AKP yerel seçim öncesinde hediye eşya dağıtıyor ya; insanımızın ruh haline tamamen yabancı olan bazı kendini bilmezler, bu işin yanlış olduğunu ve bir an önce durdurulmasını istiyor.
Akşam, Serdar Turgut
Halbuki, bunlar bilmiyor; AKP, teğet geçtiği söylenen ekonomik krize damardan girip çözüm yolunu çoktan bulmuş durumda
Bu gerçeği görmek gerekiyor. Bedava dağıtılan her buzdolabı, her çamaşır makinesi AKP'ye gökten gelmiyor ya; onlar, bunları bir yerlerden parayı bastırıp alıyor. (Şanslı satıcılar kim acaba?..).
Siz ekonomik durgunluğa, bundan daha net, bundan daha Keynesyen çözüm gördünüz mü? Bakmayın eleştiriye; aslında dünyanın diğer ülkeleri de kendi ekonomilerini canlandırmak için temelde aynı şeyi yapmaya çalışıyor ama onlar dolaylı yolu seçtikleri, bizimkiler gibi krize damardan giremediklerinden başarılı olamıyor.
Başka ülkelerde hükümetler, bankacılık sektörlerine yeni kaynaklar yaratıp o paraların kredi olarak ekonomiye girmesini sağlamak gibi çok dolaylı krizden kurtulma planı uyguladıkları için başaramıyorlar işi. Halbuki bizimkiler gibi o paracıkları direkt olarak bastırıp, malları satın alarak halka bedava dağıtsalar hem halklarının yüzü güler hem de ekonomileri kurtulurdu.
AKP şimdi işin formülünü buldu. Muhalefet onları eleştireceğine kendileri de farklı mallar satın alıp dağıtabilir.
Örneğin; CHP tekstil sektörüne yardımcı olabilir. Üç-beş pantolon, üç-beş gömlek alıp bedava dağıtsalar bunun kime ne zararı olabilir ki?
Bazı insanlar-ki bunlar büyük ihtimalle entelektüeldir ve yorumlarını yaparken rakı da içiyordur,-olup biteni siyasi rüşvet olarak yorumluyor. Bu konuda söyleyecek iki-üç lafım da olacak:
l İnsanımızda kendisine yararı olduğu takdirde rüşvet nosyonu katiyen yoktur.
l Genelde rüşvet nosyonları zaten yoktur ama siyasi rüşvetin lafını bile algılamazlar. Onlar için siyasi rüşvet bir oksimorondur.
İnsanımıza göre rüşvetin siyasi içerikli olanı ısrarla talep edilmesi gereken bir haktır. Bu hak anayasanın değiştirilemez hükümler bölümüne yazılsa bile bu kimsenin dikkatini çekmez ve katiyen göze batmaz.
l Ekonomik krizin kesin çözümü için verilen siyasi rüşvete, iktidar kadar muhalefet de katılırsa konu konu olmaktan tamamen çıkar ve gündemden sakince düşüverir.
Dahası, beklenilen rüşvetin beklenildiği kadar iyi olmaması durumunda halk tepki de koyabilir.
Ankara'da dağıtılan kömürlerin çuvalın üzerindeki yazılan ağırlıkta olmadığını gören halk isyan etmişti.
Böylece dünya 'avanta kömürün az olmasına' tepki gösterebilen bir halk türüyle de karşılaştı. Katiyen böyle şey olamaz denilen şey de olmuştu
Türk insanını hiçbir haksızlık bugüne kadar ayaklandıramadı. Baskılar, yolsuzluklar, cinayetler onları fazla kızdırmadı ama avanta aldıkları kömürün biraz az çıkması onları neredeyse ayaklanma noktasına getirdi. Bu durumu Marx görebilseydi hüngür hüngür ağlardı herhalde.
İnsan biraz utanır değil mi? Örneğin; bana avanta kömür verselerdi, 'Bunun kilosu denilenden az' diye söylenmeye biraz utanırdım. 'Şimdi kızıp bağırıp çağırsam biraz ayıp olur mu acaba?' diye de düşünürdüm...
Ama yok, insanımızın böyle rutin kaygıları katiyen yok.
Bu arada avanta kapmış olduğu çuval kömürü gidip tartırmayı akıl eden insan tipolojisini de ben hayli merak ediyorum. Kim bu insanlar ve neden hepimiz eşit oy hakkına sahibiz ki?
Krizden çıkış için önerilerimi biraz daha somutlaştırmak istiyorum.
AKP, beyaz eşya dağıtmaya devam etmeli. Ama biraz da orta sınıftan vatandaşları kollamaya başlamalı. Bu sınıfın da acilen flat ekran televizyonlara, güzel müzik setlerine filan ihtiyacı var. Çoğu da rüşveti alıp oylarını satmaya çoktan razı.
CHP, bedava giyecek dağıtarak tekstil sektörüne yardıma bir an önce başlasın. Orta sınıf da Vakko'dan, Beymen'den alınıp bedavaya verilecek kıyafetlere oylarını satabilir. Bunu bilin. Ben haber vermiş olayım.
AKP, imaj değişikliğine yardımcı olsun, son moda çeşitli absürd yeni açılımlara uygun düşsün diye bazı potansiyel seçmenine kaliteli kırmızı şarap gönderebilir.
CHP ise Mekke'ye gidiş-geliş 'business class' uçak bileti verebilir ama bu bilet mutlaka istendiği takdirde başka şehirlere uçak biletiyle değişebilir olmalı.
Örneğin; bana hediye olarak bu uçak bileti gelse, ben mutlaka Viyana veya Berlin'e gidiş-dönüş biletiyle değiştiririm.
Uçuştan bir gün önce AKP'nin yolladığı siyasi rüşvet kırmızı şarabı içer ve keyfime bakarım. (Evet; insanımızın siyasi rüşvet nereden, hangi partiden gelirse gelsin onu kabul etmeme gibi bir tavrı katiyen olamaz, bu adabımıza aykırıdır). CHP, 'Mekke'ye gidiş-dönüş bileti dağıtıyoruz' diye imaj değişikliği propagandası yaparken, ben ertesi gün yine farklı bir şarabı yudumlayarak Viyana'ya uçuyor olurum.
CHP'yi, AKP'yi ve üstelik beni bile mutlu eden bir formül. Üstelik ekonomi de canlanacak. Daha ne istenebilir ki...
Bu arada, AKP'nin bedava ev dağıtacağı hakkında yoğun bir beklenti ve söylenti de var. Halk da haklı... Bedava aldıkları beyaz eşyalarını koyabilecekleri bir de avanta ev istiyorlar.
Eğer bu yapılırsa ve eğer avanta alınan evlerinin salon salomanjesini beğenmezlerse yine ayaklanmaya yeltenmeleri ihtimali de büyük tabii ki...
Akif Beki'nin mikro şaheseri
Bu arada Radikal'de çalışmaya başlayan Akif Beki dün ilk yazısını yazdı.
Ben daha önce 'Akif Beki durum raporu' başlığı attığım ayrı bir bölüm açıp, onun yazılarını her gün incelemeye karar vermiştim ama ilk yazısını okuduktan sonra bu fikrimden caydım.
Çünkü dün yazdığı gibi yazmayı sürdürürse onu her gün sürekli okumamın imkansız olacağını gördüm. Bu tahammül edebileceğim bir şey olmayacaktı.
Dün gördüğüm kadarıyla adamcağızda, Başbakan'ın yanında geçirdiği yıllar olağan üstü bir travma yaratmış. Yorgun olduğu yazısından belli. Kelimelerden akıyor yorgunluğu.
Emine Erdoğan'ın yağmurda ıslanması üzerine yazdığı bölüm benim açımdan minik bir şaheserdi. Kesip sakladım onu. İleride tekrar okuyacağım. Çünkü bir süre sonra tekrar bakacağım Akif Beki'de bir ilerleme, bir iyileşme olmuş mu, gerçekten de bir yazar olabilmesi ihtimali var mı diye...
Bir zamanlar Murat Belge'nin yazı yazdığı bir gazeteye Akif Beki'nin yazar olarak alınması bir tür sosyal intihar vakası olarak yorumlanmalı bence.
Merak ettiğim bir konu da var. Acaba Tuğrul Eryılmaz gazetenin yeni yazarıyla karşılaştı mı ve acaba neler konuştular?