Kürşat, Mine’den bunalıp çevirdiğinde başını, Semanur’la kesişiyor gözleri. Mine bir saatli bombaysa, Semanur durgun bir göl. Mine ne kadar uyanıksa, Semanur o kadar dışında, içinde yaşadığı dünyanın

Mucizelere inanır mısınız? Ama masal kahramanlarının yaşadığı olağanüstü mucizelere değil, sıradan hayatlarımızda belki de her gün yaşadığımız ama bir türlü farkına varamadığımız, belki sadece o günümüzü belki de tüm hayatımızı değiştiren mütevazı türdeşlerine... İşte o mucize, Pasaklı Mucize Hanım’ın başkahramanı. Romanın ana karakterleri Nazan, Kürşat, Ali, Semanur ve Mine belirlenmiş hayatlarını yaşıyorlar roman boyunca. Tıpkı gerçek hayattaki benzerlerinde olduğu gibi, hepsinin bir sosyal statüsü, mesleği, geçmiş ya da gelecek kaygısı var. Yaşadıkları, hayalini kurup da bir türlü yaşayamadıkları... Romanın tek sanal karakteri olan ve yazarın tembel, hantal, pasaklı bir kadın olarak kişileştirdiği ‘mucize hanım’ da o ağır bedeniyle oradan oraya hareket ediyor, olanları izliyor, keyfi gelirse de ufak müdahalelerle kahramanlarımızın hayatlarının yönünü belli etmeden değiştiriyor. Roman karakterleri ona çok şey borçlu. Nazan mesela.
Nazan, romanda ilk tanıştığımız karakter. Orta yaşı geçmek üzere, yorgun bedenini bir o kadar yorulmuş zihniyle taşımaya çalışan, eski aktif günlerindeki enerjisini büyük oranda yitirmiş ama ismiyle bile toplumda hâlâ saygı uyandıran bir ‘cumhuriyet kadını’. Başında olduğu sivil toplum kuruluşunun başını çektiği protesto yürüyüşleri ise ilerleyen yaşındaki en büyük gurur kaynağı haline gelmiş, toplumun gözündeki itibarını katlayarak sağlamlaştırmış sanki. O güne kadarki tepkisizliğinin verdiği mahcubiyeti kendi gibi mahcup insanlarla iki saatliğine yürüyerek atmayı uman ve o iki saatin sonunda tepkisizliğine kaldığı yerden devam eden insanların gözünde, o dillere destan yürüyüşleri organize eden örgütün başında olmaktan daha gurur verici ne olabilir ki o günlerde? Ama toplumun gözündeki o sosyal, aktif, adeta parlayan kadın, her gün evinin kapısını içeriden kapattıktan sonra yaşlı, yorgun ve asosyal biri haline dönüşüyor. Ne başarılı kocası Kürşat ne de yıllar önce evlatlık aldığı oğlu Ali, Nazan’ı toplumun gördüğü gözle görmekte. Onlar için Nazan gergin, huysuz ve memnun olmayı bilmeyen bir kadın.
Kürşat da beraber mutlu olamadığı karısının yarattığı boşluğu başka yerde, hemşire Mine’de aramakta. Ancak Mine kendine bir ‘gelecek’ yaratma çabasında. Tam da bu yüzden, bütün hemşireler uygun beden üniforma giyinirken, o bir beden küçüğünü tercih ediyor. Öyle ya, bluzuna sığamayan ve fırlamak için can çekişen bir bedenin, başkalarına da can çekiştirmesi kaçınılmaz. Kürşat, Mine’den bunalıp çevirdiğinde başını, Semanur’la kesişiyor gözleri hep. Mine bir saatli bombaysa, Semanur durgun bir göl. Mine ne kadar hırslı, işveli ve uyanıksa, Semanur o kadar dışında, içinde yaşadığı dünyanın. Ondan saçılan her neyse pek anlayan olmaz ama, yaşamsal bir sendeleme yarattığı kesin. Saçıntılarını sağa sola dağıtmamaya zahmet etmeden koşturur. Bol bol kaza yapması da bu yüzdendir. Tüm bu karakterlerin tam ortasındaki Ali ise hepsinden o kadar uzak, hepsine o kadar yakın, herkesin kalbinde kendine bir yer bulan küçük bir kanatsız melek gibi. O, babası Kürşat’ı melek olarak görüyor; çünkü balık yiyemeyeceği ve başka bir şansı olmadığı için açlıktan kıvranacağı bir anda hızır gibi yetişen ve onu yemeğe çağıran bir baba melek değilse ne olabilir? Ama aslında tam tersi. Öyle ya, aç kaldığı bir anda önüne gökten zembille yemek daveti düşen bir çocuk melek değilse ne olabilir?
Kahramanlar birbirlerinin üzerine basma pahasına günü ve yarını kurtarma çabasındayken, Pasaklı Mucize Hanım’ın küçük/büyük sürprizleriyle renkleniyor hayatları. Ve Dilek Başer, yarattığı karakterlerin gerçekliği ve ‘bizden’liği kadar, kelimelerle oynadığı oyunlarla da keyiflendiriyor okurunu. Romanın yan karakterlerinin isimlerinden (Pasaklı Mucize Hanım, Ensesinden Kurtarılan Adam, Pencereden Bakan Adam, Bayan Helikopter Böceği, Bayan Pamuk Helva, Örenbayan, Bayan Paylaşımcı Cik Cik), karakterlerin ruh hallerinin ve içinde bulundukları durumların betimine kadar her sayfada yer alan muzip anlatım, kitaptaki çok sayıdaki mucizeden biri. Yazının başında mucizelere inanır mısınız diye sormuştuk. Belli ki Dilek Başer inanıyor; dahası, Pasaklı Mucize Hanım’ı okuyanları da inandırıyor.
(İdil Dündar)
Kitapla ilgili diğer bilgiler
Yorum Ekle