Haldun Hürel, son derecede ciddi bir araştırmacılık ve biriktiricilik örneği göstererek İstanbul'un semtlerinin, mahallelerinin, sokaklarının, cadde ve meydanlarının adlarını nereden aldıklarını kısa hikâyeleriyle anlatan bir ansiklopedi hazırlamış

Yaş bastı. Görmedim nice yıldır o yerleri.
Görsem de görmesem de bu indimde bir benim;
Mâdem ki şimdi her biri kalbimdedir benim.
İstanbulun O Yerleri
Yahya Kemal Beyatlı
"Bir ansiklopedi okuyacaksınız ve hüzün sağanaklarına tutulacaksınız..." desem size, sanırım yanıtınız; "Git işine yaa!" filan türünden bir şey olacaktır. "Ansiklopedi ile hüznün ne alakası ola? Bir kere kavramlar ters, kurban!" diyen sesinizi duyar gibiyim. Ben de tıpkı böyle yapmıştım bir zamanlar. Melek kalpli ve tombulca bir kız arkadaşım hayatında bir kere şiir yazmıştı ve bana okumak istemişti. Hayatım okumakla geçtiği için bu konularda biraz nadanımdır ayıptır söylemesi. Çok nazlanırım bir şey okumam istendiğinde. Cahil okurların beylik tümcesini sarf etmiştim o yüzden hemen: "Ne üzerine?" diye sormuştum pervasızca. Yanıt çok güzeldi: "Makarna!" Şiiri okumasına izin vermiştim. Ama onu dinlememiştim. Fakat gecenin ilerleyen saatlerinde yarı sarhoş kendimi bir yerlerde makarna yerken bulduğumu hatırlıyorum.
Diyeceksiniz ki bunun bizimle alakası ne? Bir alakası yok. Sadece söyledim. Öylesine. Çünkü bir ansiklopediyi edinmenizi ve şiir gibi okumanızı isteyen bir yazar çıktığında karşınıza; onu terslemeden önce bir tur dinleyin istedim.
Efendim; garip bir ansiklopedi çıktı. İstanbul'un Alfabetik Öyküsü... Ansiklopedist, orta yaş kuşağı için tanıdık ve karizmatik bir isim: Haldun Hürel. Tevellüdü müsait olmayanlara izah edelim; bir zamanların -ki o zamanlar daha İsmet Paşa bile sağ- ayrıksı duruşuyla dikkat çeken, çok sesli hafif müzik gruplarının en etkileyici ve kişiliklilerinden olan Üç Hürel'in Haldun Hürel'inden söz ediyoruz. Söz konusu grup halihazırda da hayattadır ve sadece elit müzik ortamlarında sanatını icra etmeyi tercih ettiği için sesi pek duyulmamaktadır. Lakin bilen bilmektedir. Her neyse; konumuza dönelim; meğer Haldun Hürel sadece bir kuşağı etkilemiş müzik grubunun vurmalı çalgılar elemanı değil aynı zamanda sanat tarihçisi ve İstanbul araştırmacısıymış. Günümüzde de Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde dersler vermekte. İstanbul hakkında tabii ki.
Kent kültürü hazinesi
Haldun Hürel, son derecede ciddi bir araştırmacılık ve biriktiricilik örneği göstererek İstanbul'un semtlerinin, mahallelerinin, sokaklarının, cadde ve meydanlarının adlarını nereden aldıklarını kısa hikâyeleriyle anlatan bir ansiklopedi hazırlamış. Esprili sunumumuzun hilafına; son derecede ciddi ve alfabetik bir ansiklopedi içerisinde bunları toplamış. Ortaya emsalsiz bir kent kültürü hazinesi çıkmış. Hepimiz İstanbul'un herhangi bir semtinde yaşıyor ya da bu semtlere dair pekçok şeyi her gün işitiyoruz. Peki de bu semtlerin mazisi nedir? Nasıl kurulmuş, nasıl gelişmişlerdir? Orada yaşayanlar nasıl oralı olmuştur? Semt ya da sokak veya mahalle ya da meydan; ismini nereden almıştır? Hikâyesi nedir? Tüm bunları bilmek istiyorsanız bu ansiklopediyi elinizin altında bulundurmanızda yarar var.
Akaretler, Abdülhak Hamit Caddesi, Abanoz Sokağı, Abide-i Hürriyet, Ahırkapı, Atikali, Asmalımescit, Ayas Paşa, Bahariye, Bebek, Beşiktaş, Beyazıt, Caddebostan, Cankurtaran, Cihangir, Çırağan, Çukurcuma, Dragos, Emirgan, Fener, Galata, Gureba, Harem, Hacı Hüsrev, Harbiye, Hasköy, Hobyar, Kadıköy, Kuşdili, Maslak, Moda, Nuruosmaniye, Paşalimanı, Sultantepe, Şehzadebaşı, Taksim, Toptaşı, Vefa, Zuhuratbaba ve nice nice diğerleri...
Doğrusu kitapta yer alan mahalle, semt ve sokak maddelerini tek tek ya da kısım kısım anlatmanın bu noktadan sonra anlamı yok. Çünkü bitimsiz bir malumatlar yığını arasında kaybolmamız söz konusu ki bunlar esas itibarıyla bu noktadan sonra sadece sayıları hiç de az olmayan- meraklılarının ilgi alanına girer. Bize düşen daha ziyade eserin bütünü hakkında mütalaa ve yorumlara girmektir. Bu manada baktığımızda Haldun Hürel'in ansiklopedisinin kullanıma dair getirdiklerinin yanı sıra, içten içe derin bir melankoliyi de bağrında taşıdığını ve tutku ile bağlı olduğu İstanbul'un kültürüne dair varsıllıkları toplumun hafızasına kaydetmeye çalıştığını görüyoruz.
İstanbul'u mazisi, imgeleri ve özgün ruhuyla sevenler, kimi zaman bir sokak ya da yeni kurulan bir semte liyakatli bir yöneticinin ya da muvaffak olmuş bir siyasinin veyahut da güncel bir figürün adının verildiğini görüp öfkeden deliye dönerler. Oysa İstanbul'un en saçma gözüken semt isminin bile, taşıdığı binbir imge, hatıra, anekdot vardır: Turşucu Deresi, Kazlı Çeşme, Şaşkın Bakkal, Cibali, Arnavutköy, Kandilli, Kalamış vesaire vesaire vesaire... Kentine düşkün, kıskanç İstanbullular bu isimleri birer mukaddes emanet gibi kalplerinde saklar ve eski İstanbul aksanıyla yad etmekten büyük haz duyarlar. Oysa gelişen modern zamanlarda bu zarif insanlar, İstanbul adlı nazende cihan payitahtının günbegün bu naif çağrışımlı isimlerini, hikâyeleriyle birlikte, doğasından ve tarihinden gelen yücelikleriyle beraber kaybettiğini derin bir hüzün, kalp ağrısı ve mide sancıları içinde müşahade ettiler. İşte Haldun Hürel'in çalışması, özgün bir ansiklopedi olmanın ötesinde, bu imgesel, kültürel ve estetik kayıplara karşı kapsamlı bir entelektüel isyanı da bağrında taşıyor aynı zamanda.
Bu yönüyle, yitirilmiş ve hâlâ yitirilmekte olan masalsı kente dair bir ağıt gibi İstanbul'un Alfabetik Öyküsü. Kendisini inceleyenleri her maddesinde hüzünlü hatıralara garkediyor ve mimarlık, şehircilik, sanat tarihi ve edebiyatın hemhal olduğu bir hüzün almanağına dönüşüyor.
Şehrin melankolisi
Her ansiklopedi serüveni bitmeyen bir süreçtir aslında. Sonsuza kadar sürecek bir derlemecilik serüveni ya da... Kanaatimce bu ansiklopedi de her ansiklopedi gibi bitmiş değil; bilakis henüz başlamış bir ansiklopedi. Çünkü İstanbul, bitimsiz miktarda kentsel veriye sahip. O nedenle her yeni baskıda ansiklopediye yepyeni pek çok maddenin eklenmesi zorunlu olacaktır. Şu andaki hali ile sahip olduğu geniş içeriğe rağmen bile pek çok eksik hemen göze çarpıyor ve bu çok doğal. Çünkü el atılan alan sınırsız. Dolayısıyla bu ansiklopedinin heyecan verici bir biriktirme sürecini başlattığını ve gelişerek yoluna devam edeceğini öngörmek zorundayız.
Müteakip baskılarda her maddenin, söz konusu yöreyle ilgili gravür, ilüstrasyon, görsel, desen ve motiflerle bezenmesi en büyük dileğimiz. Ne yazık ki bugünkü halinde bunlar hiç yok. Bir de bu denli özenli ve ciddi bir ansiklopedide, kapakta ansiklopedistin fotoğrafıyla karşılaşmak biraz ilginç geldi bana. Bunlar eserin değerini eksiltmiyor ama ilk başta bir tereddüt de yaratmıyor değil.
Bu şekilsel tenkidlerimiz eserin asli özellikleri yanında marjinal ve önemsiz sayılmalıdır. Çünkü eserin içeriği gerçekten de kapsamlı. Tutkulu ve özenli bir çalışma. Ortaya çıkan ansiklopedi odaklandığı ilgi alanlarında doyurucu. Belli bir gustoyu yansıtıyor. Ansiklopedistin İstanbul'a dair melankolisi ve içsel coşkusu ise her türlü güzel duyguyu ateşleyecek düzeyde. İşte biz de o yüzden tıpkı eser sahibi gibi, İstanbul'u en iyi yazmış şairi; Yahya Kemal Beyatlı'yı anımsamak, eserleri üzerinde bir tür efkârla gezinmek zorunda kaldık bu yazıyı hazırlamadan önce. Ve tıpkı ansiklopedist gibi, aynı mısrada takıldık kaldık:
"Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer..."
Aziz İstanbul...
(Radikal)
Kitapla ilgili diğer bilgiler.
Yorum Ekle