Metni Büyüt Metni Küçült
10 Mart 2009

Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın önceki gün NTV’de yaptığı açıklama...

Dışişleri Bakanı Ali Babacan önceki gün NTV’de yaptığı açıklama ile insan hakları literatürünün klasikleri arasına girecek bir kavram kazandırmış bulunuyor Türkiye’ye...
Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın önceki gün NTV’de yaptığı açıklama... Milliyet, Sedat Ergin

Babacan 'arka sıra' teorisinde yanılıyor

Babacan’dan insan haklarında ‘arka sıra’ doktrini

Dışişleri Bakanı Ali Babacan önceki gün NTV’de yaptığı açıklama ile insan hakları literatürünün klasikleri arasına girecek bir kavram kazandırmış bulunuyor Türkiye’ye...
Bu, “arka sıralardaki görevliler tarafından hazırlanan rapor” kavramıdır. Bakan, bu kavrama ABD’nin insan hakları raporunu küçümsemek, içeriğini önemsiz göstermek amacıyla başvuruyor.

Ali Babacan’ın insan haklarına bakışında entelektüel düzeyde önemli bir pürüze işaret eden bu durumu analiz etmeden önce isterseniz kısaca kendisinin sözlerini hatırlayalım.

ZİRVEDE KONUŞULDU
Bakan, raporun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton arasındaki görüşmede gündeme geldiğini doğruluyor ama temel bir gündem maddesi olmadığı için “bir-iki dakikada geçildiğini” söylüyor.
Bakan, raporun (kamuoyunda) geniş işlenmesinin nedeninin bir medya grubuyla ilgili olmasından kaynaklandığını da belirtiyor, “Burada bir grubun işine gelecek şekilde olduğu için patlatıldı” diyor.
Daha ilginç olanı, şu sözleri: “ABD Dışişleri de hatalı olabilir. Clinton’un kendi kaleme aldığı rapor değil... Arka sıralardaki görevliler yazmış, çok büyütmemek lazım... Her sene konu olmazken, bu sene neden büyütülüyor diye düşünmek lazım. Tarafsız, dengeli olmasını arzu ederiz. Biz de bir rapor yazsak, her ülkenin sicilinde bir şeyler var...”

ELEŞTİRİLER SADECE BU RAPORDA YOK
Görüleceği gibi Bakan, raporun tartışma yaratmasından büyük ölçüde Doğan Grubu’nu sorumlu tutma eğiliminde. İçeriğinin de zaten “Doğan Grubu’nun işine gelecek şekilde olduğunu” söylüyor.
Şimdi tahlilimize geçelim. Öncelikle Babacan’ın görmek istemediği bir konu var. Hükümetin basına dönük baskılarıyla ilgili eleştiriler yalnızca ABD Dışişleri’nin raporunda yer almıyor.
Avrupa Birliği Komisyonu’nun geçen kasım ayında açıkladığı Türkiye hakkındaki İlerleme Raporu’na bakıldığında da, “basına dönük baskılardan” eleştirel bir şekilde söz edildiği görülebilir.
Komisyon’un Genişlemeden Sorumlu Komiseri ve Babacan’ın yakın çalışma arkadaşı Ollie Rehn’in açıkladığı bu raporda, “basın özgürlüğüne tümüyle saygı gösterilmesini mümkün kılacak bir ortamın güvence altına alınmasına ihtiyaç vardır” deniliyor.
Özetle, hem ABD hem de AB’nin gözünde, Babacan’ın dışişleri bakanı olduğu AKP hükümeti, basın özgürlüğünü baskı altında tutan bir hükümettir. Nokta...
“Arka sıra” teorisi şu açıdan da geçersiz: ABD’nin raporunun giriş sayfasında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un bir önsözü yer alıyor. Clinton bu yazısında, insan haklarının yeni dönemde ABD dış politikasının temel unsurlarından biri olacağını, yalnızca ABD topraklarında değil, bütün yeryüzünde bu hedefi hayata geçirmeye çalışacaklarını söylüyor.

TAM 81 BAKANLIK GÖREVLİSİ HAZIRLIYOR
ABD büyükelçiliklerinin hazırladıkları insan haklarıyla ilgili ülke taslakları, her yıl sonunda Washington’a gidiyor ve Dışişleri Bakanlığı’nda salt bu projeyle ilgili bir ekip tarafından elden geçirilip yazılıyor. Bu yılki raporun hazırlanış ve yazımında ABD Dışişleri’nin resmi sitesine göre tam 81 bakanlık temsilcisi görev almış. Yani, yine pek öyle arka sıra işi gibi gözükmüyor.
Daha önemlisi, Obama’nın başkanlığı üstlenmesiyle birlikte insan hakları raporlarının öneminin arttığı gerçeği. Bush yönetimi döneminde ABD’nin insan hakları sicilinin bozuk olması nedeniyle bu raporların çok ilgi yaratmadığı doğrudur. Ama demokratların işbaşı yapmasıyla birlikte bu durum değişmiştir.
Babacan’ın bu raporların basın tarafından daha önce konu edilmediği yolundaki sözleri, en azından Milliyet gazetesi açısından doğru değildir. Milliyet, bu raporları hep önemsedi ve mümkün olduğunca geniş bir şekilde yansıtmaya çalıştı. Örneğin, 13 Mart 2006’da birinci sayfadan “ABD raporunda Türkiye röntgeni” başlığıyla ve içeride yaklaşık yarım sayfa (Sayfa 19) verdik. 2007 yılında ise 11 Mart’ta birinci sayfadan “ABD’ye göre birçok Türk lider tarikatçı” başlığıyla duyurup, içeride (Sayfa 20) üçte iki sayfa genişlikte yer vermişiz.

ULUSLARARASI YÜKÜMLÜLÜK
Bakan’ın açıklamalarındaki temel sorun bir başka noktada: İnsan hakları, 21’inci yüzyılda vardığımız noktada artık yalnızca devletlerin ulusal egemenlik alanlarına bırakılan bir konu değil, uluslararası bir yükümlülük. Dolayısıyla bu tür raporları “arka sıradakilerin işi” gibi hafife alan yaklaşımlar, bu çağdaş anlayışla pek bağdaşmıyor. Bu bakış ve “biz de sizin insan hakları ihlallerinizi söyleriz ama...” şeklindeki çatışmacı yaklaşımlar, daha çok üçüncü dünyaya özgü bir retorik.

AÇIŞ KONUŞMASINDA NET VURGU VAR

Bunu göstermek için, Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Karen Stewart’ın, raporu açıkladığı 25 Şubat tarihli basın toplantısındaki açış konuşmasının dördüncü paragrafını satırı satına hatırlatalım:
“Başkan Obama şunu açıkça ortaya koydu: Güvenliğimizle ideallerimiz arasında tercih yapmayı reddediyoruz. Bu sahte bir tercihtir. ABD’nin bu alandaki performansı hakkında uluslararası camia tarafından ister hükümetler, ister hükümet dışı aktörlerce ifade edilecek görüşleri iç işlerimize bir müdahale olarak görmüyoruz. Aynı şekilde, başka hükümetlerin de kendi performanslarıyla ilgili ifade edilecek görüşleri böyle değerlendirmemeleri gerekir. Biz ve diğer bütün egemen ulusların, evrensel insan haklarına ve vatandaşlarımızın özgürlüklerine saygı gösterme yükümlülüğümüz var. Bu yükümlülüğün yerine getirilmediğine inandıkları zaman bunu açıkça ortaya koymak, başkaları için de bir görevdir.”

ABD KENDİNE GÖREV ATFEDİYOR ÇÜNKÜ...
İşte bu çerçevede Sayın Babacan, ABD Dışişleri Bakanlığı, Engin Çeber’in tutukevinde gardiyanlar tarafından işkence edilerek öldürülmesini gündeme getirmeyi bir görev olarak gördüğü için bu raporda konu ediyor. (Sayfa 5) (Pardon, hata mı var demiştiniz raporda?)
Bunun için, polisin 1 Mayıs’ta DİSK merkezini kuşatarak aşırı güç kullanmasını ve işçileri gazlamasını eleştiriyor. (Sayfa 19)
Yine kendinde bir yükümlülük gördüğü için, TSK’yı siyasi karar alma mekanizması üzerinde nüfuz kullandığı için eleştiriyor. (Sayfa 30)
Unutmadan söyleyelim, okumamış olabilirsiniz; ABD Dışişleri, kendine bir görev atfettiği için hükümetinizin “yolsuzlukla ilgili yasaları yeterince etkili bir şekilde uygulamadığını” belirtme ihtiyacını da hissediyor. (Sayfa 31)
Kitap baskısı formatında toplam 43 sayfa tutan rapordan bunlar gibi yüzlerce örnek verilebilir.
(http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2008/eur/119109.htm)
Özetle, insan hakları alanında ciddi sorunların bulunduğunu, işkence olaylarının artığını söylüyor bu rapor...
Ama Dışişleri Bakanı Babacan, bu raporu “arka sıralardaki görevlilerin raporu” olarak nitelendirmeye devam edebilir...
Sınıfta hep ön sırada oturan efendi öğrenciler, bazen gerçeği sadece kara tahtada yazılanlardan ve hocanın söylediklerinden ibaret olduğunu sanabilirler.