Dayıoğlu, bu kez fantastik gençlik romanı “Mo’nun Gizemi 2 – Otran” ile bir kez daha okurlarıyla buluşuyor.

Kırk beş yıldır çocuk-gençlik edebiyatında pek çok ürün veren Gülten Dayıoğlu, ilk çocuk kitabı “Bahçıvanın Oğlu”ndan (1963) bu yana, kuşaktan kuşağa okunan eserleriyle, okurlarının gönüllerine taht kurmayı başardı. Bu eserler, yedi yaştan itibaren, değişik yaş kesimlerindeki çocuk ve genç okurlar için hazırlanmış öykü ve romanlardı; Dayıoğlu, bu kez fantastik gençlik romanı “Mo’nun Gizemi 2 – Otran” ile bir kez daha okurlarıyla buluşuyor.
Fadiş’ten Mo’nun Gizemi’ne
Dayıoğlu, Doğan Kardeş Yayınevi’nin açtığı ’Çocuk Romanı Yarışması’na katılmayı düşünmektedir. İlk romanı "Fadiş"e, bu yarışma için bir ada vapuru yolculuğunda başlar. Ada vapuru yolculuğu, özel ders vermek için Büyükada’ya gidilen yolculuklardan biridir. Eşinin iş yerinden arta kalan, birazı kullanılmış bir vergi defteri Fadiş’in ilk karalamalarına ev sahipliği yapacaktır. Defterin ilk sayfadaki tarihi 1963’tür.
Gülten öğretmenin roman yazma deneyimi yoktur ve Fadiş’i de içinden geldiği gibi geliştirir. Geceleri ev halkı uyuduktan sonra, yazma işini sürdürür. Böylece aylar geçer. Roman bittiğinde düzeltme işine koyulur. Sıra romanı daktilo ile temize çekmeye gelir. Öğretmenlik yaptığı okulun müdürü, zorlanarak da olsa, okulun demirbaş daktilosunu, iş saatleri dışında evine götürüp kullanmasına izin verir.
Dayıoğlu, Fadiş’in ilk yayınevi macerasını şöyle anlatıyor: "Yapı Kredi Yayınevi o zamanlar, Kuledibi’ndeydi. Fadiş’i alıp, sevinç içinde yayınevine gittim. Beni Onat Kutlar karşıladı. Güler yüzle, bana oturacak yer gösterdi. Bir süre sonra Fadiş’in incelemeye başladı. Bu arada Vedat Nedim Tör çıkageldi. Beni kırk yıllık dost gibi selamladı. Kimliğime, yazarlığıma değin sorular sordu. Onat Kutlar da anlattıklarımı dikkatle dinliyordu. Bir çay içimlik sürede onlara çocuk edebiyatıyla ilgili görüş ve düşlerimi anlattım. Gösterdikleri ilgi, beni öylesine yüreklendirmişti ki! Sonradan dostluğumuz ilerledi."
Yarışma sonuçlarını beklerken, içini tarifsiz çoşkular sarar Dayıoğlu’nun. Hep yarışmayı kazanacağına inanır. Çünkü Fadiş’e güvenmektedir. Ancak yarışmayı kazanamaz. Yayınevi, Fadiş’in, gelecekte yayımlanacak on roman arasında yer aldığını belirtse de Gülten öğretmen, dosyasını geri almayı tercih edecektir. O günler için şunları söylüyor: "Yarışmadan kaynaklanan coşkum sönmüştü. Ama Fadiş’imle ve yazarlıkla ilgili umutlarım, olduğu gibi duruyordu. Dosyayı geri aldım. Kütüphaneme koydum. O günlerde ilk kitabım olan "Bahçıvanın Oğlu" yayımlandı. Onun verdiği sevinç Fadiş’ten kaynaklanan kırgınlığımı unutturmaya yetmişti. Bir süre sonra aynı türden kitaplarım art arda yayımlanmaya başladı."
"Fadiş", ilk gittiği yayınevinde yayımlanmasa da yazarına yeni kapılar açmayı başaracaktır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Amerikalı uzmanlar işbirliği ile düzenlediği Çocuk Kitapları Yazma Semineri de bunlardan biridir. Dayıoğlu ve diğer yazar adayları, bir haftalık süreçte, Amerikalı ve Türk yazın ustalarından, çocuk edebiyatına değin, önemli ipuçları edinir.
Sosyal içerikli öyküler
Dayıoğlu, ilk gençlik yıllarından beri, sürekli olarak, edebi türde sosyal içerikli öyküler yazar. Bunların kimileri dergilerde, gazetelerde yayımlanır. Bu öykülerden biriyle (Döl), 1964-1965 Yunus Nadi Öykü Yarışması’na katılır. Döl, köyde urgana asılarak doğum sancılarıyla başa çıkmaya ve tek başına yavrusunu dünyaya getirmeye çabalayan bir kadının öyküsüdür. Yarışmada, Döl, bir oy farkıyla ikinci olur. Yazı işleri Müdürü Ecvet Güresin, yönetim odasında, Dayıoğlu’nun armağanını verirken, Cumhuriyet gazetesinde, isterse, yazabileceğini de iletir yazara. "Pek sevinmiştim," diyor Gülten Dayıoğlu. "Hemen eğitim öğretim ve çocuk yazını ile ilgili makaleler, dizi yazılar yazmaya başladım." 1967 yılında, Milliyet gazetesine geçer Dayıoğu. "Milliyet’te Abdi İpekçi ve Ali Gevgilili’den inceleme yazıları ve röportaj teknikleriyle ilgili çok değerli bilgiler edindim. İşin ilginç yanı, bu tür bir yardımı ben istemedim. Onlar götürdüğüm yazıları bizzat inceler, eleştirir, görüşlerini bana aktarırken, beni eğitirlerdi."
Fadiş’in ilk yayınevi de Abdi İpekçi’nin kurduğu Milliyet Yayınları olacaktır. Fadiş, 1971 yılında Milliyet Yayınları tarafından on bin adet basılır ve iki buçuk ayda tüm baskı tükenir. 1979 yılında ise Fadiş, Altın Kitaplar’dan yeniden yeniden basılır. Yazılışından sekiz yıl sonra, okuruna kavuşma olanağı bulan Fadiş, o günlerden bugünlere, kesintisiz olarak yapılan yeni baskılarla kuşaktan kuşağa okunmaya devam ediyor.
’Ben de değişip, gelişiyorum’
Dayıoğlu konularını yaşamın içinden çekip, çıkartır. Yaşadığımız dünyadır yazdığı. Ama bunu yaparken, zaman zaman düşlediği dünyayı da vurgular kurgularında. Bu dünyada, barış vardır; özgürlük, eşitlik, kardeşlik, özveri, acıma duygusu ve yardımlaşma vardır. Tüm bunları eserlerinin bel kemiği olan ’sevgi’ üzerine kurar. Ona göre, insanı mutlu kılacak olan kavramların en önemlisi sevgidir. Yeni kuşakları bilgi çağına, fantastik eserlerin farklı boyutları ile hazırlar.
Dayıoğlu, dönemin çocuğu-genci-yetişkini için yazarken, toplumsal değişimin de bilincindedir. "İnsanların değiştiğini gözlüyor, duyuyor, biliyor ve sezinliyorum. Bu nedenle bugünün insanı için yazarken, otuz yıl öncekinden çok farklı yaklaşıyorum konulara. İletişim araçları ve teknolojinin başdöndürücü ilerlemesi değer yargılarını, duyguları, düşünceleri, görüşleri içten içe yaman biçimde etkilemekte. Korkarım ki insanın özüne de ulaşmakta bu etki. İşte bu görüş doğrultusunda yazıyorum bugünkü okuyucularıma. Bu olguyu yaklaşık son on yıllık dönemde algıladım. Ve hemen kendimi yenileme gereksinimi duydum. Okuyor, araştırıyor, izleyip gözlüyorum. Sanatsal sezgilerimi bu birikimle besliyorum. Sonra oturup yazıyorum. Günceli, çağdaşı yakalamaya çaba gösteriyorum kısacası. Günümüz insanı tarafından okunmak için böyle yapmaya zorunlu olduğumun bilincindeyim."
"Uzun yaşayan yazarlar, üç değil beş kuşağın yazarı olma özelliğine sahip olabilirler," diyor Doğan Hızlan, Gülten Dayıoğlu’nun edebiyatı üzerine konuşurken. "Ancak Gülten Dayıoğlu’nun ilk kitabından bu yana, tüm eserleri kesintisiz olarak yayımlanıyor. Bu eserler gerçekten üç kuşak tarafından, sürekli olarak okunmuş ve hâlâ da okunmaktadır." Dayıoğlu, Türkiye’de pek az yazara nasip olan ’üç kuşağın yazarı’ olmayı başarıyor.
Mo’nun Gizemi çözülüyor
Dayıoğlu, “Fadiş”le başlayan çocuk-gençlik edebiyatı yolcuğunda yeni eserlerinde fantastik kurgularıyla çıkıyor karşımıza; “Mo’nun Gizemi” ve “Kıyamet Çiçekleri”nde fantastik edebiyatın sularında gezinmeye başlayan Dayıoğlu, “Alaca Karanlık Kuşları”nı ’evrim’ teorisi üzerine kurguluyor. “Yada’nın Gizil Gücü”nde okurlar, geçmiş-bugün-gelecek boyutlarında yaşanan gizemli ve soluk kesici serüvenlerle karşı karşıya kalıyorlar. "Eserlerimin üç kuşağa hizmet verdiğimi bilmekten büyük mutluluk duyuyorum," diyor Dayıoğlu. "Fantastiğe yoğunlaştığım doğru. Dünyayı geziyorum. Gezdiğim ülkelerin öyle fantastik öyküleri var ki... Galiba çocukluğumun masalları, yazar kimliğimle bütünleşiyor, yollarımız kesişiyor. Roman kahramanlarının kendilerine özgü örnekleri, kaynakları var. Bir gün Fadiş’ten başlayarak tüm roman kahramanlarımı ve onların varoluş öykülerini içeren, bir kitap yazmak isterdim. Kahramanlarımı yaratırken, gerçek insanlardan esinlenirim. Fantastik kurgu ile yazarken, düşler nice uçuk olsa da bir ayağı yere, yani gerçeğe değmeli... Fantazyaları dozunda kullanmak, sorumluluk bilinci taşımak gibi ilkeleri benimsemek gerekiyor. Yada’ya gelince... Yada, soluk kesici serüvenlerle örülmüş, bir kırk ikinci yıl romanı. Yada kızım, sadece bugünün değil, geleceğin de kahramanı..."
Mo’nun Gizemi 2 - Otran
Dayıoğlu, Nisan ayının ilk günlerinde okur sayısı bugüne dek 100 bini aşan “Mo’nun Gizemi 2” ile okurlarını selamlamaya hazırlanıyor. İkinci kitabın özel bir kahramanı da var: Otran.
“Mo’nun Gizemi 2 – Otran”ın baş kahramanları yine Defne ve Burç. Genç okurlarımız hatırlayacaktır, Defne ile Burç, birbirlerine çok yoğun bir aşkla bağlı, iki genç… Aynı zamanda dünyanın sayılı genetik uzmanları arasında yer alıyorlar. İlk kitapta başlayan soluk kesici maceralar ikinci kitapta hızını kesmeden devam ediyor: Japon bilgin Yuma’nın tek hedefi İn-Mo-San adlı ‘insanüstü’ varlığı yaratmaktır. Bu amaca erişmek için, Defne ile Burç’a Mo yaratığının genlerini aşılamaya başlar. Bir süre sonra da iki genci tuzağa düşürüp, kaçırır.
Gençlerle birlikte, bu soluk kesici serüvene daldığınızda, birden karşınıza Otran çıkıyor. İnsan varlığının gizemli sınırlarını aşmayı düşleme gücüne sahipseniz, “Mo’nun Gizemi 2 – Otran”la kanatlanıp uçmanız işden bile değil!
Kitapla ilgili diğer bilgiler.
Yorum Ekle