Sınır ötesi kara harekatı başladı, gündem ile ilgili bir da raflarda: Kuzey Irak Kapanı... İşte Gazeteci Serkan Oral'ın kitabından dikkat çeken başlıklar.
Kitaptan
Silahların gölgesinde
1990'lı yıllarda çok kez sınır bölgemize gittim.
O dönemde gördüklerim ile daha sonra 2000'li yıllarda gördüklerimi kısaca aktarmak isterim.
Türk silahlı kuvvetlerinin Casa tipi kargo taşıma uçaklarıyla genelde çok erken saatte Etimesgut'tan havalanırdık.
Bir askerî basın gezisinde önce Van'a gittik. Güzergâhımız Hakkâri Yüksekova'da bir sınır karakoluydu.
Kıştı.
Yollar kar kaplıydı.
O yüzden Skorsky tipi askerî helikopterlere bindik.
Van'dan Hakkâri'ye askerlerimizin gittiği güzergâhı veya özel harekât timlerinin kullandığı yolu seçtik.
Skorsky dağlar arasında manevra kabiliyeti olan bir helikopter.
6-7 kişi ancak biniyorduk.
Gürültüsü hâlâ kulaklarımda.
İneceğimiz yere giderken askerî pilotlar gazetecileri taşıdıkları için kısa bir gösteri ile havada neler yaşandığını göstermek istemişlerdi.
Artı G ve Eksi G ne demek orada anladık.
Neydi diye sorarsanız…
Ne nedir?
G "the accelaration force or gravity" yani ivmelenme kuvveti ya da yerçekimi ivmesi.
Yerde iken sıfır (0)'dır.
(+) veya (-) olabilir uçak burun yukarı doğru halde bir daire çizerse + g oluşur, sürati fazla ise g miktarı da artar. Burun aşağı daire çizerse (-) g oluşur. Helikopter veya uçakların + g kabiliyeti, – g'den daha fazladır
G kuvvetinden kaynaklanan bilinç kaybı olabilir.
Aşırı + g'de gözler kararır ve bayılma olur, beyin kansız kalır.
Aşırı – g'de ise beyne ve gözlere aşırı kan dolar bu daha tehlikelidir birincisinin geri dönüşü varken, bu ölümcül olabilmektedir en basiti göz damarları çatlaması sonucu retinada hasar veya kalıcı körlük olabilmekte…
Gelelim yaşananlara…
Tecrübeli askerî pilotlar sarp dağların arasından görerek uçuş yaparken sanki evlerinin yolunu bulurcasına rahatlardı.
Bölgede kimi noktalara yakın geçiş yapıyorduk. Örneğin kimi mağaraların girişlerini bile görmek mümkündü. 1990'lı yıllarda o dağlardan Kırkgeçit, Kanlıdere kimi zaman da Başkale üzerinden gitmiştik.
Beni en çok etkileyen pilotlarımızın başarılı uçuşlarıydı. Onların Yüksekova'ya inişimize kadar cesaretlerine ve iş disiplinlerine hayran kalmıştık.
Yüksekova, 12 askerin şehit edildiği Dağlıca'ya 50 kilometre uzaklıkta bulunuyor.
Ne nedir?
Yüksekova...
Hakkâri'nin en büyük ilçesidir.
Dağlar arsında bir çöküntü alanı olan ve Yüksekova ilçemizin üzerine kurulu gever ovasıdır.
Ovada rakım 2000 metredir. Genişlik 15, Uzunluk 40 km dir.
Kapalı Bir Havza konumunda olan ovanın kışın soğuk hava kütlelerinin ova üzerine çökmesi ile çok uzun ve soğuk kışlar geçirir.
Mayınların üzerindeydik!
Bir diğer askerî basın gezisinde güzergâhımız Diyarbakır'dı. Ankara'dan çıkıp Diyarbakır'a gidecektik. Yine Casa uçaklarındaydık. Ancak işin içinde farklı bir durum vardı.
Diyarbakır'a gidecektik ama sonrasındaki güzergâh bilinmiyordu, aslında bir başka noktaya bizi genelkurmay başkanlığı götürecekti ama program tam bir giz olmuştu.
Sır perdesi Diyarbakır'da aralandı.
Bu kez yolculuk Kulp-Lice-Hani üçgenindeki karlı dağlardı. Skorskylerle 5.000 metre yükseklikteki karlı dağlarda kahraman Mehmetçiğin bulunduğu noktalara hareket ettik.
En tepedeydik.
Helikopterin tek tekeri yere, o kardan temizlenmiş tepeye değiyor, bize komut geliyor ve atlıyorduk. Kameramız, not defterlerimiz ve gözlerimizle bölgeye çıkartma yapıyorduk. Askerlerimiz nasıl görev yapıyor, vatanı oralarda nasıl koruyor ve dağlardaki teröristlere nasıl aman vermiyor yakından görüyorduk.
İndik.
Çok soğuk bir hava.
Her yer kar.
Bizim için kazılmış ince bir patika yol.
Oradan gidiyoruz daha doğrusu oradan gitmemiz gerekiyor ama biz kar üstünde yürüyoruz.
Ufak tefek uyarılar geliyor komutandan, ama çok farklı bir gazeteci deneyimi hepimiz için.
Ateşte pişen, artık altı kapkara olmuş bir çaydanlıktan bize metal kaplarla ikram edilen asker çayını unutamam.
Aynı şekilde teröristlerin yuvası olan dağlar.
Birkaç saat kaldıktan sonra tekrar Diyarbakır'a döndük. Ve hepimizi şoke eden bir söz duyduk komutandan: "Sizin gezdiğiniz o kar kaplı alanlar var ya, hepsinin altı mayınlıydı."
1 metreye yakın kar olduğu için baskı yapmıyor ve patlamıyordu…
Gelelim sır gibi bu askerî gezinin arkasındaki gerçeklere...
O dönemde yapılan operasyonlarda 900'ün üzerinde terörist ölü olarak ele geçirildi. 2 teröristle de biz röportaj yaptık. Başları öne eğikti. Utanç duyuyorlardı. Neden bu yolda olduklarını bilmeyen, bilinçsiz ve acizdiler. Tek tek kamplarını dolaştım. Dehşet bir olaydı benim için.
Aldığımız bilgiler Türk istihbarat birimlerinin başarısını ortaya koyuyordu. Örneğin PKK'lılar birçok yerde 50'şer kişilik gruplar halinde sürekli yer değiştirmeyi tercih ediyordu. Mağara ve çadırlarda barınıp, dağınık yerleşiyorlardı. Kamplar arasında iletişim uydu telefonlarıyla yapılıyordu. Örneğin Amerikan malı doğum kontrol hapları vardı. Avrupa ülkeleri menşeli ilaçlarını bile bırakıp kaçmışlardı. Tuz, pirinç, un gibi gıda ürünlerini depo etmişlerdi.
Yürürken komutan bir dakika dedi.
Durduk.
Ayağımızın altı bir anda yumuşamıştı. Bastığımız yer sanki toprak değildi. Aslında topraktı ama gevşemişti. Sağa doğru yöneldik. Giriş kapısı gibi bir yer vardı. Eğildik girdik. Az önce yürüdüğümüz toprağın altı meğer sığınakmış. Toprağın altını sığınak olarak hazırlayan teröristler tahta ve ağaçlarla çadır gibi yapıp, üstüne naylon gererek onun da üstüne toprak koymuşlar.
Yukarıda asker dolaşırken onlar aşağıda oturuyorlarmış.
Bingöl ve Diyarbakır'daki dağlık arazilerin birçoğunda bu vardı.
Tabi mağaraları da tercih ediyorlar ama yine dikkatimi çeken bir başka olay da tarlalardı.
Futbol oynayan teröristler, helikopter sesini duyar duymaz, operasyona önlem olarak kaçıyorlardı.
Girişi dar ve küçük olan sığınağa giriyor, yukardan ne kadar bomba atarsan at toprağın altını etkilemiyordu.
Bu görüntüler hâlâ hafızamda.
Oraları bir gazeteci olarak dolaşırken, terörle mücadele edenlerin yaşadıklarını daha iyi anlıyor, koşulların zorluğundan dolayı bir kez daha silahlı kuvvetler personeline saygı duyuyordum.
Neden Yazdım?
Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak topraklarını işgalinin sürdüğü bir dönemde kaleme alınan bu kitap, yakın tarihe ışık tuttuğu gibi, devam eden bir sürecin resmini çekmektedir.
Patlamalar, ölümler ve acılar sürdüğü için binlerce sayfa da yazılsa Irak halkının yaşadıklarını anlatmak yeterli olmayacaktır.
Kitabı okurken lütfen bunları da düşünün.
Kimi zaman kendinizi o sakaklarda hissedin, yanı başınızda yaşanan bir cinayetin görgü tanığı olun; ya da karayolunda seyrederken aracınızın hemen önünde bir bombanın patlatıldığını ve orada masun dostlarınızı yitirdiğinizi varsayın.
Iraklılar her gününü son günleri gibi yaşamak zorundadır.
Irak sınırımızda helikopterlerin biri kalkıp biri inmekte, eller tetiktedir.
Irak kültürünün en demli bölgesidir Kuzey Irak. Ve bu demli tarafında ülkenin, petrol zenginliğine bulanmış bir hayat ile benzin fakiri bir yaşam aynı potada eritiliyor.
Özel izinle geçtiğim sınırın ötesinde bir yanda terör, diğer bir yanda Amerika'nın "özgürleştirme harekâtı" sonrası işgal, Irak halkına sinsice bakıyordu. Kontrol noktaları ise ülkeyi baştan aşağı dolaşan bir sarmaşık gibiydi.
Mahallenin kabadayısı Amerika ile Orta Doğu'nun asi kızı Irak'ın petrol dansı ise tüm coğrafyada ilgiyle izleniyordu.
Sizleri Kuzey Irak'ta çıkaracağım gezintide;
Irak'ın barut kokan sokaklarını soluyacaksınız. Her nefeste bir insanın duygu yüklü iç çekişini hissedeceksiniz yüreğinizde.
Bir taksi şoförünün ayağındaki çorabı "benzin filtresi" olarak kullandığına şahit olacak, benzini süzmesine yardım edeceksiniz.
Silahların gölgesindeki ince koridorlarda dolaşırken ayağınızı yere vuracak ve ortaya çıkan ziftin altında dünyanın en değerli petrol yataklarının bulunduğunu fark edeceksiniz.
20 km'lik yolu 180 km hızla "kelle koltukta" gitmek zorunda kalanları şaşkınlıkla okuyacaksınız.
Her an uzaktan kumandalı bir bombanın patlaması ya da otomatik silahlarla saldırı olasılığına karşı alelacele yolculuk bunun adı.
Türkiye olmadan Kuzey Irak'ın var olmadığı bu coğrafyada, paranın gücüyle bir dünya mahallenin nasıl kurdurulduğuna pür dikkat kesileceksiniz.
Ve…
Hüznün coğrafyasına güzel kokusuyla eşlik edebilecek kadar umutlu, gözyaşlarını akıntıya sessizce bırakabilecek kadar nahif ve bataklığın ortasında cesur Türk işadamlarının inanılmaz öyküleri yüreğinizi dağlayacak…
Evinize döndüğünüzde ise Irak'ın her metrekaresinde sizin de bir suretiniz kalacak.
Neden mi?
Çünkü artık önümüzdeki 50 yıllık süreçte yeni bir güney komşumuz oldu; Amerika Birleşik Devletleri…
Birinci Körfez Savaşı, İkinci Körfez Savaşı gibi kısmi isimler geride kaldı artık.
Çöl Fırtınaları konuşulurken, Irak'ın tamamında fırtınalar koptu; son 20 yılda Irak bizim için bir polemik unsuru ve dünyanın konuştuğu sorunların ana kaynağı haline geldi.
Irak'a ilişkin kim ne biliyorsa ortaya koymalı; ben Kuzey Irak'ta bulunduğum sürede gördüklerimi tek tek not aldım. Özel izinle, bölgesel yönetimin şahsıma verdiği kâğıtla Erbil, Süleymaniye ve Zaho'da dolaştım.
Görebildiğim, görüntüleyebildiğim, göremediklerimin yanında ancak "burnumun ucu" kadar olabilir. Çünkü çekim yapamadığım alanlar çok fazlaydı.
Ama gördüklerim ve görüntüleyebildiklerim Türkiye'de çoğu kimsenin ilk kez göreceklerini oluşturdu.
Bir kitapta tüm Irak'ı anlatmak imkânsızdır.
Daha da zor olanı tüm Kuzey Irak'ı anlatmaya çalışmaktır. Ben yüzyıllardır taşınan bilgi dağına bir küçük kürekle yeni bilgiler eklemek istedim.
Bu kitapla size kürek kürek Irak'ı, klasik deyişle sayfa sayfa Irak'ı anlatmaya çalıştım.
Ben, Kuzey Irak'ta nasıl bir dünya kurulmaya çalışıldığının resmini çekerken, bu revizyonun halen devam ettiğini söylemeliyim.
Benim, küçük öyküler ve minik portreler ile çizdiğim bu resim hiçbir şekilde durağan değildir. Kuzey Irak, sürekli değişime gebedir, şekil alma süreci devam etmektedir.
Değişmek, dağılmak; yok olmaktır.
Parçalar oynar yerinden, bozulur düzenleri…
Büyük tarihçiler oynak zeminleri yorumlarken sapla samanın karışmasından çekinirler, benim ise öyle bir kaygım yok; çünkü sadece gördüklerimi yazdım.
Ve en çok da gençlerin okumasını isterim bu kitabı, onların herkesten daha dikkatli bakmasını isterim resimlere.
Kalın ciltli kitaplar sokakların sesini anlatmaz, bu kitapta Irak'ın sesiz tanığı sokaklar var.
Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'den sonra sokaklardaki yaşamın zor duyulan sesi var.
Bugün bölgedeki iki ana oyuncu olan Talabani ve Barzani'nin Türkiye ile olan ilişkilerindeki bilinmeyen yönleri var. Anlaşmalar, uzlaşmalar, yeni oluşumlar ve tehditler…
Şimdi...
Neden mi yazdım?
Çünkü bıçaklar kör kalır Irak'ın kuytularında…
Bir bebek çığlığı yarar sessizliği…
Bir ülkeden bir iç ülkeye yüklenir hayaller…
Buğulu gözlere yazılır en güzel sözler…
Basra'ya akan bir ritüele koşar adımlar…
Tüm bu yaşananlar ise varlık içindeki yokluğun resmi olur…
Neden mi yazdım?
Çünkü ben bir gazeteciyim.
ÖNSÖZÜNÜ GAZETECİ ÖMER LÜTFİ METE'NİN YAZDIĞI, GAZETECİ SEMİH İDİZ İLE TARİHCİ ERHAN AFYONCU'NUN SUNUŞ YAZISINI YAZDIĞI KİTAP'TAN DİĞER BAŞLIKLAR İSE ŞÖYLE:
BARZANİ, ÖZAL'IN ELİNİ ÖPTÜ MÜ?
GENELKURMAY BAŞKANLIĞI HANGİ İŞADAMINA ''K. IRAK'A GİDİN'' DEDİ?
ASKERLER, TALABANİ İLE KİMİ BULUŞTURDU?
TALABANİ HANGİ TÜRK GAZETECİYE K. IRAK'TA TV KURMASINI TEKLİF ETTİ?
SADDAM HÜSEYİN İLE GÖRÜŞEN SON SİYASİ KÜRŞAD TÜZMEN'İN İLGİ ÇEKİCİ AÇIKLAMALARI…
[Serkan Oral]
İzmit'te doğdu (1972). Kültür Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi ortak projesiyle gazetecilik eğitimi için Hollanda'ya gönderildi (1992). Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesini bitirdi (1994). Gazetecilik yüksek lisansı, günlük haber koşuşturması ve yakın tarihi okumalarını aynı süreçte tamamladı.
Dünyanın farklı ve karmaşık birçok coğrafyasından haber aktaran Serkan Oral, gazeteciliğe İstanbul'da 24 Tv'de Anchorman olarak devam etmektedir.
Oral, çok sayıda mesleki ödülün de sahibidir: Hürriyet Gazetesi Genç Gazeteciler Yarışması Üçüncülük Ödülü (1992), Akdeniz Gazeteciler Derneği Yılın Gazetecisi ödülü (2003), Başkent Grubu 80 Yılın Altın Adamları ödülü (2003), Kırıkkale Müstakil Gazeteciler Cemiyeti Özel Haber Ödülü (2004), Meclis Haber Dergisi Yılın Başarılı Televizyoncusu ödülü (2004), Çağdaş Gazeteciler Derneği Yılın Haberi ödülü (2006).
Serkan Oral, bir dönemin siyasi ve hukuki sürecini anlattığı
Kargatulumba Refah (1998), medya-asker-siyaset ilişkilerini ele alan Az Sonra Son Darbe (2000), kadın-erkek ilişkileri üzerine Ojeli Aşk (2005) ve Keşmir ve Kıbrıs sorunlarına değinen
Zor Vatan (2007) adlı kitapların yazarıdır.
Kitapla ilgili diğer bilgiler.
Yorum Ekle