Metni Büyüt Metni Küçült
20 Mart 2009

"Hasan Cemal'in günlüğünün Balbay'ınkinden farkı var mı?"

Mustafa Balbay'a ait olduğu iddia edilen günlüklerin sızdırılmasının ardından, dünkü Milliyet'te Hasan Cemal 'Evet ben de günlük yazmıştım, ama benimkiler farklıydı' diyor. Hakikaten öyle mi? Birazdan göreceğiz.
"Hasan Cemal'in günlüğünün Balbay'ınkinden farkı var mı?" Akşam, Oray Eğin

Hasan Cemal'in günlüğünün Balbay'ınkinden farkı var mı?

Mustafa Balbay'a ait olduğu iddia edilen günlüklerin sızdırılmasının ardından, dünkü Milliyet'te Hasan Cemal 'Evet ben de günlük yazmıştım, ama benimkiler farklıydı' diyor. Hakikaten öyle mi? Birazdan göreceğiz.
Ama önce şu notu aktarmakta yarar var: Günlük tutmak bir gazetecilik disiplini olduğu gibi, Cumhuriyet gazetesi geleneğidir de. Cumhuriyet'te çalışan gazeteciler 'off the record' bilgileri bile İstanbul'daki merkeze bildirirler. Hasan Cemal'in gazetecilik yaptığı yıllarda bu bilgiler teleksle geçerdi, şimdi de elektronik ortamda aktarılıyor.
Bu bilgiyi veren de Hasan Cemal'in kendisi. O gazeteyi yönetirken, Ankara Temsilcisi Yalçın Doğan ona görüşme kayıtlarını aktarıyormuş.
Tıpkı Mustafa Balbay'ın yaptığı gibi.
İşin ilginç tarafı günlüklerin içeriği kadar Hasan Cemal'le Mustafa Balbay'ın da üsluplarının, not tutuş şekillerinin benzerliği... Bu da Cumhuriyet ekolü olsa gerek.
Dün, odatv.com'da Hasan Cemal'in geçmişte yazdığı günlüklerden bazı bölümleri yayınlamışlar.

Gelin şimdi Cemal'in günlüklerini Balbay'ın günlüklerindeki bazı bölümlerle kıyaslayalım:

l Komutanlar arası görüş farklılıkları

Hasan Cemal: 'Yalçın Doğan ve Uğur Mumcu, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Necdet Üruğ'u ziyaret ettiler. Paşa'nın şu sözleri ilginç: 'Onlar (MGK üyeleri, Evren, vd.) artık politikayı sürdürüyor. Bizler de bizlere düşen görevleri devraldık. Politikacı ve biz ayrımı ilginç Üruğ Paşa'nın...' (20 Eylül 1980)
Mustafa Balbay: ' [Tümgeneral Erdal Şenel] Türkiye'de artık demokratik yollardan yapılabilecek çok az şeyin olduğunu söyledi. Adamların dini alıp kullandığı geriye bir şey kalmadığını söyledi. Hurşit Bey için çok övücü şeyler söyledi. Takıldım: Hayatta en hakiki mürşit Hurşit'tir... 'Bir numara (Hilmi Özkök) için molla diyoruz' dedi...' (29 Nisan 2004)

l Askerlerin medyadan ricası
Hasan Cemal: 'Necdet Üruğ'un ricası: YÖK'e dokunmayın.'
Mustafa Balbay: 'Yaşar Büyükanıt: Bugün medya desteği olmadan hiçbir şey yapılamaz. Bakın medyaya [Cumhuriyet dışında] laiklikle ilgili hassasiyeti olan yayın organı yok. Artık bu konuda sizden başka kimseye bilgi notu da göndermiyoruz. (31 Mart 2003)

l Buluşma yerleri

Hasan Cemal: 'Boğaz'da Kalender Orduevi'nde yemek yedik.' (26 Şubat 1983)
Mustafa Balbay: 'Dorint Otel'de beş kişi yemek yedik.' (7 Nisan 2004)

l Yalnız değiller
Hasan Cemal: 'Yanımızda Güneri Cıvaoğlu, Rahmi Turan, Çetin Emeç gibi gazeteciler var.' (26 Şubat 1983)
Mustafa Balbay: 'Zekeriya Temizel'le birlikte İstanbul'a gittik. Saat 17.00'de toplandık. İlhan Selçuk, Alev Coşkun, Hikmet Çetinkaya, İbrahim Yıldız, Emre Kongar, Mustafa Pamukoğlu, ben...' (7 Nisan 2004)

l Kıyafetler not edilmiş
Hasan Cemal: 'Saltık Paşa bugün sivildi.' (26 Şubat 1983)
Mustafa Balbay: 'Şener Eruygur'a gittik. Ceketi çıkarmış.' (1 Mart 2004)

l Koltuklar bile tarif edilmiş

Hasan Cemal: 'Boğaz'a bakan geniş salonda denize dönük rahat koltuklar.' (26 Şubat 1983)
Mustafa Balbay: '(...)Hemen arkamızda meydan muharebesini gösteren dev bir tablo... Kiremit rengi koltuklar... Biz ikilide o teklide...' (18 Aralık 2003)

l Mönüde neler var?
Hasan Cemal: 'Üruğ Paşa sivil ve gayet şık giyinmişti. Rahat koltuklara oturduk. Ihlamur; Yalçın Doğan istemeyince 'Sizin de çikolata hakkınız var' diyerek kristal çanaktan Madlen çikolata çıkardı.' (28 Kasım 1982)
Mustafa Balbay: 'Salonun önünde yemyeşil küçük balkonumsu yer. Duvarlarda deniz kıyısı ve insan resimleri. Ressamlarını okuyamadım. Havuç maydanoz çorbası... Levrek... Özel patlıcan... Tatlılar...' (30 Ocak 2003)

İşin özü İlhan Selçuk'la kişisel hesaplaşma mı?
HASAN Cemal her fırsatta İlhan Selçuk'a saldırıyor, her konuyu İlhan Selçuk'a bağlıyor. Dün, kendi günlükleriyle Balbay'ınki kıyaslarken yine İlhan Selçuk'a değinmiş. Ancak bir okurun gözünde, bu ilintilendirme çabası fazlaca kişisel duruyor. Belki Hasan Cemal'in niyeti bu değil, ama yıllar içinde kendisiyle Selçuk arasındaki çatışmadan, hatta hesaplaşmadan o kadar çok bahsetti ki ister istemez bu şekilde yorumlanıyor.

Hasan Abi, bir ricam var...
Hepimiz İlhan Selçuk'la aranda geçenleri biliyoruz. Bu konuyu defalarca yazdın, aktardın. Okuduk, hatta ezberledik. Bu konuya hala devam edince, her seferinde İlhan Selçuk'un adını geçirince, meselenin bir 'demokrasi tartışması'ndan ziyade 'kişisel kavga'ya dönüştüğü izlenimi oluşuyor...
'Hasan Cemal intikamını alamadığı İlhan Selçuk'a her fırsatta yükleniyor' diye düşünüyor insan... Oysa bunun bir fikir tartışması olması gerekmiyor mu?
Ne olur, bu mesele bir kişisel çatışmaya dönmesin... Sadece geçmişte yaşanan kişisel husumetler yüzünden bugün intikam alınıyormuş hissi doğmasın...

'Devletin çıkarları' meselesini tartışalım Hıncal Abi
HINCAL Abi, bir kere şu 'devletin çıkarları'nı korumak adına haber gizleme meselesi öyle kesin sınırları olan bir alan değil. Bana kalırsa bunu haberine göre değerlendirmek doğru. İngilizce'de 'case by case' denir ya; hangi haberin devlet çıkarlarını zedelemeyeceği tartışmasına da böyle bakmak doğru. Vak'asına göre yargılar değişebilir.
O yüzden Sabah'ın neyi gizlediğini bilmeden bu gizlemenin doğru olup olmadığını tartışamayız. Ama 'Biz basmayacağız' diye kesin bir yargıda da bulunulamaz!
Bir gazeteci, devletin ertesi gün kara harekatı yapacağını yazmayabilir. Ama yapacağı haber yüzünden devlet borca girecekse, birilerine tazminat ödemeye mahkum olacaksa bu onu bağlamaz... Bu da devletin çıkarlarını zedelemektir, ama gazeteci sırf bu yüzden haberi atlamaz...
Amerika'da bu tartışmanın kuralları bellidir: Ulusal güvenliği tehdit ve sonucu insan ölümleriyle sonuçlanacak haberler yayımlanmaz...
Yapacağımız haberden dolayı birileri canından olacaksa bu bizi durdurmalıdır... Benim ayrımım bu.
Öte yandan 'Biz sızdırılan hiçbir habere itibar etmiyoruz, haber değeri olsa da kullanmayacağız' demek de bir tercihtir, bir duruştur.
Ama bunu deyip, ertesi gün sızdırılan haberleri kullanmak da çelişkili değil mi?
Sabah, ilk gün Mustafa Balbay'a ait olduğu iddia edilen günlükleri yayımlamadı. Bu tercih yüzünden. Ama bu tercihten bir gün sonra vazgeçti ve yayımladı.
Aynı şekilde Hurşit Tolon'a ait olduğu iddia edilen ve yalanlanan ortam dinlemesi kayıtları da Sabah'ta yer aldı... Yayın yönetmeni 'Biz bu haberlere itibar etmiyoruz' dedikten bir gün sonra!
Üslubum sertse bu çelişkiye öfkemdendir Hıncal Abi... Zannedersem, bana itirazını yazdığın gün gazeteni gördüğünde sen de benim gibi düşünmüş ve öfkelenmişsindir...
Ayrıca bir de şunu vurgulamalıyım: Sabah'ın çok iyi olmasını isteyenlerdenim. Yeni yönetimin başarılı olmasını, Sabah'ın kaybolan itibarını kazanmasını gönülden diliyorum... İyi bir Sabah, kuvvetli bir Hürriyet, başarılı bir Habertürk biz gazetecilerin özgürlüğüdür...