslerle 31 Aralık 2008’e dönmesi mümkün olsa sizce kaç halkla ilişkiler şirketinden hizmet alırdı?

Çekirgelik

“Bilmek yeterli değildir; uygulamalıyız... İstemek yeterli değildir; yapmalıyız...” (Goethe)

Yorum Ekle

Yorumlar

Tam bilen | 7 Ocak 2009 16:42
Özkök giderse, yerine gerçek yönetmen gelirse Hürriyet uçar....Patronu Aydın Doğan değil de Hürriyet'i yaratan adam Haldun Simavi olsaydı 500.000 satış çok az bulunur Özkök uçardı...Zamanında öyle olmuştur. Özkök'ün özü muhabirliktir....Gazete mutfağı, tiraj kazandırma deneyimi yoktur. 50 yıllık Hürriyet'in başına şansıyla çökmüştür. Hürriyet gereksiz masraflarla boğuşuyor, nedeni Özkök'ün iş bilmezliğidir...Ancak Aydın Doğan, Simavi olmadığı için kavrayamıyor...Hürriyet'i yükselten eski patronu Haldun Simavi'dir...Kardeşi Erol Simavi gazetecilikten çok Maksim gazinosuna program yapmakla ilgilendiğinden Özkök gibi gereksizi iş başına getirdi...Kendisi de gazetesini kaybetti. ...Özkök hiçtir...Göz boyasıdır Aydın Doğan'a....Aydın Doğan şöyle düşünsün bakalım; Hürriyet zamanında nasıl olmuş da 1.000.000 satmış...Demek ki oluyormuş. ...Ancak Özkök öyle büyük sihirbaz ki, gazetesini ağır masraflarla ve sadece geçmişteki ismine dayanarak zar zor satabiliyor...Bir de rakip yok...SABAH can çekişiyor... Ancak, Fatih Altaylı'nın gazetesi geliyor, bu Fatih hırslı çocuk. Kıskananlar kötülüyor ama o hırs buz dağlarını eritir gibi gözüküyor, Bence HaberTürk gazetesi Hürriyet'i fena ısıracaktır...SABAH'ı bu aciz kadrosuyla kesinlikle yok edecektir. .Ertuğrul Bey rakibe karşı ne düşünebilir? Savaş deneyimi yok, göreceğiz...Bu yazıyı yazmamın sebebi, medyanın Babıail olduğu dönemde sıradan Ankara muhabirliğini aşamamış olarak yerinde sayacak Özkök'ün Aydın Doğan'a kendini yutturması, onun da yutması ağırıma gidiyor.,Aancak yerini korumak için Bizans entrikasında usta Özkök'ün Bizans döneminde imparatoru açmaza düşüreceği kesindir. Aydın Doğan da bir imparator şimdilik değil mi? Bakın göreceksiniz Hürriyet ile Sabah ne biçim tokat yiyecek.
Eski Gazeteci | 8 Ocak 2009 09:54
Yıllardan beri marka marka deyip duruyorsun, madem bu işi çok iyi biliryorsun git reklam sektörüne gir. Köşesi olan danışman(!) gazetecilik yapmak rahat...
danışma | 8 Ocak 2009 14:59
özkök'ün yeri çoktan rezervasyonludur. patron katında ömrünü geçiren abbas, o koltuk için çok güçlü bir isimdir. doğan'ın katında yerini çoktan sağlama almıştır. son zamanlarda bıraktığı kirli sakallar, yıllar öncesinde doğan'da yükselişini sürdüren fatih altaylıyı andırmaktadır. ali'nin atıfta bulunması bir nevi hırs ve hürriyet'ten gitmesiyle çoook alakalıdır. aydın doğan'ın felsefesi her zaman reste rest, jeste jest olmuştur.
abdulmelikhankendi | 8 Ocak 2009 16:37
Hiç bir kurum ve Kuruluş kişiler ile kaim değildir. Devamlılık asıldır ama iş ve işlevlerin görülmesinde elamanların önemi ve katkısıda büyüktür.

Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet gibi İsmi büyük, kendisi şu an küçülmüş olan bir kuruma menfi veya müspet bir katkısı olmamıştır.

Hürriyet en büyük kaybını 22 yıllık emeği ve Hürriyet kurumu ile özdeş anılan Emin Çölaşan'ı kaybetmekle yaşamıştır. Ertuğrul Özkök varlığı veya yokluğu ile kurumda pek hatrlanmaz sanırım.

Öyle bir kin ve nefrete dayalı politika sonucu; bir çok yayın kuruluşu üstü kapalı tehdit edilerek Emin Çölaşan'a iş verir, yazı yazmasını sağlarsanız başınıza ne gelir bilinmez? tarzında uyarıların yapıldığı, bizzat Emin Çölaşan tarafındanda beyan edilmiştir.

AKP kendi yandaş ve Din'daş basını kendi tabirleriyle
silahşörlerini bulmuş, muhalefet eden Basın için, aleni;73 milyon önünde bu Gazeteleri alıp okumayın! denmiştir. Olayların başı ile sonu arasında hep Ertuğrul Özkök olduğundan, şu an AKP ile araları limoni olduğundan, varlığı yokluğu fark etmez.