Çukurcuma’da romanın atmosferini canlandıran bir müzede toplanacak olan Masumiyet Müzesi koleksiyonunun nadide parçalarından bir seçki

Romanın kahramanı Kemal, Füsun’la yaşadığı aşk boyunca onu hatırlatan eşyaları gizli gizli toplar ve bir büyük koleksiyon yapar. Daha sonra Füsun’un yaşadığı evi satın alıp onu
Masumiyet Müzesi adıyla bir müzeye dönüştürür, Orhan Pamuk da bu müzenin kataloğunu, Kemal’in hikâyesini yazmayı üstlenir... Gerçekte Orhan Pamuk’un romanı yazarken İstanbul’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde bulup topladığı bu eşyalar, Çukurcuma’da romanın atmosferini canlandıran bir müzede toplanacak. Sizin için, Masumiyet Müzesi koleksiyonunun nadide parçalarından bir seçki yaptık.
Babamın ayakkabısı

“Çok iğrençmişsin,” dedi Sibel. Annemin içi eski bozuk paralarla dolu, güllü çiçekli eski çantasını, arkasından da babamın siyah-beyaz yazlık eski ayakkabılarından birini bana fırlattı. İkisi de isabet etmedi. Eski bozuk paralar, kırık cam parçaları gibi etrafa saçıldı. Sibel’in gözlerinden yaşlar akıyordu. (Sayfa 213)
Tuzluk

Füsun kaşlarını çatmayı bıraktı. Tam tersi iki kere tatlılıkla, içtenilkle güldü ve daha sonra koleksiyonuma katacağım tuzluğu bana verirken parmaklarının benim elime iyice değmesine izin verdi, her şey de tatlıya bağlandı. (Sayfa 331)
Kibrit kutuları

Kibrit kutuları, Füsun’un sigara izmaritleri, tuzluklar kahve fincanları, firketeler, saç tokaları gibi toplaması zor olmayan ve dikkat çekmeyen bu ilk şeylerden sonra daha dikkat çeken küllük, fincan, terlik gibi şeyleri almaya başlayınca yavaş yavaş yerlerine yenilerini alıp getirmeye başladım. (Sayfa 418)
Samsun sigarası

Dokuz yıl boyunca Füsun hep Samsun sigarası içti. Keskinlere akşam yemeğine gitmeye başlamamdan hemen sonra, ben de Marlboro’yu bıraktım ve Füsun’un etkisiyle Samsun’a geçtim. (Sayfa 439)
Takma diş

Babamın başucundaki komodinin üzerinde ilaç kutuları, bilmece köşeleri, katlanmış gazeteler, subaylarla rakı içerken çekilmiş, çok sevdiği eski bir askerlik fotoğrafı, okuma gözlükleri ve bardağın içinde de takma dişleri vardı. Dişleri alıp mendilime sararak cebime koydum, salonda annemin karşısına, babamın koltuğuna oturdum. (Sayfa 250)
Füsun’un sarı ayakkabısı

“Anladım,” dedi, vitrine yürüdü. Bir hamlede sol ayağındaki yüksek topuklu sarı ayakkabıyı çıkardı ve tırnakları özenle kırmızıya boyanmış çıplak ayağıyla, vitrinin zeminine basıp mankene doğru uzandı. Önce boş ayakkabıya baktım, sonra uzun, çok güzel bacaklarına. Mayıs gelmeden, şimdiden güneşten yanmışlardı. (Sayfa 14)
Köpek bibloları

Ama bu, köpeklerin oraya neden konduğunu açıklamıyordu. Daha sonraki yıllarda televizyonun üzerine bir sigaralığa destek olan bir başka köpek de yerleşti. (Sayfa 418)
Ehliyet imtihanı kitapları

Arada Yıldız Parkı’ndaki yorucu ve yıldırıcı direksiyon derslerine kan ter içinde devam ediyor, yazılı imtihana da hazırlanıyorduk. Füsun Kolay Şoför Kitabı ve Şoför Ehliyet İmtihanında Sorulan Sorular ve Cevapları gibi yayınları bir çay bahçesinde vakit öldürürken çantasından bazan çıkarır, bana bir-iki soruyu ve cevabını gülerek okurdu. (Sayfa 480)
Oyuncaklar

...annemin oynasın diye verdiği benim oyuncağım Ankara Ekspresi treniyle çocuk gibi oynayışını; çocukluğumun bir başka oyuncağı uzay tabancasıyla birlikte oynarken her tetiklemeden sonra tabancanın dağınık odanın bir köşesinde kaybolan pervanesini gülüşerek arayışımızı, bu eşyalar tek tek elime gelince hatırlıyor ve teselli oluyordum. (Sayfa 175)
Zaimin çakmağı

Arkadaşlarımın çoğunu seviyordu ama Zaim’den hoşlanmıyordu. Zaim’in fazla gösteriş meraklısı, fazla çapkın ve ‘bayağı’ olduğunu söylüyor, verdiği davetlerin sonunda “sürpriz” diye dansöz çağırıp göbek attırmasını, Playboy amblemli çakmağıyla kızalrın sigaralarını yakmasını çok “banal” buluyordu. (Sayfa 35)
Rakı bardağı

“Kemal Bey,” dedi elimdeki rakı bardağına göz atarak. “Size, babanıza, ailenize büyük saygım var. Hepimizin sıkıntılı günleri olmuştur. (Sayfa 191)
Ayva rendesi

Bir an onun ayva rendesi olduğunu söyleyemeyeceğimi hissettim. Söylersem sanki Füsun’a olan takıntımı, yıllardır evli bir kadını görmek için hatada dört-beş kere yaşadığı eve gidişimi, durumun rezaletini ve umutsuzluğunu, aslında tuhaf ve kötü bir insan olduğumu hemen anlayacaklar zannediyordum. (Sayfa 424)
Saatler

Füsun saatini saniyesine kadar dakik bir saat gerektirecek bir hayat sürdüğü, işlere, randevulara yetişmek zorunda olduğu için değil, tıpkı emekli memur babası gibi, Ankara’dan, devletten kendisine özel olarak gelen bir işarete duyduğu saygı yüzünden ayarlıyormuş gibi gelirdi bana. (Sayfa 316)
Yorum Ekle