Can Dündar bu kez yaşamların ardından nihai sona ulaşanlar için yazdı yazılarını... Her biri ayrı bir yaşam, ayrı bir sevda, ayrı bir renk olan insanları...

Yaşam kadar ölüm de yaşamlarını sürdüren biz insanlar içindir... Ama o gün gelinceye kadar durmaksızın koşup sanki bir yarış içerisinde bir şeyler yakalama uğraşlarındayız...
Ölümü bilsek de hep yaşam ağır basar. Ölünün arkasından konuşulmaz, ölümü bile konuşulmaz çoğu zaman hep yaşamın ağır basışından...
Her yaşam nihai sona giderken yaşamı paylaştıklarından bir parça götürür... Geride kalanlara kalan ise anılardır... Yaşarken paylaşılanlar. O yüzden hatırlamak önemlidir. “Gerçekte insanlar unutulduklarında ölürler” der bir yazar da ...
Yakamdaki Yüzler Can Dündar’ın yitirdiklerinin arkasından yazdıkları yazılardan oluşuyor. Kimisi tanıdığı, kimisi mesleği öğrendiği kişiler, kimisi ise herkesin tanıdığı ünlü kişiler...
“Saçlarına Yıldız Düşmüş” diyen Ahmet Kaya, sayısız filme imza atan Atif Yılmaz, “Ben Sana Mecburum” diyen Attila İlhan, Aziz Nesin, Barış Manço...
Karaoğlan’da da anlattığı Bülent Ecevit, Can Yücel, şarkılarını hala coşku ile dinlediğimiz Cem Karaca, Erdal İnönü, Gülünün Solduğu Akşam’ın Erdal Öz’ü, Köy Enstitüleri’nin Fakir Baykurt’u, Hrant Dink, Türkiye’nin en iyi siyasetçilerinden İsmail Cem.
Bizi güldüren adam Kemal Sunal, yazar Mehmet Uzun, Melih Kibar, Onno Tunç, Sadri Alışık, Hititolog Sedat Alp, Yaser Arafat ve Nazım’ın şiirler yazdığı Vera Tulyakova...
Yakaya takılan yüzlerin arkasından yazılan yazılar ölümü ve hüznü anlattığı kadar yaşamı da anlatıyor. Yaşamı ve her yaşamın diğerinden farklı olan renklerini... Sevinç ve hüzünlerini...
Yitip gidenin ardından kalanlar daha sıkı sarılmalıdır yaşama ve yaşamaya... Ve ertelemeden yaşamalıdır...
Kitaptan
“Hani gardrobunuzda küflenen o en sevdiğiniz elbiseniz var ya; o “çok özel gün” için beklediğiniz , giymelere kıyamadığınız o alımlı tuvalet, o cakalı takım, o gözalıcı kazak...
Bugün giyin onu!...
Beklediğiniz “o özel gün” hiç gelmeyebilir çünkü...
Haydi açın, nicedir kapalı duran misafir odanızın kapısını... Yıpranır diye korktuğunuz koltuklara serilin gönlünüzce...
Çalın, çalmak için önemli bir konuk beklediğiniz plakları bu gece...
...ve söylemek için “özel bir an “beklediğiniz o sihirli sözcükleri hemen söyleyin sevdiğinize ...ne olur...
Söylemeye niyetlendiğinizde, çok geç olabilir.
...Yaşamı ertelemeyin!...
Beklediğiniz “o gün “, işte bugün...”
( Yurdagül Akcansoy)
Kitapla ilgili diğer bilgiler için tıklayın.
Yorum Ekle
Yorumlar