Metni Büyüt Metni Küçült
8 Şubat 2009

“Trajik bir çelişki”ye düştüğüm gibi bir suçlamanın muhatabı olarak

"Sonunda bu da oldu ve kendimi etik mevzulara ilişkin bir haber tartışmasının içinde buldum"
“Trajik bir çelişki”ye düştüğüm gibi  bir suçlamanın muhatabı olarak Milliyet, Sedat Ergin

BAŞMÜZAKERECİ HİSSELERİNİ DEVRETMELİ

Sonunda bu da oldu ve kendimi etik mevzulara ilişkin bir haber tartışmasının içinde, “trajik bir çelişki”ye düştüğüm gibi bir suçlamanın muhatabı olarak buldum, AB Başmüzakerecisi ve Devlet Bakanı Egemen Bağış tarafından yöneltilen...
Bağış’ın etik ölçülerden dem vuran bu açıklaması, hükümet destekçisi bazı gazeteler tarafından “Bakan’dan Milliyet’e Etik Dersi” havasında sunulmamış olsaydı, üzerinde duracağım bir konu değildi... Ama madem bir etik dersinden söz ediliyor, o zaman şimdi isterseniz biraz dersimizi çalışalım.
Milliyet, geçen çarşamba günü “Hayırlı İşler Egemen Bey” başlıklı bir haberi manşet yaptı. Manşete imzasını atan Serkan Arman arkadaşımız, bu konudaki haberi Türkiye Odalar Birliği tarafından yayımlanan ve kamuoyuna açık bir kaynak olan Ticaret Sicili gazetesinden derlemişti.
Ticaret Sicili’nin 30 Ocak tarihli sayısında yayımlanan bir duyuruya göre, Egemen Bağış eşi Beyhan Bağış ile birlikte BNB Hazır Giyim Tekstil Ticaret Limited Şirketi adı altında bir limited şirket kurmuştu, eşinin hissesi yüzde 95, kendi hissesi ise yüzde 5 oranında olmak üzere.
Ticaret Sicili’nde şirketin adresi olarak gösterilen Astoria Alışveriş Merkezi’ne giden muhabirimiz, burada bir Vakko mağazasıyla karşılaştı.
BNB şirketi, Vakko’nun bayiliğini almıştı.
Milliyet’in haberi, Ticaret Sicili’ndeki bilgilerin bizzat sahada teyidinin alınması sonunda yazıldı. Haberin yanında yer alan bir kutuda, AB ülkelerinde genel uygulamanın siyasilerin ticari faaliyete girmemeleri yönünde olduğu, AB’deki etik ölçüler esas alındığında Egemen Bağış’ın durumunun problemli olduğu vurgulandı.
Haberde, mesleğinde başarılı bir profesyonel olan Beyhan Bağış’ın durumunun hiçbir şekilde eleştiri konusu yapılmadığını özellikle vurgulamak istiyorum.
BAKANDAN MİLLİYET’E DAYANAKSIZ SUÇLAMA
Egemen Bağış, bir açıklama yaparak şirketin kurulduğu bilgisini teyit etti, ancak bunu yaparken Milliyet’e bazı suçlamalar yöneltti. Şimdi bu suçlamaları ve Bağış’ın açıklamasındaki problemli durumları, tek tek ele alıp yanıtlayalım:
- Bağış, bu konudaki ticari girişimin bakan olmasından önce başlatıldığını, işlemlerin bakan olmasından sonra sonuçlandığını söylüyor. Bağış, 8 Ocak tarihinde bakan oldu. Ticaret Sicili’ndeki duyuru 30 Ocak tarihinde, yani yaklaşık üç hafta kadar sonra yayımlandı. İşlemlerin, kendisi bakan olduktan sonra da devam ettiği sonucunu çıkartabiliriz.
- Bakan, şirkete ortak olmasının “mevzuat gereği” olduğunu söylüyor. Bu açıklamayı okuyan bir vatandaş, Bağış’ın şirkete ortak olmasının yasa zorunluluğu olduğunu zannedebilir. Hayır. Bu konudaki yasa, limited şirketlerin en az iki kişi tarafından kurulabileceğini belirtiyor, “eşler de hisse alır” demiyor. Kendisi değil de bir başka yakını bu yüzde 5 hisseyi almış olsaydı, bir mesele olmayacaktı...
- Bağış, “haberin bütününde bakan olarak atanmamdan sonra nüfuzumu kullanarak bir ticari girişim başlattığım, bunu gizli saklı yaptığım, bu ticari girişimin AB standartlarına göre etik olmadığı iması vardır” diyor.
Etik olmadığını ima etmedik, açıkça söyledik. Ama nüfuz kullandığı ve bunu gizli saklı yaptığı gibi bir imada bulunmadık. Haberi bir kez daha okudum ve Bakan’ın bu suçlamasına bir anlam veremedim.
ÇOK LAF ÜRETMEK SANATI
- Bakan, “Kamu bilgisine açık bu girişimi, Ticaret Sicili kupürünü yayınlayarak gizlilik havası vermek, basın etiği ile bağdaşmaz” diye konuşuyor. Kamuoyuna açık bir bilginin kupürünün yayımlanmasının gizlilik havası yarattığı gibi bir önermenin mantığını izleyebilmek, doğrusu çok güç. Kupür yayımlamak, gazetelerin haberlerini belgeleriyle desteklemek için hep başvurdukları bir yöntemdir. Basın etiğine ters değildir, aksine basın etiği açısından teşvik edilen, haberin inandırıcılığı artıran bir uygulamadır.
- Bağış, “gazetenin haberi yayımlamadan önce şahsımı ya da eşimi arayarak elindeki bilgileri kontrol etmemesi, bir kurgu ve karalama niyeti intibası uyandırmaktadır” diyor.
Basın etiği açısından Ticaret Sicili’nde yer alan bir bilginin muhakkak haberin konusu olan kişiye de sorulması gibi bir zorunluluk bulunmuyor, nasıl Resmi Gazete’de yayımlanan bir bakanlar kurulu kararının teyidinin alınması gerekmiyorsa...
Görüleceği gibi Milliyet’in objektif olgularına, Egemen Bağış, “ima”, “karalama ve kurgu niyeti” gibi sübjektif yakıştırmalarla karşılık veriliyor.
- Bakan, ayrıca kendisinin telefonla aranmamasından yola çıkarak “AB’nin etik standartlarından bahseden gazetenin yine kendisinin bu etik standartlara uymaması, trajik ve düşündürücü bir çelişkidir” diye konuşuyor.
Belli oluyor ki, Bağış, “en iyi savunma hücumdur” anlayışıyla hareket ederek, karşı saldırıya geçiyor. “Çok laf üretmek” bu stratejinin en önemli aracı.
ERDOĞAN DA HİSSELERİNİ SATTI
En iyisi, Bay Başmüzakereci’ye AB ölçüleri içinde yanıt vermek. Eşinin bir şirket kurmasında hiçbir mahzur yok. Ama kendisinin şirkette “sembolik” olarak nitelediği yüzde 5 oranında bile olsa hissesinin bulunması, Bakan’ı Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde bir tacir durumuna sokuyor.
Önemli olan işin yüzdesi değil, işin ilkesi. Hisse oranı ister yüzde 1, ister yüzde 99 olsun fark etmiyor. Bağış’ın durumu AB’nin etik ölçüleri açısından problemli bir durum.
Bu satırların yazarı, işin prensibinden yaklaşarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ülker ürünlerini dağıtan üç aile şirketinde hisse sahibi olmasını ısrarla eleştirdi. Sonuçta Başbakan, bütün şirketlerini elinden çıkarttı. Bu konuda bize kızgın olduğunu, hâlâ zaman zaman ifade eder.
Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın da aile şirketinde hissesi vardı; yine yaptığımız yayınlar üzerine etik açıdan mahzurlu görerek, o da hisselerini devretti. Şimdi sıra Egemen Bağış’ta...
BAĞIŞ, AB ÜLKESİNDE BAKAN OLSAYDI
Eğer AB ölçüleri konusunda bir referans arıyorsa, kendisine AB Komisyonu’nun geçen kasım ayında yayımladığı ilerleme raporunun 71’inci sayfasında yer alan ve Türk hükümetine yöneltilen şu beklentiyi okuyabilir:
“Parlamento üyeleri ve diğer kamu görevlileri grupları için, etik ve/veya davranış kuralları mevcut değildir ve bir yolsuzlukla mücadele stratejisi ve eylem planı geliştirilmeli ve uygulanması için gerekli siyasi desteği görmelidir.”
Tabii, kendisi şirkette hisse alırken, Türkiye’de etik kuralların yokluğundan istifade ediyor. Bu da kendi çapında trajik ya da düşündürücü bir durum olarak görülebilir.